Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

JİTEM'in Derin Paşası İş Başında

13.10.2010 14:51
'Jitem'in Derin Paşası' olduğu iddia edilen Tümg. Mehmet Çörten, Reşadiye olaylarında saldırıya sebebiyet vermek ve bunu örtbas örtmekle itham ediliyor

 

Arif Doğan'ın açıklamaları ile tekrar gündeme gelen Jitem ile ilgili hergün yeni bilgiler ortaya çıkmaya başlıyor. Arif Doğan'ın açıklamalarının bir manipülasyon olduğu ve Jitem ile ilgili başlayacak  yargılma sürecine dönük bir yönlendirme olduğu konusu gündeme geldi. Jitem'in reorganizasyona giriştiği ve eski yapının tasfiye edileceği, Cemal Temizöz ve Arif Doğan gibi eski Jitem mensuplarına  havale edilerek kapatılmak istendiği iddialar arasında.

Bu iddialar arasında en çarpıcı olanının ise emekli generallerin makaleler kaleme aldığı bilinen ve  askeri karargahların yakından takip ettiği  oguzyurdum.com sitesinde yayınlanan “Jitem'in Derin Paşası”adlı yazı olduğu belirtiliyor.

 Makalede Jandarma İstihbarat Başkanı olan ve 'Jitem'in Derin Paşası' olduğu iddiasına yer verilen  Tümg. Mehmet Çörten'in Tokat- Reşadiye olaylarında Jandarma eski Genel Komutanı Atilla IŞIK'ın yanlış bilgilendirilerek, saldırıya sebebiyet verdirdiği ve bu durumu örtbas ettiği belirtildi.

Medyada da o dönem yer etmiş olan Reşadiye saldırganlarının Tunceli'den geldiği iddialarına ışık tutan makalede; o dönem Tunceli Jandarma Bölge Komutanı olan Mehmet Çörten'in rolü sorgulanmakta.

Aynı zaman da Org. Eşref Bitlis'in de en yakın adamlarından biri olan Alb.Kazım Çillioğlu'nun intihar ettiği iddialarını araştıran ve bu noktada da şaibe altında bulunduğu ifade edilen  Tümg. Mehmet Çörten'in adı, meclisin Şemdinli olaylarını araştırma komisyonu başkanı ile çağrılmadan gidip görüşmesi ve komisyonu yanlış yönlendirmesi iddiaları ile gündeme gelmişti.

 

                                                            İşte o yazı

 

            JİTEM'in Derin  Paşası

 

            Günümüze ışık tutacak en önemli olaylar, ihtilaller gösterilse de aslında 1993, 2001 ile 2007 arası ve 2010 yıllarında meydana gelen olaylardır. Bu yıllarda olanlara kapılar aralanmadıkça ne PKK meselesi ne de diğer meselelerin çözülmesi mümkün değildir. Çünkü bu dönemdeki güçler ülkedeki sorunların çözülmesine asla müsaade etmemişler ve var oldukça da etmeyeceklerdir.  

            Bilindiği gibi PKK’nın bitirilmesine iki dönemde çok yaklaşıldı. 1993 ve 2010. 1993 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Özal, uçak kazasında hayatını kaybeden Orgeneral Bitlis ve trafik kazasında hayatını kaybeden Maliye Bakanı Adnan Kahveci'den PKK’nın bitirilmesine yönelik rapor istemiştir. İşte bu raporla başlayan çözüm Özal’ın ölümüyle son bulmuştur.

            Eşref Bitlis Paşa, PKK’nın bitirilmesinin mevcut askeri yöntemlerle olmayacağını görmüş ve devletin içinde bu işten nemalananların tasfiyesini öngörmüştü. Bu görüşlerini de gerek kendi ekibi gerekse de Özal ve Kahveci gibi diğer sivil görevlilerle paylaşmış ve onları da ikna etmişti. Hatta Eşref Paşa tarafından ismi Özal’a verilen 28 kişi, bölgeden uzaklaştırılmıştır. İşte çözüm, bunların devlet kademesinden uzaklaştırılması yani tasfiyesiydi. Bu tasfiye JİTEM ve Ergenekon’a kadar uzanacaktı. Tehlikeli olan da buydu. Ergenekon’un kılıcı JİTEM, devreye girerek 5 Şubat 1993’te Adnan Kahveci’yi bir otomobil kazasında, 17 Şubat 1993’te ise Eşref Bitlis’i uçak kazasında şehit etmiştir. 17 Nisan 1993’te Özal’ın zehirlenerek öldürülmesiyle de bu proje sonlandırılmıştır.

            Evet JİTEM’in bir çok faili meçhulleri olmuştur ancak bunlar, halkı kışkırtmak kin ve nefretini artırmak için yapılmıştır. Ancak devlet görevlilerine ve kendi içindekilere yönelen suikastlar önem arz etmektedir. Örneğin Eşref Bitlis’in ölümünden sonra JİTEM’e ihanet edeceği düşünülen Cem Ersever’in öldürülmesi bu açıdan çok önemlidir. 

            Tabi Eşref Bitlis’in öldürülmesiyle birlikte onun gibi düşünen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın 1993’te Diyarbakır’da, yine faili meçhul cinayetlerden yola çıkarak JİTEM’e ve Ergenekon’a ulaşmaya çalışan Jandarma Albay Kazım Çillioğlu 1994’te Tunceli’de öldürülmüştür.

            Görüldüğü gibi suikasta uğrayanların ortak noktası, PKK’nın çözümü için devlet kademesindeki hainlerin (JİTEM, ergenekon vb.) tasfiyesine çalışılmasıdır. Suikastların tetikçisi ise JİTEM’dir. Dolayısıyla Jandarma Genel Komutanlığı ve İstihbarat Başkanlığı bu yönüyle önem kazanmaktadır. JİTEM’in şekil değiştirdiği yıllara kadar İstihbarat Başkanı atlanarak doğrudan komutanlarla hatta Genelkurmay Başkanıyla görüşülmesi söz konusu iken 2001’den günümüze kadar JİTEM İstihbarat Başkanları tarafından kontrol edilmiş ve bunlar tarafından yönlendirilmiştir. Dolayısıyla bu Başkanlığa bu işlerden anlamayan ve bu tür işleri bilmeyen hiç kimse getirilmemiştir.

            Jandarma istihbarat başkanlığı görevini; 2001-2003 yıllarında, Balyoz sanığı olan,  Başbakan dahil herkesi fişleyen ve YEŞİL ile ilişkisini hala sürdüren Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, 2003-2004 döneminde ise eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ü bile dinleyen, personelinin birçoğunun ve kendisinin Ergenekon sanığı olduğu Tuğgeneral Levent Ersöz yapmıştır.

            İşte her şeyin açığa çıktığı bu dönemde tasfiye edilen ekibin yerine yine en derini ve  Ergenekon ile JİTEM’in izlerini gözden kaybettirecek Mehmet Çörten getirilmiştir. Görev yaptığı 2004-2007 döneminde kendi personeliyle birlikte delil olabilecek her ne varsa bizzat kendisi imha etmiştir. Çünkü Çörten, hem vatanı ve milleti için çalışan generaller tarafından fark edilmemiş, hem de  jitem ve ergenekon ile ilgili bütün delilleri yok etmeyi bilmiştir.

            Bu özelliği general olduğunda ortaya çıkmamıştır. Kendisini ilk keşfeden Tuğgeneral İsmail Kuru’dur. Albay Kazım Çillioğlu öldürüldüğünde de inceleme ekibinin başında Kurmay Binbaşı olarak yine Mehmet Çörten gönderilmiş ve olaya intihar süsü verilmiştir.

              Diğer bir husus ise yine PKK açılımının hızlandığı ve hükümetin çözüm adına BDP’yle görüşeceği bir zamanda Tokat-Reşadiye’de 6 erin beklenmedik bir şekilde şehit edilmesidir. Bu olayda herkes delilleri Tokat’ta ararken asıl delilin Tunceli’de olduğunu görememiştir. Bilindiği gibi Tokat-Reşadiye’de erleri şehit eden teröristler Tunceli’den Tokat’a gelen ve genellikle kışın tekrar Tunceli’ye dönen teröristlerdir. 2008-2010 yılları arasında Tunceli Jandarma Bölge Komutanlığı yapan Tümgeneral Mehmet Çörten eski Jandarma Genel Komutanı Atilla Işık'ı Tunceli’den Tokat’a giden teröristlerin, dönmedikleri halde Tunceli’ye geri döndüklerine inandırarak Tokat’ta alınan tedbirlerin zayıflatılmasına ve ardından böyle bir olayın olmasına sebebiyet vermiştir.

            Yine Ergenekon terör örgütünün kısmen tasfiyesi ve PKK terör örgütünün bitirilmesine çok yaklaşıldığı günümüzde olanları doğru okumak gerekmektedir. Günümüzde yaşananlar da 1993’te yaşananlara çok benzemektedir. PKK ve devlet içinde PKK ile irtibatlı gruplar da yok edilmek üzeredir.

            Gerek Ergenekon gerekse de PKK’nın çözülmesinde duruşuyla katkıda bulunan Atilla Paşa’nın 2010 Ağustosunda emekli olmasıyla, Jandarma Genel komutanlığına adı Özal’ın zehirlenmesiyle gündeme gelen ve aynı zamanda istihbarat kökenli olan Aslan Güner’in anılması ve bunda ısrar edilmesi yeni süreçte planlananlara ışık tutmaktadır.

            Bu yeni süreç, ülke için hayati derecede önemlidir ve özenle götürülmek zorundadır. Gerçek vatanseverlerin ucuz kahramanlık, hamasi söylem ve tavırlara girmeden hareket etmesi, elini taşın altına koyması zorunluluğu vardır. Bu ülkeyi sevenler, bu ülke için seve seve canını ortaya koyabilir ama devir aklını ortaya koyabilme devridir. Ülkeyi bekleyen muhtemel tehlikeler; önceki yıllarda ki gibi siyasi ve medyatik cinayetlerin yanında toplumsal çatışma ve fiziki bölünmedir.

            İşte yine böyle bir zamanda Aslan Güner’in Jandarmanın başına getirilemese bile Halil Helvacıoğlu’nun Korgeneralliğe yükseltilmesinin bir hayat memat meselesi haline getirilmesi ve Çörten’in ikinci kez İstihbarat Başkanlığına getirilmesi, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir husustur.

           Böyle bir zamanda Diyarbakır’daki faili meçhullerle ilgili davanın Özal, Eşref Bitlis, Kazım Çillioğlu, Bahtiyar Aydın, Rıdvan Özden vb. davaların birlikte düşünülerek ele alınması kapıları aralayacaktır. Mevcut devam eden Ergenekon davasında ise bu yapının yeniden reorganize olduğunun göz önünde bulundurulması ve devam etmesi önemli bir husustur.

 

Kaynak: oguzyurdu.com

Bu haber toplam 4032 defa okunmuştur

Etiket(ler): , ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri