Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Koru,Hakan ve Rastlantının Böylesi...

11 Temmuz 2008 / 10:53
Ahmet Hakan sordu, Fehmi Koru cevapladı. Ama bu röportajdan iki yazarın da haberi olmadı
Fehmi Koru'nun izne ayrılışı basında spekülasyonlara neden olurken, yazarın izin günlerinde yaşanan gelişmeler de, hem okur kitlesini hem medya mensuplarını oldukça meraklandırdı. Yeni Şafak'tan ayrılıyor mu dedikoduları, 'operasyonları biliyordu' iddiaları gırla gitti.

Ahmet Hakan bugünkü yazısının bir kısmını da Fehmi Koru'ya ayırmıştı. Ancak öyle bir tesadüf oldu ki, Ahmet Hakan'ın köşesinden Koru'ya yönelttiği soruları Koru, Taha Kıvanç mahlasıyla yazdığı yazıyla karşılık verdi.

Neredeyse Ahmet Hakan sordu, Fehmi Koru cevapladı tarzında bir karşılık oldu.

Oturup karşılıklı röportaj yapsalar bu kadar olur dedirtecek tesadüf yazılar:

Ahmet Hakan'ın yazısından ilgili bölüm:

Koru'suzluk özlemi

O Fehmi Koru ki...

Memleketimizde duman tütmez, ocak kaynamazken...

Yani "Adeta İsveç canım" denilen günlerde bile...

En babasından bin türlü komplonun tam gözünden vurmasını bilmiş bir adamdır.

Fakat... Heyhat!

Paşalar gözaltına alınırken... Sinan Aygün, "Bu adamlar beni zorla başbakan yapacaklar" diye söylenirken... Bir "romantik", Savcı Zekeriya Bey'in tespih merakını ifşa ederken... Mustafa Balbay kahramanlıkta İlhan Abi'yi bile sollarken... "Derin Yenge"miz "Derin Abi"mizle mahpushanede evlenirken... Erol Mütercimler cepten konuşmaya tövbe derken... El Kaide, Amerika'nın "İstinye Kalesi"ne pek de usta işi olmayan bir operasyon düzenlerken... Arkadaşı Abdullah Gül, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ü Çankaya'da ağırlarken...

Yani develer tellal, pireler berber iken...

Fehmi Koru'muz ortada yok... Saat dört... Yok... Saat beş... Yok... Yok Allah yok...

Artık "yıllık izinin bir bölümü"nü mü kullanmakta, yoksa Allah göstermesin gazetesiyle arasında bir "tatsızlık" mı vuku buldu, bilemiyorum...

Ama şurası kesin ki: Olan bize oldu...

Kaldık mı Yalçın Küçük'ün fazla tatlı, Mahir Kaynak'ın fazla ekşi teorilerine?

Neyse...

En iyisi Fehmi Koru'ya "Geri dön" diye seslenelim...

Tehdit gibi algılamasın ama eğer tez elden geri dönmezse...

"Kıbrıs'taki tarihi toplantıya Hürriyet'ten tek bir yazar bile katılmadı... Bunlar nasıl gazeteci yahu?" havasında yazdığı yazıyı arşivden çıkarıp didikleyeceğim...


Fehmi Koru'nun Taha Kıvanç mahlasıyla yazdığı yazı:

Dükkanı açtık
Ne o arkadaşlar, özlediniz mi? Şunun şurasında sadece on gün önce burada yazım çıkmıştı; bana kadar erişen iletilerinize bakılırsa, sanki aylar süren bir ayrılık yaşanmış hissine kapılmışsınız...
Bizim basında iki türlü yazar var. İlki, sütunlarını bir gün bile boş bırakmayan, iki eli kanda olsa izin kullanmayan yazarlar... Şimdi adlarını vermeyeyim, “Özletmeye gelmez, okur ayran gönüllüdür, gider başkalarına takılır” düşüncesiyle yerlerini terk etmez bu meslektaş türü... Ben onlardan değilim. Özlemin asil bir duygu olduğuna inandığım gibi, yazarların da ara sıra durup akülerini doldurma ihtiyacı olduğunu da bilirim.
Son üç aydır beni ayakta tutan, önce kendimi sonra yakınlarımı şartlandırdığım, “1 Temmuz'dan itibaren tam bir ay izin kullanacağım” düşüncesi oldu. “1 Temmuz benim için 'kızılelma'ya dönüştü” diyeyim de anlayın.
Hemen her meslekte kıdemle birlikte meşguliyetler de azalır; bir tek bizim gazetecilikte bunun tersi bir durum söz konusu. Alınan kıdem, ilerleyen yaş sorumlulukla birlikte üstlenilen görevleri de artırıyor. Son birkaç yıldır olağanüstü ağır yükler taşıyıp duruyorum. Haftada 11 yazı Yeni Şafak'a, haftada iki İngilizce yazı Today's Zaman'a yazıyor, haftada bir atv'ye (Beyin Fırtınası), iki haftada bir de 24 kanalına (Acaba) program yapıyor, hafta içi her akşam Kanal-7 'Haber Saati' içerisinde yorumlarla izleyici karşısına çıkıyorum.
Programsız katkıları, mülakat ve görüşmeleri saymıyorum; katıldığım geziler de yok bu icmalde. Okuduğum kitaplar, makaleler, çoğunu mesleki kaygılarla izlediğim filmler de hesaba dahil değil.
Birkaç ay önce, bilebilecek konumda olan ve beni de iyi tanıyan bir uzman dostum, “Mutlaka teneffüs yap” dedi ve ekledi: “Aksi halde sürmenaj olman kaçınılmaz.” Kıyısına kadar geldiğim için biliyorum: 'Sürmenaj' biraz argoya kaçan günlük kullanımda 'sıyırtmak' demek. 'Peltesi çıkmak' deyimi de aynı anlamda kullanılıyor... Bir nokta geliyor ve beynin sigortası atıveriyor...
Uzman dostumun tavsiyesiydi aylar öncesinden “1 Temmuz'da bir aylığına tatile çıkacağım” hedefini belirlemek; “Beynin hedefe kilitlenince yüklendiğin sorumlulukları daha rahat taşır” hekimane tespiti eşliğinde...
Tatil planım aylar öncesinden hazırdı: Planlı hiçbir şey yapmamak... Günü dakikasına kadar önceden planlanmış haliyle değil, bana sunacağı sürprizlerden keyif çıkararak yaşayacaktım. “Gazete yok, internet de” diye kendimi şartlandırdığımı yakınlarım biliyor. “Selüloz kokusu duymak niyetinde değilim” cümlesiyle gazetelere duyduğum yabancılaşmayı anlatıyordum çevreme...
Herkes gibi yaşanacak bir ay...
1 Temmuz günü geldi ve ben dolu dolu 1 ay sürecek umuduyla tatilime başladım. Yazılarıma son verene kadar bütün televizyon programlarını tatile sokmayı başardım. Genellikle bir parçası olduğum programlar dışındaki televizyon davetlerine zaten pek katılmıyorum, ama vakt-i merhun yaklaştığı sırada arayıp “Gelir misiniz?” sorusunu yöneltenlere O tarihte tatilde olacağım” cevabını vermek büyük keyifti.
Her şeyi ayarlamak mümkün oluyor da, olayları kendime göre dizayn etmenin yöntemini henüz keşfedemedim. Ben 1 Temmuz günü tatile çıktım, aynı gün Ergenekon operasyonunun son dalgası patlayıverdi. “Daha iyi ya, hiç değilse bu defa adımı bu işe karıştırmazlar” diye sevindim bile. Bir önceki dalga neredeyse bütünüyle bana mal edilmişti, hatırlayacaksınız...
Bu defa kurtuldum mu sanıyorsunuz? Ne gezer. Birileri, “Olacağı biliyordu, tedbiren 1 Temmuz'da yazmayı kesti” demiş sözgelimi. Bir başka gazeteden sevgili bir dost, “Burada tatile çıktığınıza inanan yok, meşhur iddianameyi yazmakla meşgul olduğunuz esprileri yapılıyor” takılmasını iletti bana. Kimbilir daha neler yazılmış, söylenmiştir. Dün, Hürriyet'te Mehmet Y. Yılmaz, aklının yetmediği bir konuda benden yardım istiyordu.
Önceleri “1 ay ne ki, üç ay istirahat hakkın” diyen gazete yönetimi de, bir hafta sonra, “Ne zaman yazmaya başlayacaksın?” sorusunu sormaya başlamasın mı? Bir dostum, “Senin aküleri hızlı şarj etme özelliğin de vardır” deyince, bizim tatil bitiverdi.
Okurlar yazarı özler, ne yazacağını merak eder mi? 'Ergenekon' operasyonunun aldığı son biçimle ilgili ne diyeceğimi gerçekten merak etmiş midir okur? Oysa operasyonun adı bile yokken yazdıklarımı okumuş olanlar işin nereye varacağını mutlaka anlamışlardır. Olan-bitenler, Kulis okurları için sürpriz değil ki!
Özlemişsiniz, öyle diyorlar. Belki de beni tatilimi erken sona erdirmek için söylenmiş bir küçük yalan bu; yalan da olsa gönlümü okşadı ve aylar önceden uzun olacak biçimde planlanmış tatil onuncu gün sona erdi.
Dükkanı yeniden açtım işte.
Kaynak:
Bu haber toplam 856 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri