Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kürt siyaseti yol ayrımında

16 Mayıs 2008 / 09:14
Orhan Miroğlu'nun yazısı

Türkiye hak elde etmek için, dağlarında daha yıllarca savaş yapılacak bir ülke değil artık. Barışın ve çözümün zamanı geldi. Irak Cumhurbaşkanı Talabani de kendisini ziyaret eden Ahmet Türk'e bu yönde mesajlar verdi

2003 Irak işgalinden sonra Ortadoğu'da ciddi bir değişim süreci başladı. Siyasi aktörler, işgalden sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını gördüler ve kendileri açısından sonuç alabilecekleri yeni pozisyonlar belirlemenin arayışı içinde oldular. Bugün, hem Kürtler hem de birer Kürt sorunu olan devletler, yeni bir tarihi kavşaktan geçiyor.

Bu yazının amacı, bu devletlerin izlediği politikaları analiz etmek değil, ama özellikle Irak ve Türkiye'deki Kürt partileri ve politikalarının yeni siyasi parametrelerini anlamaya çalışmaktır.

Bir kez daha hatırlamakta fayda var; seksenli yıllara gelindiğinde, Türkiye'deki Kürt hareketinin dinamiklerini esas olarak ulusal-demokratik talepler belirliyordu. Bugün ağır insan hakları ihlalleri, amansız bir yoksulluk, göçler, faili meçhul cinayetler ve neredeyse her aileden bir 'şehit' ile hatırlanan bir tarihi miras ve toplum gerçekliği söz konusudur. Bütün bunlar ulusal-demokratik talepler elde etmek uğruna yaşandı.

Bu talepleri harekete geçiren ve gündeme taşıyan da PKK'nın 25 yılı aşan silahlı mücadelesi oldu. PKK, bu dönemde, siyasal dinamikleri elinde bulunduran bir konumdaydı. Legal Kürt hareketinin, bu döneme, sistemden kaynaklanan baskı ve siyasal şiddet ortamında kendisinden fazlaca bir şey kattığını söylemek çok zor. Kürt hareketinin demokratik mecrasından 1975'li yıllarda saptığını ya da saptırıldığını söylemek mümkün. HEP'ten bu yana, bu hareketin siyasi vitrini, işleyişi, değişim dinamikleri, kitlesel olarak büyüme ve kapsayıcı olma hususiyetleri, tercihleri, bütün bunlar asıl olarak silahlı mücadelenin gerçekliği, moral değerleri ve mirası üzerinden belirlenen bir durumdaydı.

ARTIK YENİ KOŞULLAR VAR

Aşağı yukarı aynı zaman diliminde, Kuzey Irak Kürtleri, 1990'lı yıllardan sonra hem bölge ülkeleriyle hem de başta ABD olmak üzere uluslararası aktörlerle, kendi pozisyonlarını güçlendiren başarılı ilişkiler geliştirdiler. Kürt hareketine ve partilerine milliyetçi romantizmin ya da sınıf politikalarının değerleriyle bakanlar; bu ilişkilerin ve reel politikaya göre pozisyon almanın önemini ve sonuçlarını anlamada bir hayli zorlanırlar. Oysa Kuzey Irakta bir 'ulus inşası' böylelikle mümkün olabildi. 'Kürtlerin ulusal birliği' gibi, mevcut reel politika bakımından hiçbir şey ifade etmeyen paradigmalarla zamanı okumaya çalışmak beyhudedir.

Öte yandan Kürtlerin kendi aralarında 'bırakuji' yani kardeş katli gibi lanetli bir şeye bir daha girişmeyecekleri de açıktır. Geçmişte hem KDP ve YNK arasında hem de bu iki partiyle PKK arasında meydana gelen çatışmalarda binlerce insan hayatını kaybetti. Kürtler'i birbirlerine karşı kırdırma planları ve taktikleri sonuç vermeyecektir. Güçlü bir Kürt kamuoyu oluşmuş durumda ve bu kamuoyuna rağmen, Kürt partilerinin birbirlerine karşı bir pozisyon içinde olmalarının şartları giderek yok oluyor.

SİLAH DÖNEMİ BİTMİŞTİR

Kürtler, bugün ulusal çıkarlara ortak tepki verme noktasına geldiler. Ama bu çıkarların ne olduğu konusunda aynı fikirlere sahip olduklarını da söylemek zordur. Bu bağlamda, Türkiye'de Kürt sorununun demokratik çözümü, kuşkusuz bölgesel Kürt hükümetinin geleceğini de ilgilendirmektedir. Bunu Talabani DTP heyetiyle yaptığı görüşmede açıkça ifade etmiş bulunuyor: 'silah dönemi bitmiştir, diplomasi ve diyalog yoluyla bu sorun çözülecektir. Türkiye'nin, Türk devletinin atacağı adımlar tüm parçadaki Kürtler için önemlidir.'

Çok şey değişecek, buna hep beraber tanık oluyoruz, olacağız. Ama gönül istiyor ki, bu değişim onur kırıcı olmasın. Türkiye, Kuzey Kürt Bölge Yönetimi'yle olan diplomasisini, artık MİT üzerinden değil, niçin Dışişleri Bakanlığı üzerinden yürütüyor dersiniz? Şubat ayında gerçekleşen sınır ötesi harekatı bölgeye giderek şiddetle kınayan KDP lideri Mesut Barzani, aynı tepkiyi niçin 1 Mayıs'ta gerçekleşen bombardımanlar karşısında göstermedi? Acaba ne değişti de, Barzani, psikolojik güvensizliğin aradan kalktığını ifade ediyor? Ne değişti de Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, Mesut Barzani'nin demeç ve tavırlarını takdir ediyor?

Kuşku yok ki, bütün bunlar, yeni bir sürecin işaretleri ve sürece adaptasyon hamleleridir.

Irak Kürtlerinin kaderi Irak'ta Arapların, Türkmenlerin kaderiyle kesişiyor. Kerkük dahil yaşadıkları birtakım sorunları aşıyorlar. Bölgesel hükümetin de petrol yatakları üzerinde nüfuzu var, anlaşmalar yapmada da özgür. Hatta Kürtler, merkezi hükümetin liste dışı bıraktığı Türkiye'ye bu alanda yer açabilecek konumdalar.. Her ulusal topluluğun kullanacağı haklar ve siyasi temsiliyet ise anayasayla güvence altına alınmış durumda.

ÖTEKİ KÜRTLERİN TERCİHİ

Türkiyeli Kürtlerin kaderi de, Türk halkının kaderinden ayrı değildir. Tarih, Kürtler arasında ulusal birliğe değil; farklı ülkelerdeki Kürt partilerinin; içinde bulundukları ülkelerin siyasal süreçlerine ve dinamiklerine bağlı olarak politika üretmek ve siyasi tercih yapmak durumunda olduğu bir zamana işaret ediyor.

Eğer KDP ve YNK'nin işgalden sonraki politikaları Irak'ın bir parçası olmak, Türkiye başta olmak üzere, komşularıyla iyi ilişkiler kurmak üzerine değil, 'bağımsız Kürdistan'ın ilanı ve komşu ülkelerdeki Kürt hareketleriyle 'yakından ilgilenmek' üzerine inşa edilseydi, hiç kuşkunuz olmasın, Türk Silahlı Kuvvetleri bugün Kuzey Irak'ta ve belki de Kerkük ve Musul'da olacaktı. PKK, tarih sahnesine çıktığı yıllardaki gibi 'bağımsız- birleşik bir Kürdistan' demeye devam etseydi, bu en başta KDP ve YNK'yi huzursuz eden bir şey olurdu.

Yüzyılın tecrübeleri şunu açıkça göstermiştir ki, Kürt sorunuyla alakalı her Kürt partisi ait olduğu ülkenin siyasal sisteminin bir parçası ve sonucudur. Günümüz koşullarında 'Türkiye Kürdü', 'Irak ya da Suriye, İran Kürdü' olmak, Kürdistani bir aidiyetten önce geliyor..

Bugün hem Irak Kürt toplumunda, hem de Türkiye'deki Kürt hareketinin siyasal mücadele zemininde büyük farklılıklar ve değişimler söz konusudur. Kürt toplumu, şehirlerde, kasabalarda ve köylerde farklı bir sosyolojik zeminde bulunuyor.

Siyaset açısından bakıldığında, Kürtlerin değişim arzusunun ve kendisini temsil iddiasında olan partilere yönelik içsel demokrasi talebinin gözardı edilemeyecek boyutlarda olduğu görülür. Dolayısıyla Kürt siyasetinde asıl sorunlardan biri, Italo Calvino'nun sözünü ettiği, 'tarihin doğru gidişiyle bireysel bilinç' arasındaki çelişkide yatıyor. Değişim sancısı, bu çelişki hiç değilse normalleşinceye kadar sürecek.

BARIŞ OYUN DEĞİLDİR

Normalleşme de elbette, siyasal hayatın her türlü şiddetten kurtarılıp, demokratik zeminlerde yeniden inşasına bağlıdır. Türkiye'de etnik bir çatışmayı göze almadan bu savaşı sürdürmenin mümkün olmadığı her geçen gün daha iyi görülüyor. Türkiye hak elde etmek için, dağlarında daha yıllarca savaş yapılacak bir ülke değil artık. Ama aynı zamanda, Türkiye, dağlarda Kürt gençlerini öldürerek de, ulusal birliğini ve bütünlüğünü korumaya devam edemez. Kürt sorununda barışın ve çözümün zamanı geldi.

Kandil'i bombalamak ve karakol basmaya devam etmek, bu zamanı durdurmaya yetmez, ama acıyı ve yası büyüttüğü muhakkak. Barış bir oyun değildir ve bu yüzden 'zorun oyunu bozması' gibi bir anlam taşımaz. Çünkü barış, ne galibiyet psikolojisi ve gururu ne de gücün ispatı üzerine inşa edilemez. Kürt sorununda barışçıl, adil bir çözüm için herkesin kendi siyasal ajandasında ve vicdanında yeni, samimi ve barış renginde bir sayfa açması gerekiyor..

Kaynak:
Bu haber toplam 936 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri