Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kansere Karşı 3 Minarel

13 Kasım 2008 / 14:33
Dünyanın en önemli kanser uzmanlarından Dr. Mitchell Gaynor, o çok önemli 3 minerali anlatıyor...
Dünyanın en önemli kanser uzmanlarından Dr. Mitchell Gaynor’a göre vitaminlere göre ikinci sınıf yardımcılar olarak kabul edilen mineraller arasındaki Kalsiyum, selenyum ve çinko kanserle savaşın baş aktörlerinden...
Mineraller olmadan insan organizmasının çalışması hayal bile edilemez. Damarlarınızda yol alarak, hücreden hücreye dolaşarak hayati önemdeki enzimatik tepkimeleri harekete geçirir. Genellikle vücut hiyerarşisi içinde vitaminlerden sonra gelen “ikinci sınıf vatandaşlar” olarak görülürler. Ancak herşey böyle değildir. Kalsiyum olmasaydı kemiklerinizi ayakta tutmak için ne kullanacaktınız? Ya da çinko olmasaydı bağışıklık sisteminiz ne hale gelirdi? Bu liste uzayabilir. Kanserle mücadelede ise koruyucu rollerinden ötürü öne çıkan üç mineral türü var. Bunlar, kalsiyum, çinko ve selenyum...

Kalsiyum kolon kanserini kovar

Birçoğumuz çocukluğumuzda annemizin süt içmemiz için ne kadar ısrar ettiğini hatırlıyordur. Araştırmalar bu ısrarın boş yere olmadığını da gözler önüne seriyor. Sütün yüksek miktarda içerdiği kalsiyum insan hayatı için büyük önem taşıyor. Sadece kemiklerin bileşenlerini oluşturmanın dışında kalp ritmini düzenlemede, deri ve kas sağlığında, enerji üretiminde, kanın pıhtılaşmasında, sinir sisteminin ve bağışıklık fonksiyonlarının çalışmasında da büyük etkisi bulunuyor.

Ömrü uzatıyor

Sebze eksiği olan bir beslenme düzeni kalsiyum eksikliklerine neden olabilir. Kalsiyumun emilimini engelleyen fosfordan bol miktarda içerdiği için aşırı kola tüketimi de bu mineralin eksikliğine yol açar. Araştırmalar kalsiyumun kolon kanseri riskini büyük ölçüde azalttığını ortaya koyuyor. Kalsiyum kolon kanserine neden olan safra kesesi asitlerinin yayılmasını engelleyerek zarar verici özelliklerini ortadan kaldırıyor. ABD’de yapılan bir araştırmada, kalın bağırsaklarında polipler (tümöre dönüşebilecek küçük doku kabarıkları) ameliyatla alınan bir grup hastaya altı ay boyunca günde 1-2 gram kalsiyum verildi.

Aynı durumdaki başka hastalara ise kalsiyum verilmedi. Sonuçta kalsiyum verilmeyen hastaların yüzde 55’inde poliplerin yeniden oluştuğu gözlendi. Kalsiyumun kansere karşı koruyucu etkisine dair birçok araştırma yapıldı. Düzenli kalsiyum alan kanser hastalarının yaşam süresinin uzadığı da biliniyor. Yılda yaklaşık 50 bin insan kolon kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor. Eğer kalsiyum desteğine gerekli önem verilirse bu sayının düşeceğine kesin gözüyle bakmak yanlış olmaz...

Hangi gıdalarda var?

Süt, peynir, yoğurt ve diğer süt ürünleri kalsiyum açısından oldukça zengindir. Turp, yeşil yapraklı sebzeler, sardalye, som balığı ve soya peyniri de önemli kalsiyum kaynaklarıdır. Kolon kanserine karşı en etkili olan kalsiyum çeşidi ise istiridye kabuğundaki kalsiyum karbonattır.

Ancak hazmetmesi zor olduğu için bunu tüketmek pek tavsiye edilmiyor.

NE KADAR ALINMALI?

6 aya kadar 400 mg

1 yaşına kadar 600 mg

1-5 yaş 800 mg

6-10 yaş 800-1200 mg

11-23 yaş 1200-1500 mg

Kadınlarda 25-50 yaş 1000 mg

Kadınlarda hamilelik ve emzirme dönemi 1200 mg

Kadınlarda menapoz sonrası 1000-1500 mg

Erkeklerde 25-65 yaş 1000 mg

65 yaş üzeri tüm erkek ve kadınlar 1500 mg

Çinko eksikliği kanseri davet ediyor

Vücut, hücrenin yapıtaşları RNA ve DNA ile insülin üretimi için ayrıca birçok hayati enzim hareketini gerçekleştirmek için çinkoya ihtiyaç duyar. Çinko, yaraların iyileşmesi, temel bağışıklık fonksiyonları, gençlerde kemik oluşumu, kan şekerinin kontrolü, erkeklerde cinsel fonksiyonlar, koku ve tat alma duyusunun gelişmesi açısından faydalıdır. Ayrıca kanserle mücadelede büyük önem taşıyan T-hücrelerinin olgunlaşması için çinko gereklidir. Vücuttaki çinko oranı düştükçe bağışıklık sisteminin kansere karşı savaşı da zayıflar. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre kanser hastalarının yüzde 55’inde çinko eksikliği var. Çinko eksikliğinin prostat, yemek borusu ve akciğer kanserlerine neden olduğu da tespit edildi. Böbrek kanseri nedeniyle hayatını kaybeden insanlardaki çinko oranının sağlıklı insanlara göre çok daha düşük olduğu biliniyor.

Hangi gıdalarda bulunur?

Temel kaynakları balık, yumurta, et, tavuk, hindi gibi kümes hayvanları, mantar, bira mayası, fındık ve ceviz gibi kabuklu gıdalardır. Çinko sebzelerden çok hayvansal gıdalarda bulunur. Kanser tedavisi gören ya da kanser riskinden kaçınmak isteyen birçok kişi hayvansal gıdaları tüketmeyi azalttığı için çinko eksikliği yaşayabilir. Böyle durumlarda günde 15-30 mg. arası çinko takviyesi alınmalıdır. Kalsiyum ve diğer mineraller çinko emilimini azaltır. Pirinç ve barbunya gibi gıdalar da aynı etkiyi yaratır. Bu nedenle çinko tek başına alınmalıdır.

Ne kadar alınmalı?

Vücut günde 15 mg. çinkoya ihtiyaç duyar. Bu miktarın 30 mg’a kadar çıkması tercih edilebilir.

Selenyum’un sırrı Japonya örneğinde

En güçlü kanser önleyici minerallerden biridir. Günde alınacak birkaç yüz mikrogram selenyum bile vücut için yeterlidir. Antioksidan etkisi yüksektir, bağışıklık sistemini güçlendirir, kalp ve dolaşım sistemi için güçlü bir koruyucudur. Japonya’daki kadınlar arasında meme kanseri oranının düşük olması bu halkın tükettiği yüksek selenyum içeren gıdalara bağlanır. Aynı şekilde Çin’de selenyumun az tüketildiği bölgelerde mide, yemek borusu ve karaciğer kanseri vakalarındaki yüksekliğin de nedene bağlı olduğu tahmin ediliyor. Amerikan Tıp Birliği’nin yaptığı bir araştırmada, deri kanseri olan 1000 kişi, iki ayrı gruba bölündü. Bir gruba düzenli olarak yedi yıl boyunca günde 200 mikrogram selenyum verildi. Araştırma sonunda selenyum verilen kişilerde kanserin yayılmasının yüzde 41 oranında azaldığı, ölüm oranının ise diğer gruba göre yüzde 52 daha az olduğu tespit edildi. Selenyumun kanserle mücadelede giderek artan bir şöhreti var.

Hangi gıdalarda bulunur?

Karaciğer, deniz kabukluları, tuzlu su balıkları, hububat, sarımsak, soğan, brokoli, deniz yosunu ve yumurta.

Ne kadar alınmalı?

Selenyumun aşırı miktarda alınması önemli yan etkilere neden olabilir. Güvenli dozajı bir yetişkin için günlük 100-200 mikrogramdır. Bazı kişilerin günde 400-600 mikrogram almasına karşın yan etkilerle karşılaşmadığı da belirtilmiştir ancak bu herkes için önerilen bir durum değildir. Kanserle mücadele için günde 200 mikrogramın yeterli olduğu kabul edilir.

Lifli gıdalar tümör oluşumunu engeller

Şimdi sizleri duyuyor gibiyim “evet kabızlığın çaresi, biliyoruz.” Ama iş bu kadar basit değil. Liflerin hayatımızdaki rolü yalnızca bağırsaklarımızı düzene koymak değil. Evet, bağırsaklarımızı düzene koyuyor, ancak lifler ayrıca kolesterolümüzü düşürüyor, kansere sebep olan kimyasalların vücuttan atılmasını sağlıyor ve kan şekeri seviyemizi dengeliyor. Şimdi de kanserle olan ilişkisine gelelim. Size çok önemli iki lif türünden bahsetmek istiyorum: Lignan ve citrus pectin.

Lignan: Keten tohumu içinde bulunur ve kendi başına bir antikanser savaşcısıdır. Ayrıca kadınlarda menopoz dönemi sıcak basmalarına, bakteriyel enfeksiyonlara, mantara ve viral enfeksiyonlara karşı da etkilidir. Vücudumuzda üretilen östrojen hormonunu bağlayarak bu hormonun meme dokusu üzerindeki kanserojen etkisini önler. Ayrıca aromotase isimli enzimin, diğer bazı hormonlarımızı östrojene çevirmesini önler. Keten tohumu yağını beslenme rejiminize dahil etmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Günde bir çorba kaşığı içebilirsiniz. Tadından hoşlanmayanlar salatalarına koyabilirler. Ama sakın pişirmeyin ve lütfen buzdolabında muhafaza edin.

Pectin: Bir başka lif, bir başka kanser savar. En çok turunçgillerde bulunur. Kısaca MCP diye adlandıracağımız bu madde kanserin yayılmasını durdurmakta (metastas) çok etkilidir.

* Yüksek lif oranlı bir beslenme düzeni österojen seviyesini normale çeker.

* Birçok sebze ve meyvede bulunan isoflavones ve lignanlar bağırsaklarımızda zayıf österojene çevrilirler, bu östrojen daha sonra meme dokusuna giden kuvvetli ve vücudumuzun ürettiği östrojenle yarışa girer ve yarışı kazanırlar. Meme dokusuna yapışırlar. Böylece österojene duyarlı tümörlerin gelişmesine olumsuz yönde etki ederler.

* Lifli gıdalarla beslenmek beraberinde zayıflığı da getirir, bu da düşük estradiol seviyesi demektir. Estradiol, östrejenin en kanserojen formudur. Genelde yağ dokusunda depolanır.

NOT: Dr.Michtell Gaynor’a ulaşmak için New York Presbyterian Hospital International Servis’den Bayan Tanseli Atılgan’ı arayabilirsiniz. Tel:1(212)7464455

Şöförlü araç kiralamak için: AIS LİMOUSINE SERVİCE TEL:1(516)3797759

Şirket sahibi Ali İhsan Bey size yalnızca araba servisi değil, her konuda, oradaki en yakın dostunuzmuşcasına yardımcı olacaktır.

Kaynak:
Bu haber toplam 5060 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri