Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İsveç- Türkiye arasına soykırım ‘kara kedisi’ girdi

12.03.2010 00:45
İsveç meclisinin sözde soykırım tasarısına evet oyunun yankıları sürerken, bu sürecin öncesi ve sonrasında ki gelişen olayları Ramazan Kerpeten İsveç'ten yorumladı...

RAMAZAN KERPETEN/STOCKHOLM

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nin ardından, İsveç Parlamentosu’nda da bugün akşamüzeri, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının tanınmasını öngören karar tasarısı, bir oy farkıyla kabul edildi. Çeşitli partilere mensup milletvekillerinin hazırladığı Ermeni iddialarının tanınmasını içeren öneri için 130 milletvekili aleyhte, 131 milletvekili ise lehte oy kullandı. Tasarıda, Türkiye’deki “Pontus Rumları”na, Süryanilere, Asurîlere ve de Keldanilere Soykırımı iddialarının bulunduğu bilgisi alındı.

Parlamentonun Dış İlişkiler Komisyonu’nda 2 Mart 2010'da görüşülen tasarı, bugün öğlen saatlerinde parlamento gündemine geldi ve tasarı teklifi 6 saate yakın tartışıldı. Tasarıya destek veren sol partiler, 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde yaşanan olayların 'soykırım' olduğu ve Türkiye'nin tarihiyle yüzleşmesini ve bunu kabul etmesini gerektiği tezini savundu.

Hükümetteki Sağ koalisyonun milletvekilleri ise; İsveç Meclisi’nin uluslararası bir mahkeme olmadığı ve tarihi gerçeklerin tartışma yerinin siyaset ve meclis olmadığını belirterek karşı çıktılar. Hükümetteki 3 siyasi parti içinde de grup kararları olmasına rağmen bazı vekiller tasarıya destek verdi ve böyle bir kararın çıkmasına önayak oldular. Alınan duuymlara göre, Hıristiyan Demokratlar’dan 2, Folk (Liberal) Parti’den 2 ve Başbakan Reinfeldt’in partisi Moderat (Muhafazakâr) Parti’den 1 milletvekili tasarıya evet dediler. Meclisteki 88 vekil ise oy kullanmamayı tercih etti.

Sıcak tartışmaların yaşandığı görüşmelerde, Sosyal Demokratlar’ın Süryani asıllık ve Mardinli Yılmaz Kerimo ve Ermeni asıllı bir başka vekil konuşma yaparak tasarının meclisten geçmesi gerektiğini savundular.

Tasarıya hayır denilmesi gerektiğini ileri süren Çevre Partisi'nin Türk milletvekili Mehmet Kaplan da bir konuşma yaparken, Yahudi Soykırımı yapanlar için “Almanlar” değil, Naziler tabirinin kullanılması için, eski yaşanan acı olaylar için de Türkler diyerek bütün bir ulusun zan altında bırakılmasının haksızlık olduğunun altını çizdi. Konuşmasının devamında Kaplan:

'Önemli olan burada alacağımız karar, bu meseleyi nasıl etkileyecek, soruna çözüm getirecek mi? Olaya olmuş ya da olmamış diye bakmak yerine sonrası ne olacak, ona bakmak önemli. Türkiye'de şu anda bir taş yuvarlanmaya başladı. Yavaş yavaş artık insanlar görüşlerini açıklayabiliyor. Cesaretle tartışabiliyor. Bu taşı çıkarmamalıyız. Türkiye'de bu gelişmeleri düşünmemiz gerekiyor. Türkiye'deki son gelişmeleri zorlaştırmayalım.” şeklinde konuştu.

KARARA KARŞI TÜRKİYE’NİN TAVRI

Parlamentodaki tartışmaları ve oylamaları Türkiye'nin Stockholm Büyükelçisi Zergun Korutürk de izlerken, meclis önünde toplanan Türk ve Ermeni kökenli bazı vatandaşlar, genel kurul görüşmelerini yakından takip ettiler.

Basının sorularını cevaplayan Büyükelçi Korutürk, Ankara'ya çağrılıp çağrılmayacağı yönündeki bir soru üzerine, Ankara'dan talimat beklediklerini belirtti.

Daha sonradan gelen bilgide Büyükelçi Korutürk’ün Türkiye’ye çağrıldığı öğrenildi. Korutürk, kendisine konuyla ilgili olarak henüz resmi açıklama yapılmadığını ancak, şifahen 'Ankara'ya dönün" denildiğini, en kısa zamanda da döneceğini bildirdi.

Ayrıca 17 Mart’ta İsveç’e gelmesi beklenen Başbakan Erdoğan’ın ziyaretinin iptal edildiği de kaydedildi. Başbakanlık Basın Merkezi aracılığıyla yayımlanan konuya ilişkin 'Hükümet Açıklaması'nda:

“İsveç Parlamentosu'nda Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde bazı halklara soykırım yapıldığına dair bir önerge kabul edilmiş olmasını esefle karşılıyoruz. Kararı şiddetle kınıyoruz.” denildi.

Kararla ilgili olarak Cumhurbaşkanı’nın tepkisi de gecikmezken, kararla ilgili görüşlerinin sorulması üzerine Gül: “Bu kararların nasıl alındığını biz çok iyi biliriz. Bizim nezdimizde hiçbir itibarı yok. Geçen Amerikan Kongresiyle ilgili söylediklerimi burada da tekrarlamak isterim. Sorsanız 3 kelime konuşamazlar. Esasen çok küçük motivasyonlarla hareket eden insanlar. Tarihe yaptıkları saygısızlık açısından üzüntü verici. Hiçbir itibarı yok. Bunları da çok büyütmeyin açıkçası. Çok fazla büyütülecek bir konu da değil. Çünkü itibar etmediğimiz konuları da büyütmememiz gerekir.” şeklinde konuştu.

Tasarının geçmemesi için çaba gösteren İsveç’in sağ koalisyon hükümetinden ise: “Yanlış bir karar. Tarihi siyasallaştırıyor.” açıklaması geldi.

TASARI BIÇAK SIRTINDAYDI

Tasarının çıkması zaten an meselesiydi ve korkulanlar da oldu. Sağ partilerin “red” yönünde grup kararları olmasına rağmen, gruplardan fire verildi ve böyle bir kararın alınmasının önü açılmış oldu.

Muhalefette bulunan ve Mona Sahlin liderliğindeki İsveçli Sosyal Demokratlar’ın toplam 130 milletvekilleri var ve bunların tamamına yakını tasarıya destek verdiler.

Sol (Vänster) Parti’nin toplam 22 milletvekili var ve bunlar genel olarak tasarıya “evet” derken, Yeşiller (Miljö) Parti’nin toplam 19 milletvekili var ve bunların 5 tanesi “oylamayı protesto” için oylamaya katılmadı. Parti içerisinde olan ve protesto edenlerin başını çeken Türk asıllı milletvekili Mehmet Kaplan’ın oylama öncesi çok üzgün ve gergin olduğu gözlendi.

TÜRKLERİN ve TÜRKİYE’NİN DURUMU

Amerika’daki sözde Ermeni Yasa Tasarısı görüşmeleri öncesinde olduğu gibi, İsveç’teki oylamalar öncesinde de Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’i aradığı ve Türkiye’nin hassasiyetlerini net bir şekilde ilettiği öğrenildi. İsveç Dışişlerine yakın kaynaklardan alınan bilgiye göre, Bakan Bildt de, Türkiye’nin hassasiyetlerini ve kaygılarını anladığını ve kendilerinin de böyle bir tasarıya karşı olduklarını ve bu yönde ellerinden geleni yapacaklarını kaydetti. Fakat oylama esnasında Bildt’in mecliste olmadığı bilgisi alındı.

Bildt’in yaklaşımlarına ve samimiyetine genel olarak Türk insanı inanıyor. Zira bundan önce de Türkiye ile ilgili görüşmelerde ve AB dönem başkanlığı sırasında Bildt, Türkiye dostluğunu açıkça göstermişti.

Fakat, bütün dünyada olduğu gibi İsveç’te de bütün mesele, lobi meselesi.

Göran Persson’dan sonra Sosyal Demokratlar’ın lider koltuğuna oturan Mona Sahlin’in Türkiye ve Türkler hakkında tutumları pek iç açıcı olmadı. Geçtiğimiz yıllarda da Süryani Soykırımı ile ilgili bütün toplantı ve mitinglere katılmıştı.

Onun bu yönelmesinde hiç şüphesiz ki Süryani asıllı 2 etkili siyasetçinin varlığı. Bundan önceki sol hükümette “Okullar Bakanlığı” da yapmış olan ve yakın zamanlarda partinin genel sekreterliğine getirilmiş olan İbrahim Baylan’ın, Sahlin ve parti üzerinde etkinliği çok fazla. Sekiz yaşlarındayken Türkiye’nin Mardin ilinin bir köyünden İsveç’e göçmüş olan ve Türkiye orijinli olan Baylan, Türkler ve Türkiye konusunda sürekli olarak mesafeli oldu. Türk medyası olarak da bu zamana bütün görüşme isteklerimizi geri çevirdi.

Diğer bir Süryani asıllı vekil olan Yılmaz Kerimo da 3 dönemdir mecliste olan tecrübeli ve parti içinde ağırlığı olan bir isim. Kerimo, Türk Dışişleri’nin ve Büyükelçiliğin bütün davetlerine icabet etse de, bu tür soykırım oylamalarında kulis faaliyetlerinde ismi geçen birisi.

Aslında olayı sadece bu isimler üzerine bina etmek, durumun bütününü görmemek olur. İsveç’teki Süryani kesim içerisinde Türkiye’yi ve Türkleri çok seven ve destekleyen geniş bir kesim olsa da, onlar içerisinde –Ermeni Diasporası’nda olduğu gibi- Türkiye aleyhtarlığı yapan ve bundan da nemalanan güçlü bir kesim var. Çünkü bu zamana kadar dünyada Türkiye’ye saldırmanın “dayanılmaz bir hafifliği” vardı ve çok efektif dönüşümleri oluyordu. “Mağduriyet” söylemleriyle bulunulan ülkelerde belli yardımlar ve de oturumlar almak çok kolay oluyordu. Süryani, Kürt ve diğer bazı lobilerde bunlar yaşandı. Hatta Türkiye aleyhtarı cepheler oluşturulurken de bu halkların ortak hareket oluşturması için inceden bir hesap ve işçilik her zaman gözlendi.

Dolayısıyla da Baylan ve Kerimo da birer siyasetçi olarak, oy aldıkları bu kesimleri memnun etmek adına bazı tasarılara destek verdiler. Onlar değil de bir başka vekil olsa, muhtemelen aynı saikla hareket edeceklerdi.

Evet, mesele bir lobi meselesiyken Türk lobisi ne yapıyor?

Türklerin İsveç’te iki büyük Federasyonu var ve bunlar arasında da uzun bir süredir “senlik- benlik kavgası” devam ediyor. Kimin Türkleri asıl temsil ettiği tartışmalarından dolayı da asıl meselelere yoğunlaşma şimdiye kadar pek mümkün olmadı. Daha eski olan Federasyon’da da şuan seçim telaşı var, kimin başkan olacağı konusunda büyük tartışmalar yaşanıyor, yapı içerisinde. O Federasyon’un hali hazırdaki başkanı, aynı zamanda İsveçli Sosyal Demokratlar içinde siyaset yapıyor ve onuncu sırada milletvekili adayı. Bundan önceki seçimlerde ise on altıncı sırada aday gösterilmiş ve seçilememişti. Bu sefer kendisini biraz daha üst sırada aday gösterdiler ve bu sefer olsun seçilmek istiyor. Fakat siyaset yaptığı partisinin ve üst yönetiminin Türkiye ve soykırımlar konusundaki tavırlarını bildiği için de bu konularda temkinli yaklaşmaya özen gösteriyor.

İsveç’te yüz bine yakın Türk yaşadığı rivayet edilse de, Türklerin genelde seçimlerde oy kullanmayı ihmal etmesinden dolayı, Türk seçmenin biraz hafife alınması da meselenin diğer acı bir boyutu. Bu yaşananların, İsveçli Türklerin siyasete ve gündeme daha çok sahip çıkması yönünde kırbaç etkisi yapması bekleniyor.

TÜRKİYE – İSVEÇ İLİŞKİLERİ

Bundan önceki yıllarda Türkiye ve İsveç arası ilişkiler genelde gerilimli olmuştu. Hatta öldürülen eski Dışişleri Bakanı Anna Lind, Ankara’ya iner inmez ille ve öncelikle Diyarbakır’a gitmek istediğini söylemişti. O dönemin Türk Dışişleri de anlayışla kendisine izin verince, onun tavırları da yumuşamıştı.

Zamanla İsveç, Türkiye’yi anlamış ve arada sıkı bir dostluk başlamıştı. İsveç’in bu önyargılı tutumun oluşmasında da İsveç’teki bu malum lobilerin Türkiye aleyhine çalışmaları rol oynamıştı. Açıkçası, ihtilal dönemlerinde yaşananlar, JİTEM vb yapılanmaların Doğu’da ve Güneydoğu’da yaptıkları bazı kanunsuzluklar da bu menfi propagandaların ekmeğine fazlasıyla yağ sürmüştü.

Türkiye’deki demokratik açılımlar ve reformlar, AB üyeliği sürecindeki adımlar, İsveç’in Türkiye’ye karşı daha yapıcı yaklaşmasına vesile oldu.

Bu soykırım yasa tasarısı tartışmalarıyla birlikte ne olur?

Bir kere tasarının bir yaptırım gücü yok. Fransa ve bazı ülkelerde de benzer kararlar alındı ama somut bir etkisi olmadı. Fakat bu karardan sonra, daha önceden dikilmesine izin verilmeyen “Seyfo” (sözde Süryani soykırımı anıtı) için yeni bazı girişimlerin olması ve yeni tartışmaların başlaması muhtemel gözüküyor…

Böyle bir karar çıkarsa, öncelikle iki ilişkilerinin yara alacağı muhakkak. Amerika’da çıkan soykırım tasarısına “evet” kararından sonra Başbakan Erdoğan, Amerika Büyükelçisi Namık Tan’ı Türkiye’ye çağırmıştı. Hatta son açıklamalarda, bu kararda dönülmezse, Büyükelçi’nin Amerika’ya gönderilmeyeceği de duyuruldu.

Benzer bir kararın İsveç’te çıkması halinde de benzer bir tavrın alınması muhtemel gözüküyor. Buna bağlı olarak da ilişkilerin başka bir mecraya kayması mümkün

ZEMİN HAZIRLAMA GİRİŞİMLERİ

Bir karar görüşüleceği zamanlar, bir dizi provokasyonların olması adettendir, bütün dünyada olduğu gibi, İsveç’te de…

11 Eylül saldırıları vesilesiyle Afganistan ve Irak işgalleri gelmesi ve Amerika’da “vatanseverlik” yasalarının ardı sıra çıkması gibi…

Geçtiğimiz yıllarda İngiltere’de bir uçağın “İslamcı” teröristlerce bomba konulduğu ihbarlarıyla birlikte bir dizi yasaklamaların gelmesi gibi...

Geçtiğimiz yıllarda da İsveç’te Lars Vilks isimli birisinin Peygamberimize hakaret karikatürleri yayınlanmış ve ülke karışmıştı. Daha sonraki röportajlarının birisinde Vilks açıkça bunu, “Müslümanları provoke etmek için” yaptığını itiraf etmişti. Ne gariptir ki, bu tartışmalardan hemen sonra İsveç Meclisinde bazı “tele-kulak” yasaları apar topar geçirilmeye çalışılmıştı.

11 Mart yaklaşırken de İsveç’i birileri kaşımaya başlamıştı. Önce bir site faaliyete geçirilmiş ve burada açıkça Peygamberimize hakaretler yapılmaya ve Müslümanların tepkisi çekilmeye çalışılmıştı. Önceki olaylardan dolayı temkinli ve sağduyu olan Müslümanlar, bu oyuna gelmediler ve sabretmeyi tercih ettiler. Bu sefer, “İrlanda’da Lars Vilks’i öldürmek isteyen 7 kişinin tutuklandığı” haberi geldi. Ardından Vilks gazetelere çıktı ve olayı şova dönüştürdü.

Düğmeye basılmış gibi de İsveç’in 4 büyük gazetesi bu karikatürleri yayınladılar. Bunun İsveç toplumuna bir fayda getirmeyeceğini belirten Aftonbladet Gazetesi, karikatürleri yayınlamadı, hatta Lars Vilks gibilerini neler yapmaya çalıştığını çok net ortaya koydu. Cesur çıkışları olan bu gazete, iki ülke arasında kriz çıkması pahasına, İsrail’in Filistinliler üzerinde organ kaçakçılığı yaptığını da yazmıştı.

KAYBEDİLMEYEN SAĞDUYU UMUTLARI…

Kamuoyu, böyle olaylarla hazırlandığında, yasaların çıkması daha kolay oluyor. En azından böyle düşünülüyor anlaşılan. Türkiye’de de ne zaman bir açılım, terörü önlemek için bir düzenleme olacak olsa, bir provokasyon baş göstermiyor mu? Reşadiye saldırısındaki şehit edilen askerlerin kanları daha yerde kurumadı…

Temenniler, İsveç’te de benzer oyunların olmaması ve başarıya ulaşmaması. Ama sonunda –yıllardır tartışılan- tasarı geçti… İsveç ile Türkiye arasında bu kadar dostluk köprüleri kurulmuşken, bu emeklere yazık edilmesin. Bu aynı zamanda, bu ülkede yaşayan azınlıkların dostluklarına da zarar verecektir. Mehmet Kaplan’ın, geçtiğimiz günlerde bize verdiği özel röportajında dediği gibi:

“İsveç’te şuan Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asurîler, Ermeniler bir arada ve kardeşçe yaşıyorlar, 30-40 yıldır da bu böyle devam ediyor. Bu tür yasa teklifleriyle ancak bu toplum içine nifak tohumları ekilmiş olur. Bence bütün bunlar yanlış yaklaşımlar.”

Ameliyattan çıktığım ve narkozun etkisinin geçmeye başladığı şu anlarda, bu meseleleri bir kez daha iletmeyi bir can borcu olarak bilerek, bunları kaleme alma ihtiyacı hissettik. Umarız, neticesinde yine sağduyu ve dostluk galip gelir.

Kaynak:
Bu haber toplam 2634 defa okunmuştur

Etiket(ler): , , ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri