Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İsrail'in BM'de Gazze oyunu

24 Aralık 2008 / 13:32
1967’de hiç kimse Arap-İsrail çatışmasının 41 yıl sonrasında hâlâ devam ediyor olacağını düşünemezdi.
İngiliz The İndependent gazetesinin ünlü Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, İsrail'in BM Güvenlik Konseyi'ndeki ince oyununa dikkat çekti.

Fisk, yazısında, İsrail’in, söz konusu işgallerinin ardından BM Güvenlik Konseyi’nde alınan kararda “bölgenin savaşla kazanımının kabul edilemezliğine” vurgu yapıldığına ve “son ihtilafta işgal edilen bölgelerden İsrail silahlı güçlerinin çekilmesine” çağırıldığını hatırlatarak, “İsrailliler, tüm bölgelerden geri çekilmeleri gerekmediğini söylüyorlar, çünkü ‘tüm’ kelimesi metinde yok ve ‘bölgeler’ kelimesinden önce belirleyici ‘the’ artikeli de yer almamış. Dolayısıyla işgal edilen bölgelerin hangi parçasını bırakacağı ve hangi parçasını tutacağı İsrail’e kalmış bir şey.” diyerek, İsrail’in ince hesaplarını ortaya koydu.

Fisk, yazısının devamında şu önemli ayrıntılara da vurgu yapıyor; “Bu yüzden İsrail 242 kararına uygun olarak Sina’yı bıraktığını ancak Doğu Kudüs’ü ve Batı Şeria’nın büyük bölümünü yeni yerleşimcileri için tutacağını söyleyebilir. Golan ise Suriye ile görüşmelerine bağlı. Ve Gazze? Yani 242 kararı bir buçuk milyon sivilin yanlış kişilere oy vermeleri nedeniyle tutuklanmaları hakkında bir şey söylemiyor. 1967’de hiç kimse Arap-İsrail çatışmasının 41 yıl sonrasında hâlâ devam ediyor olacağını düşünemezdi. Ve bir kaç yıl önce bir Independent okurunun dikkat çektiği gibi, Güvenlik Konseyi kesinlikle belirleyici artikel yazmayarak İsrail’e Batı Şeria’da kalmalarına bir bahane verme niyetinde değilmiştir. Yazık ki okuyucumuz yanılıyordu.”
Bu hafta kusur arıyoruz.. Hepimizin insan haklarını hatırladığı gerçeğini düşündüğümüzde, Filistinliler’in çok azının ve İsraillilerin lüks denebilecek sayıda çoğunluğunun değerli olduğu akla gelir.

Ve gelecek hafta Tanrı ile görüşeceğinden Lord Blair akla geliyor. Bu tabi kendi ayıbı olarak Gazze’yi hâlâ ziyaret etmemiş olduğunu da yansıtabilir. Ancak kusur bulma işi bizim Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi 242 nolu Kararından hatırladığımız eski dostumuzdur. Bu hatırlayacaksınızdır, Ortadoğu’da gelecekteki tüm barış çabalarına rehber olacak bir karar olarak varsayılıyordu; Oslo, diğer her türlü süreçler, zirveler ve yol haritaları bunun üzerine kurulmuş sayılacaktı.

İsrail Gazze’yi, Batı Şeria’yı, Doğu Kudüs’ü, Sina ve Golan tepelerini işgal ettikten sonra 1967 Kasım’ında BM Güvenlik Konseyi’nde alınan kararda “bölgenin savaşla kazanımının kabul edilemezliğine” vurgu yapıyordu ve “son ihtilafta işgal edilen bölgelerden İsrail silahlı güçlerinin çekilmesine” çağırıyordu.

Buradaki sorunu bilen okuyuculara, hemen anlayacak olanlar da birazdan katılacak. İsrailliler tüm bölgelerden geri çekilmeleri gerekmediğini söylüyorlar, çünkü “tüm” kelimesi metinde yok ve “bölgeler” kelimesinden önce belirleyici “the” artikeli de yer almamış. Dolayısıyla işgal edilen bölgelerin hangi parçasını bırakacağı ve hangi parçasını tutacağı İsrail’e kalmış bir şey.

Bu yüzden İsrail 242 kararına uygun olarak Sina’yı bıraktığını ancak Doğu Kudüs’ü ve Batı Şeria’nın büyük bölümünü yeni yerleşimcileri için tutacağını söyleyebilir. Golan ise Suriye ile görüşmelerine bağlı. Ve Gazze? Yani 242 kararı bir buçuk milyon sivilin yanlış kişilere oy vermeleri nedeniyle tutuklanmaları hakkında bir şey söylemiyor. 1967’de hiç kimse Arap-İsrail çatışmasının 41 yıl sonrasında hâlâ devam ediyor olacağını düşünemezdi. Ve bir kaç yıl önce bir Independent okurunun dikkat çektiği gibi, Güvenlik Konseyi kesinlikle belirleyici artikel yazmayarak İsrail’e Batı Şeria’da kalmalarına bir bahane verme niyetinde değilmiştir. Yazık ki okuyucumuz yanılıyordu.

242 ile ilgili dosyalarıma dönüp baktım ve Edinburg Üniversitesi Uluslararası Hukuk İskoçya Merkezinde misafir okutman olan John McHugo tarafından yazılan aydınlatıcı bir yazıyı fark ettim. İsrail yanlısı hukukçuların “242 nolu Kararın oybirliğiyle ‘tüm bölgelerden’ çekilme yerine ‘bölgelerden’ çekilmeye çağırdığını” söylediklerine dikkat çekiyor. “Sözcüklerin seçimi kasten böyleydi… Gerekirse bazı bölgelerden çekilmeyi ifade ediyordu ama tüm bölgelerden değil.”

Tanıdığım kadarıyla McHugo 242 kararı üzerine BM müzakerelerini yeniden inceleyebilecek tek insandır. Metnin Fransızca ve İspanyolca tercümeleri aslında belirleyici artikeli kullanıyor. Ancak İngilizcesi açıkça biraz Amerikalıların güçlü askeri taktiklerini takip ederek “the” belirleyici artikelini kullanmamış. Birleşmiş Milletlerdeki adamımız Lord Caradon, İsraillilerin hangi toprağı tutup hangisini bırakacağına, nalıncı keseri gibi hep kendine yontmasını durdurmak için “bölgenin savaşla kazanılmasının kabul edilemezliği” ifadesine kelime eklemeye ısrar etti. İngiltere Ürdün’ün Batı Şeria üzerinde hükmetmesini kabul etti. O sıralarda Filistin Kurtuluş Örgütünden (FKÖ) süper teröristler olarak çekiniliyordu. Ama işe yaramadı. İsrail’in Doğu Nehrindeki adamı Abba Eban, Caradon’un hem “the” artikelini silmeye hem de bölgenin savaşla kazanılmasının kabul edilemezliğini silmeye ikna etmeye çalıştı. Birincisini başardı ama ikincisini yapamadı.

Büyük Amerikalı devlet adamı George Ball, Waldorf, Astoria otelinde (bu adamlar siyasi ihanetler için en havalı otelleri nasıl seçeceklerini biliyorlar) Araplar 1967 Kasım ayı başlarında 242 nolu karar üzerine görüşmeler yaparken bunun nasıl olduğunu nakletti. ABD’nin BM temsilcisi Arthur Goldberg Kral Hüseyin’e Amerika’nın “İsrail’in her şeyi geri vereceğini garanti edemeyeceğini” söyledi. Araplar Goldberg’e güvenmiyordu çünkü Siyonist yanlısı olarak biliniyordu ancak Kral Hüseyin, ABD Dışişleri Bakanı Dean Rusk Washington’da “ABD’nin İsrail’in Batı Şeria’yı alıkoymasını onaylamadığını” temin ettiğinde biraz rahatladı. Kral Hüseyin o zamanki ABD Başkanı Johnson’ın “altı ay içinde” İsrail çekilişinin gerçekleşeceğini söylediğinde daha da rahatlamıştı. Daha sonra Goldberg de onun güvenini destekledi. İsrailliler hakkında “Endişelenme. Yoldalar” dedi. Hah ha.

BM’deki diğer pek çok ulusun “the” belirleyici artikelinin olmayışını sorun etmeleri de şaşırtıcı. Örneğin, Hindistanlı delege kararın “İsrail tarafından işgal edilen tüm bölgeler – tekrar ediyorum tüm bölgeler…” ile ilgili olduğunu söyleyerek özellikle dikkat çekti. (Başka insanların ülkelerini işgal etmenin ne demek olduğunu iyi bilen) Sovyetler Birliği “bu karardan İsrail’in işgal ettiği Arap ülkelerine ait tüm bölgelerden, tekrar ediyoruz, tüm bölgelerden güçlerini çekmesi anlamına geldiğini anlıyoruz..." diye beyan etti. Başkan Johnson Sovyetleri tersledi ve karara “tüm” kelimesinin eklenmesini açıkça reddetti. Bulgaristan’ın da Sovyetlerle hemen hemen aynı şeyleri söylemesi şaşırtıcı değil. Brezilya “kelimelerin açıklığıyla” ilgili çekincelerini açıkça ifade etti. Arjantinliler “daha açık bir metin olmasını tercih edeceklerini” belirttiler. Diğer bir değişle, gelecekteki bu trajedi o zamanda belirlenmişti. Ama hiçbir şey yapmadık. Amerikalılar bunu sıkıca kapattı ve İngilizler de destekledi. Araplar da mutlu değildi ama her zamanki gibi akılsızca Caradon’un öyle demese de 242’nin “tüm” bölgeleri kastettiği güvencesine itimat ettiler. İsrail ise “the” belirleyici artikelini çıkardıktan sonra bile “kabul edilemezlik” kelimesinden kurtulmak için büyük mücadele verdi.

Hay Allah! Gelecekteki felaketin tohumlarını atmaktan bahsedecektik. Evet, George W Bush’un devlet bakanı iken Colin Powell korkarak ABD diplomatlarına Batı Şeria’yı “işgal edilmiş” yerine “ihtilafa düşülmüş” olarak adlandırmalarını söyledi. Bu da McHugo’nun belirttiğine göre İsrailliler için oldukça uygundu. Orijinal BM ayırma planında yer almayan İsrail’in o parçaları hakkında Araplar “ihtilafa düşülmüş” diye bahsetse neler olabileceğini İsrailliler düşünmek istiyor olabilirdi. Ayrıca, George Bush’un Ariel Şaron’a Batı Şeria’nın büyük bölümünü tutabileceğini yazdığı ünlü mektubu, Johnson’ın dalaveresinin altına imza atıyordu.

McHugo muzırca “köpekler parklardaki göletlerin yakınında tasmalarında tutulmalıdır” diyen bir kent çevre uyarısında “tüm” göletler ve “tüm” köpekler kastedilmiştir diyor. Bugünlerde elbette köpekleri uzak tutmak için duvarları kullanıyoruz. Filistinliler için de.




Kaynak:
Bu haber toplam 1772 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri