Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Koç'un iş prensipleri

29 Haziran 2008 / 15:24
Koç'un asla işe almayacağı tiplerRahmi Koç'un yanında çalışmak için nasıl giyinilmeli? İşte Koç'ın iş prensipleri
Hürriyet yazarı Ayşe Arman, Koç Holding'in sahibi Rahmi Koç ile yaptığı özel söyleşide, Koç'un işçi alma prensiplerini sordu.

EVDE HERKES ÜNİFORMA GİYER

Ne tür insanları kesinlikle işe almazsınız?
- Sakallı, bıyıklı adam katiyen almam. Kirli sakal da sevmem. Her gün tıraş olacak bir kere. Cote D’Azur’e gider gibi gelinmez. Bluejean de giyilmez. Kadınlar da mini giyemez. Buranın da kendine göre bir ciddiyeti var. Biz 1 Haziran’dan 15 Eylül’e kadar "smart casual" giyiniyoruz, kravat filan yok, toplantıları olanlar takıyorlar tabii. Yılın geri kalan zamanları lacivert blazer- gri pantolon- kravat, bildiğimiz iş kıyafeti. Gerçi arkadaşlar, "smart casual" giyinmenin daha zor olduğunu söylüyorlar, uyumlu giyinmek daha zor, öteki türlü takımı giyiyorsun çıkıyorsun. Bir de cumaları daha rahat kıyafetler giyilir bizde.

Tişört giyilebiliyor mu?
- Yok, tişört olmaz, gömlekle gelecek, bir yakası olacak. Çorabı düşük adam da sevmem. Eti gözükmeyecek, Almanlarda vardır o çok. Ayakkabılar da boyalı olacak. Kadın personel için de düzgünlük isterim. Çok frapan olmasın.

Evdeki personel?
- Ben üniforma severim. Evde çalışanlar üniforma giyerler. Akşam başka, gündüz başka. Sultan Hanım var mesela, o filmlerde önlük takarlar ya, onlardan takar. Öbür arkadaşların da üniformaları var, yazları başka, kışları başka.

Bütün ev işlerinden sorumlu kahya gibi bir var mı?
- Tabii tabii, o da çizgili lacivert elbise giyer. O housekeeper’ımız. İngilizce de bilir, otelden aldım, kat sorumlusuydu.

Bir ordu ile yaşıyorsunuz!
- Evet.

Siz sokağa da tek başına çıkmıyorsunuzdur...
- Evet hep birileri oluyor yanımda.

Onların hiç olmadığı...
- Vaki değil...

Sadece banyodayken mi yalnızsınız?
- Yatak odamda da. Ama beni yatırıncaya kadar birileri olur. Ben yattıktan sonra giderler.

Ne yapıyorlar masaj mı yapıyorlar?
- Hayır, hemşire tansiyonu ölçer, her sabah ve her akşam, ateşimi de ölçer, nabzımı da sayar, okey der, o gün ondan sonra çıkarım evden, o akşam da öyle uyurum. Ha bir de kilomu tartar. Kiloyu tutmaya çalışıyoruz. İnsan yaşlandıkça ölçüleri değişiyor biliyorsunuz.

SERSERİLİK YAPAMAZSINIZ
Sizinki gibi bir aileden gelmenin hep olumlu taraflarının olduğunu düşünürüz. Zorluğu yok mu?
-Zorluk değil ama ailenin bir disiplini, bir yetiştiriş tarzı ve bir kalıbı var...

O kalıba ya uyacaksınız ya da uyacaksınız öyle mi?
- O kalıba uyacaksınız. Ya’sı yo’su yok. Eğer uymazsanız zor olur hem kendiniz hem aileniz için.

Siz kaç yıldır böyle yaşıyorsunuz?
- 50 yıldır.

Her anınız belli değil mi?
- Öyle sayılır. Programlı bir hayat.

Kontrolsüz hiçbir şey yok değil mi?
- Yok.

Kendi hapishanenizde mi yaşıyorsunuz?
- Evet bir nevi. Yaz tatilinde bile programlar geçerlidir. Şu gün şuraya gideceğiz, oradaki adama telefon edilir, gelir bizi alır...

İnsan "Yeter be!" demez mi?
- Yanımdakiler diyor ama ben programlı yaşamayı seviyorum. Zaten başka türlüsünü bilmiyorum. Bugün 6’ya çeyrek kala kalktım, idmanımı yaptım, kahvaltı, her gün böyle, en çok yarım saat oynar, BBC dinlenecek, CNN izlenecek, evde birikmiş bir şeyler varsa, zarflar- marflar onlara bakılacak. Derken 9 oluyor.

Size yardımcı kaç asistanınız var?
- 4 sekreterim var. Ama bir sürü de iş var. Bizim muhitimiz çok geniş olduğu için, biri telefon ediyor "Aman efendim benim çocuğuma bilmem ne olabilir mi?" diye, başka biri diyor ki "Amerikan hastanesine yatacağım acaba iyi bir doktor bilmem ne..." Sekreterler onlara da koşturuyor. Hep yoğunuz.

"Bu sabah kimsenin sesini filan duymak istemiyorum" deme şansınız olmuyor mu?
-Yok. Bazı kişiler var ki onlar eve telefon ederler 8’i çeyrek geçe ile 9’a çeyrek kala arasında, o yarım saatte beni bulurlar. O zaman konuşuruz.

E tabii o zaman tekne de, bu trafikten kurtulma fırsatı olur...
- Ne gezer, orada da telefon var, e-mail var, önünüze getiriyorlar koyuyorlar, günlük gazeteleri indiriyorlar. Dünya seyahati sırasında bizim tekne aynı zamanda bir tür ofisti ama yine de...

Sizin içinizde gizli bir serseri var mı? Pardon bu lafı sevmezseniz düzeltiyorum, sizin içinizde hep bir maceraperest var mıydı?
- Tabii ama herkesin vardır. Kimisi bastırır kimisi özgürce yaşar. Ben bastıranlardanım.

Neden?
- Böyle eğitildim ben. Tarzımız bu. Serserilik yapamazsınız bizim ailede.

Yasak mı?
- Uygun düşmez. Yetiştiriliş tarzımız, kalıbımız buna müsaade etmez.

Bu kalıplar bazen insanları delirtiyor, onların dışına çıkmak istiyorlar...
- Evet filmlerde filan görüyoruz. Adam yazıhaneye giderken, telefon açıyor ve birdenbire "Bana bilmem nereye bilet alın, her şeyi bırakıp gidiyorum ben" diyebiliyor.

Uçakta da şahane bir kadın yanına oturuyor... Meğer adam aşıkmış...
- Evet ama bu sadece filmlerde öyle oluyor. Bana hiç rastlamadı.

Onlar bir de cesur adamlar...
- Evet doğru, bunu yapmak büyük cesaret ister. Ama arkasından laf ederler öyle adamların. Gazeteye düşerler. Ailelerine laf gelir.

Bunlar sizi en korkutan şeyler değil mi, ailenize, soyadınıza laf gelmesi...
- Tabii. Yalnız benim değil bu soyadını taşıyan herkesin dikkat etmesi gerekir. Bırak soyadını taşıyanları, Koç Topluluğu’nda çalışan herkesin de...

Kaynak:
Bu haber toplam 11420 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri