Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fethullah Hocadan askere vaaz

22.09.2009 15:58
Gülen Hoca kurban bayramının ilk günü bayram namazını kıldırdı. Çok sayıda subay ve askerin katıldığı namazda Gülen Hoca'nın etkileyici vaazı da askerlerin dikkatini çekti
Gürkan Hacır/Akşam



Bugün bayramın son günü. Tüm okurlarımızın bayramını kutlarım. Size hep gazete sayfalarını süsleyen 'nerede o eski bayramlar' türünden bir yazı yazmayacağım.

Onun yerine liderlerin, siyasilerin, ünlülerin ramazanla ve bayramlarla olan ilişkileri üzerine sizi bir geziye çıkaracağım. Atatürk ramazanlarda ne yapardı? Oruç tutar mıydı?

Bayramlara bakışı nasıldı? Öldüğü günün bir özelliği var mıydı...
Atatürk ramazan ayı boyunca oruç tutmazdı. Sadece kadir gecelerinde oruç tuttuğu ve özenli bir iftar sofrasıyla orucunu açtığı biliniyor.
Kız kardeşi Makbule Hanım Atatürk'ün ramazan günlerini şöyle anlatıyor:
'Her ramazanın bir günü ve ekseriyetle Kadir Gecesi bana iftara gelirdi. O gün imkan bulabilirse oruç da tutardı. İftar sofrasını tam eski tarzda isterdi. Oruçlu olduğu zaman iftara başlarken dua ederdi.'
1930'lu yıllar Atatürk'ün din üzerine çalışmaları yoğunlaştırdığı yıllardır. 1932 yılı ramazan ayında Dolmabahçe Sarayı'nda hafızlarla yaptığı bir toplantı vardır ki, burada Kuran tercümesi üzerine çalışmalar yapmıştır.

İLK TERCÜME KURANI OKUDU
O toplantılara katılanlardan biri olan Nuri Ulusu anılarında o günü anlatır:
'Atatürk bu ilk tercüme Kur'anı Hafız Saadettin Kaynak Bey, hafız arkadaşları Kemal, Nuri, Rıza, Fahri ve müzik öğretmeni Zeki ve Nuri Bey, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey ve milletvekili Cemil Bey ile ben ve arkadaşlarımın da oluşturduğu gruba adeta kalabalık bir insan topluluğuna okuyormuş gibi tane tane okudu. Okuduktan sonra hafızlara dönerek, 'Şimdi bundan sonra bu görev sizlere düşüyor. Halkımıza bu Türkçe Kur'anı aynen benim okuduğum gibi yavaş yavaş, tane tane, ağır ağır okuyacak anlatacaksınız. Halkımız Kur'anımızı tam anlamıyla bilecek ve de anlayacak' dedi.'

KURBAN KESİMİNE KARŞIYDI
Peki Atatürk kurban bayramlarında ne yapardı? Yine Nuri Ulusu'nun anılarına uzanalım:
'Atatürk kurban bayramında veya herhangi bir törende kurban kesimine karşıydı. Bu hayvan velev ki bir tavuk olsun, kesimine tahammül edemez ve de huzurlarında katiyen hayvan kesilmesini istemezdi. Bu duygusunu zaman zaman ben ve arkadaşlarım bizzat ağzından duymuşuzdur. 'Şaşırıyorum şu tavuk, hindi, koyun kesenlere, kasaplara, nasıl o bıçağı alıp da canlı canlı bir yaratığı kesip öldürüp derisini içini dışını oyup çıkarabiliyorlar. Bayağı yürek isteyen bir iş' der ve sonra 'Allah Allah' diye başını sağa sola çevirerek şaşkınlığını yüz mimikleriyle de ifade ederdi.'

BAĞIŞ SORUSUNA İLGİNÇ CEVAP!
Atatürk dini bayramlara özen gösteriyordu. Ama kurban konusundaki hassasiyetini ifade etmekten de çekinmiyordu.
Bir gün Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi'ye kurban bayramında kurban kesilmesi yerine hayır kurumlarına bağış yapılmasının doğru olup olmayacağını sormuştur. Bu sorudan endişelenen Rifat Börekçi biraz düşündükten sonra Atatürk'e şu yanıtı vermiştir:
-Paşam böyle bir şey yapacaksan, bunu ben öldükten sonra yap.
Atatürk yakın dostu Börekçi'nin sözünü dinledi ve kurban kesimini yasaklamadı.

Araştırmacı Sinan Meydan, Atatürk'ün din konularındaki görüşlerini ele aldığı kitabında bu ve benzeri örneklerle konuyu uzun uzun anlatır (Atatürk ile Allah Arasında - İnkilap Kitabevi / 2009).

ÜNLÜ FOTOĞRAFIN HİKAYESİ
Atatürk'ün ilk Meclis'in bahçesinde dua ederken çekilmiş ünlü fotoğrafı 28 Mayıs 1922 günü çekilmiştir. Hemen yanındaki Abdullah Azmi Efendi bayram duası yapmakta, Atatürk de bu duaya eşlik etmektedir. Ramazan bayramının ilk günüdür. 24 Temmuz 1923 günü imzalanan kuruluş senedimiz Lozan Antlaşması'nın da kurban bayramının ilk günü olduğunu hatırlatıp geçelim.

Ramazandan, bayramlardan büyük keyif alan Atatürk yine bir ramazan günü olan 10 Kasım 1938'de yaşama gözlerini yumdu. Bayrama tam 12 gün kala hayata veda etti. Ve onunla birlikte tüm ülke derin bir matem havasına girdi. 1938 yılı ramazan bayramı mateme dönüşmüştü.

Erdoğan arifede hapse girdi
HALK arasında iki bayram arasının uğursuzluğuna inanılır. Ev alınmaz, evlenilmez. Bu batıl inanç nasıl doğdu bilinmez ama iki bayram arası politikadaki liderlerimize de pek uğurlu gelmedi.
İsmet İnönü, Celal Bayar, Bülent Ecevit, Osman Bölükbaşı, Alparslan Türkeş; hep iki bayram arasında yaşama veda ettiler. Menderes aile fertlerinin yakasını bir türlü bırakmayan felaketler hep iki bayram arası gelmişti.

Başbakanımız Tayyip Erdoğan, Pınarhisar Cezaevi'ne bir bayram arifesinde girdi. Kurban bayramı 28 Mart 1999'da başlıyordu. Tayyip Erdoğan 26 Mart'ta demir parmaklıklar arkasına gitmişti. Bayramı cezaevi koşullarında karşıladı.

Erkene alınan bayram namazı
1922 yılında Turan sevdasıyla Pamir Dağları eteklerinde Kızıl Ordu birlikleriyle çatışan Enver Paşa sıklaşan akınlar karşısında zor günler geçiriyordu. Rus birliklerinin bayram sabahı, namaz sırasında baskın yapacakları istihbaratı ona ulaştı. Belcivan Korbaşısı Devletmend Bey Enver Paşa'yı ziyaret ederek bu konuda uyarmıştı. Enver Paşa bayram namazının bir gün öne alınıp alınamayacağını Düşenbe Müftüsü Lakay Molla Egemberdi'ye sordu. Egemberdi, cihat eden Müslümanların seferi sayıldığını, oruçlarını kaza edebileceklerini ve namazlarını kısaltabileceklerini söyledi. Bu cihetten vacip olan 'Kurban ve ramazan bayramlarının namazlarının da askeri düşman saldırısından korumak maksadıyla bayram arifesinde yahut ikinci günlerinde dahi eda edilmesinde şer'an bir sakınca olmadığı' yolunda fetva verdi.

Böylece Hicri 1340 yılının Zilhicce ayının 10'una denk gelen kurban bayramının namazının 9'unda kılınmasına karar verilir.
Enver Paşa bayram namazını bir gün önce kılar. Bayram sabahı oldukça neşelidir. Çevre köylerden gelen halkın ilgisi büyüktür. Onlarla bayramlaşır, uzun uzun sohbet eder, yemek yer. Onlara bayram hediyesi vermek ister ama imkanları buna elvermez.

'Size verecek bir bayram hediyesi bulamadım. Arkadaşlığımızı belirten birkaç satır yazarsanız, mühürlerim. Günün birinde size beni hatırlatacak olan bu yazıların milli mücadele arkadaşlığımızın da birer hatırası olacağını düşündüm' der.
Enver Paşa olacakları adeta hissetmiştir. Bayram namazını erkene alarak olası bir baskından kurtulmuştur. Ama kendisini bekleyen ölümden kurtulamaz. Bayramın 1. günü olan 4 Ağustos 1922 günü atı Küheylan'ın üstünde aldığı kurşunla yere yığılır.

Fethullah Hoca'dan subaylara vaaz!
FETHULLAH Gülen bir 10 Kasım günü askeri birliğine teslim oldu. 10 Kasım 1961. Mamak mekanize birliklerine bağlı 1. Telsiz Bölüğü'nde görev aldı. O yıl özellikle Mamak'ta darbeci Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan'ın rüzgarı esiyordu. Gülen bu ihtilal yanlısı subaylara karşı hep tedbirli yaklaşıyordu. 21 Şubat 1962'de yapılan darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanınca Talat Aydemir'in orduyla ilişkisi kesilmişti. Ama Aydemir yanlısı subaylar yerlerinde kalmıştı. Etkisi halen hissediliyordu.
Gülen Hoca kurban bayramının ilk günü 14 Mayıs 1962'de bayram namazını kıldırdı. Çok sayıda subay ve askerin katıldığı namazda Gülen Hoca'nın etkileyici vaazı da askerlerin dikkatini çekti. Namaz sonrası birçoğu yanına gelerek tanışmak istedi. Vaazı çok beğenmişlerdi.
Yusuf Bilgin'in 'Mamak Günleri'ne kulak verelim:

'Talat Aydemir, 27 Mayıs'ı yapanlara karşı yeni bir ihtilal yapma teşebbüsüne girdi. O zamanlar İsmet Paşa hakim durumda. Talat Aydemir, Mussolini kafasında bir adam. Gelseydi, aynen Mussolini gibi hareket edecekti. O ve yakından onu destekleyenler tamamen diktatör insanlardı. Dinle diyanetle alakaları yoktu. Hatta maneviyatla alay ederlerdi.
İhtilal teşebbüsü olmadan bir ay evvelinden hazırlıklara başlandı. Bize hakiki mermi verdiler. Karda kışta, tel örgü boyu nöbet tutuyorduk. Hele son günler iyice sıkıydı. Kar altında sekiz saat nöbet tuttuğumu biliyorum. Bir de ramazan ayı olduğu için, oruç tutuyorum. Yemek yeme fırsatı bulamıyordum. Cebime bisküvi koyar, içtimada subay bana doğru bakmıyorsa ağzıma bir tane atardım. Bu bazen sahur, bazen de benim için iftar olurdu. Namazlarımın çoğu nöbete denk geliyordu. Namazımı yine terk etmiyordum.

Son gece hepimiz pür heyecandık. Radyo Evini bir onlar, bir bizim taraf teslim alıyordu. Önce ihtilal ilan ediliyor, ardından asiler bastırıldı deniyordu. 28. Tümen hükümet tarafındaymış. Tabii ki, biz bunun farkına daha sonra vardık. Üzerimizde uçaklar uçmaya başladı. Niyetleri Mamak'ı ortadan kaldırmakmış. Bizim taraf teslim oldu.
Sabah umum" bir içtima yapıldı. İçtimada silahlar da yanımızdaydı. Ceza olarak silahlarımızın mekanizmalarını aldılar. Elimizde sadece boru gibi bir demir parçası kalmıştı. İki ay kadar da dışarıya çıkmama cezası verdiler. İki ay, muhabere ve temel eğitim kursları gördük.
Dışarıya çıkmadığım için, ben kendimi bütünüyle ibadete verdim. Kış geceleri uzun olduğundan erkenden mescide gidiyor ve gece geç vakitlere kadar ibadetle meşgul oluyordum. Duygu ve düşünce dünyamın iyice durulduğunu hissettim.

Bir gün bizi yine topladılar. Size bir müjdemiz var, dediler. Hepimiz merakla bekliyoruz. 'Mekanizmalarınızı iade edeceğiz.' Tabii ki, pek sevinenimiz olmadı. Her sabah onları temizleyeceğiz diye canımız çıkıyordu. Yine böyle bir dönemin başlaması pek sevimli sayılmazdı.'




Bu haber toplam 2748 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri