Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Memur-Sen'den Sivil Muhtıra

25.01.2010 14:11
Memur Sen tarafından düzenlenen Uluslararası Demokrasi Kongresi başladı. Açılışta konuşan Gündoğdu, net mesajlar verdi

Memur Sen tarafından düzenlenen Uluslararası Demokrasi Kongresi başladı. Kongrenin açılışında konuşan Memur Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, temel hak ve özgürlüklerin ancak demokratik bir yönetim biçiminde hayat bulacağını belirterek, "Hep özgürlük ve demokrasiden yana taraf olduk, olmaya da devam ediyoruz." diye konuştu.

Memur Sen'in bağımsız olduğunu, ancak tarafsız olmadığını söyleyen Gündoğdu, "Biz haktan yanayız, halktan yanayız, milletin ve milli iradenin tarafındayız. Memur-Sen, ilkeleri ve hedefleriyle ülkemizi, insanımızı ve insanlığı ilgilendiren her konuda ve olayda bizatihi taraftır." şeklinde konuştu.

'Egemenlik bila kayd-u şart milletindir' ilkesini önceleyen ve önemseyen bir sivil toplum örgütü olduklarını vurgulayan Gündoğdu, ülke ve insanlar adına en önemli taleplerinin, çağdaş demokrasinin bütün kuralları ve kurumları ile tam ve koşulsuz bir şekilde hayata geçirilmesi olduğunu kaydetti. Gündoğdu, bunun ön şartının ise demokratikleşmeye dönük adımların sayısını ve hızını artıracak sivil idare ve irade ürünü yeni bir anayasaya sahip olmak olduğunu vurguladı. Güvencesi olmayan temel hak ve özgürlüklerin varlığından da söz edilemeyeceğini dile getiren Gündoğdu, şöyle devam etti:

"Güvence mekanizmasında temel unsur ise hiç kuşkusuz, tarafsız ve tam bağımsız yargıdır. Temel hak ve özgürlükleri derinleştirmek ve genişletmek yerine sınırlamayı tercih eden yargı sistemi ve yüksek yargı organları söz konusu ise tuz kokmuş demektir. Bu yönüyle ülkemizin durumu sorulduğunda; bir önceki Genelkurmay Başkanı'nın çağrısını emir telakki eden Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun iddianameyi hazırlayan Cumhuriyet Savcısı hakkında 'meslekten ihraç' kararı verdiği aklıma geliyor ve tereddütsüz bir biçimde 'henüz tuz kokmadı' diyemiyorum.

Danıştay'ın katsayı, YSK'nın seçim sandıklarında başörtülü müşahit bulunamayacağı, Anayasa Mahkemesi'nin 367 ve 411 milletvekilinin evet oyuna ve Anayasanın açık hükmüne rağmen yüksek öğretim kurumlarında başörtüsüne özgürlük sağlayacak Anayasa değişikliğinin iptaline ilişkin kararları, yargıç devleti riskini iliklerimize kadar hissetmemizi sağlarken, Danıştay'ın yürütme erkinin, Anayasa Mahkemesi'nin de yasama erkinin yerini almak isteğini gün yüzüne çıkardı. Oysa, bu ülkenin insanları 'polis devleti' de 'militer devlet' de 'jandarma devlet' de 'yargıç devleti' de istemiyor, ancak ve sadece 'Demokratik Hukuk Devleti' istiyor, bunu da fazlasıyla hak ediyor."

"ANAYASA MAHKEMESİ'NİN SON KARARI, DEMOKRATİKLEŞME KONUSUNDA FRENE BASANLARI ORTAYA ÇIKARDI"

Demokratikleşme ve sivilleşme adına büyük önem taşıyan, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması düzenlemesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptalini değerlendiren Gündoğdu, "Düzenlemenin iptal edilmesi, demokratikleşme konusunda frene basanları bir kez daha ortaya çıkarmıştır." ifadesini kullandı.

Gündoğdu, "Askeri mahkemelerin barış zamanında sivilleri yargılayamaması kadar önemli bulduğumuz bu düzenlemenin iptali, beklentilerin aksine demokratikleşme ve sivilleşme konusunda gelecek dönemde karşılaşacağımız engelleri bertaraf edecek motivasyonu üretmelidir. Sivil-askeri yargının yetki ve görev alanının yeniden belirlenmesine dönük düzenlemelerle yetinmemeliyiz." diye konuştu.

"EMASYA PROTOKOLÜNÜN VARLIĞINA SON VERİLMELİ"

Gündoğdu, askeri darbelerin yasal dayanağı olarak kullanılan 1961 tarihli Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ile İç Hizmet Yönetmeliği'nin Silahlı Kuvvetlere 'Cumhuriyeti kollama ve koruma görevi' veren hükümlerinin halen yürürlükte olmasının demokratikleşme açısından kabul edilemez olduğunun altını çizdi.

Günoğdu, "Diğer taraftan, Ayışığı, Sarıkız, Kafes, Balyoz gibi darbe planlarına ve yapılanmalarına zemin teşkil eden 1997 tarihli EMASYA Protokolü'nün halen varlığını sürdürmesi de anlaşılır değildir. Amasya Genelgesi'yle 'Kuvay-ı Milliye' ruhunu harekete geçirerek 'Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.' diyen bu millet, iradesine EMASYA Protokolü'yle ipotek konulmasını hak etmiyor. Demokratik Devlet sıfatıyla bağdaşmayan ve sınırlı bir demokrasiye sahip olduğumuzu tescilleyen bu protokolün varlığına derhal son verilmelidir." diye ifade etti.

"ERGENEKON'DA UCU KİME DOKUNURSA DOKUNSUN SONUNA KADAR GİDİLMELİ"

"Bu milleti 1960'dan itibaren klasik deyimiyle 10 yılda bir tokatlayanlar, darbe yapanlar, silahlı güçlerine dayalı olarak yönetime el koyanlar, milletin tankıyla milletin iradesine balans ayarı yapmaya çalışanlar, millete hesap vermemiştir." diyen Gündoğdu, 'kümesteki tavuğu çalanlar yargıya hesap verirken, milletin iradesini çalanların, çalmak isteyenlerin sanık kürsüsüne çıkarılmadığı dönemlerin artık geride kaldığını'söyledi.

Gündoğdu, bugün varılan noktada, darbeye teşebbüs edenlerin sanık kürsüsüne oturtulduğunu ifade etti. Türkiye'de, ilk kez bir darbe teşebbüsünü ve faillerini gün yüzüne çıkarma ve millet adına cezalandırma kararlılığı yaşandiğini dile getiren Gündoğdu, "Bu vesileyle Memur-Sen camiasının, Ergenekon davasında ucu kime dokunursa dokunsun, kim olursa olsun sonuna kadar gidilmesi, darbe girişiminde bulunanlara hak ettikleri bedelin ödetilmesi talep ve beklentisini bir kez daha tekrar etmek istiyorum. " dedi.

"DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ OLMA YOLUNDA KRİTİK EŞİKLERDEN BİRİ AŞILDI"

Demokratik hukuk devleti olmak adına kritik eşiklerden birinin aşıldığını söyleyen Gündoğdu, "Darbeye teşebbüs edenleri yargılamak demokratikleşme konusundaki kararlılık açısından ne derece olumlu ise 80 ihtilalini gerçekleştirenlerin ve kararlarının yargılanmasını engelleyen mevcut Anayasanın Geçici 15'inci maddesinin halen yürürlükte olması da 'demokratik hukuk devleti' algısı yönüyle o derece olumsuzdur. Bu ayıptan ivedilikle kurtulmak zorundayız." dedi.

Gündoğdu, demokratikleşme konusunda gecikmeksizin atılması gereken adımlardan birinin de Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu'nun 'parti kapatma' hükümlerinde değişiklik yapmak olduğuna dikkat çekti. Gündoğdu, Türkiye'nin parti mezarlığı olmasından rahatsız olduklarını vurguladı. Siyasi partilerin ancak şiddet ve terörü bir seçenek olarak benimsemiş ve uygulamış olmak şartıyla kapatılmasını öngören bir düzenleme hayata geçirilmesi gerektiğini kaydeden Gündoğdu, "Şiddet ve terör dışındaki fiillerde ise siyasi partilerin kapatılması yerine parti yöneticilerine ve üyelerine yönelik şahsi yaptırımlar devreye konulmalıdır." şeklinde konuştu.

Toplumun tüm kesimlerinin; etnik, kültürel ve dinsel farklılıkları tehdit olarak gören 'tek tip yurttaş projesi' uygulamalarından olumsuz etkilendiğini ifade eden Gündoğdu, bu anlayış tamamen sökülüp atılmadıkça yaraların sarılamayacağını dile getirdi. Gündoğdu, başta terör olmak üzere çeteleşme ve diğer illegal faaliyetlerin ilacını daha çok demokrasi ve özgürlük olarak gösterdi.

"10 YILDA BİR TEKRARLANAN MÜDAHALELER DÖNEMİ SONA ERDİ"

Türkiye'de demokratik parlamenter rejimi askıya almaya yönelik her on yılda bir tekrarlanan müdahaleler döneminin sona erdiğini söyleyen Gündoğdu, "Bu millet, artık gerekçesi ne olursa olsun, gerçekleştiricisi kim olursa olsun darbeye tevessül edenleri Devletin tepesinde değil Silivri Cezaevinin kodeslerinde ağırlamakta kararlıdır." dedi.

Gündoğdu, bu kararlılığın geldiği noktanın, çağdaş ve sivil yeni bir Anayasa olduğunu aktardı. Yeni bir Anayasanın, farklı toplum kesimlerinin ortak isteği olduğunu kaydeden Gündoğdu, "Bu nedenle, millet ve Devlet arasında duvarlar ören değil köprüler kuran bir Anayasa yazmanın ve yapmanın tam zamanıdır." ifadesini kullandı.

Yeni Anayasa Raporu hazırlayarak kamuoyuna sunduklarını anımsatan Gündoğdu, yeni Anayasa'nın egemenliğin kayıtsız, şartsız TBMM tarafından kullanılacağını açık bir dille ifade etmesi gerektiğini belirtti. Devleti oluşturan erklerin, görev, yetki ve sorumlulukları yeniden düzenlenmesi gerektiğini kaydeden Gündoğdu, şöyle devam etti:

"Yene Anayasa'da, temel hak ve özgürlükler değil, sınırlamalar sınırlanmalı, Eğitim Hakkı; 'Fırsat ve İmkan Eşitliği' ile 'Din Eğitimi ve Öğretimi'yle ilgili mevcut sorunları giderecek şekilde düzenlenmeli ve teminat altına alınmalı, Toplu sözleşme ve grev hakkı, kamu görevlilerine de tanınmalı, Vatandaşlık, ayrıştırıcı değil birleştirici bir dille tanımlanmalıdır. Yeni Anayasa'da 'kendisini Anayasanın üstünde gören Anayasa Mahkemesi algısına' son verilmesi gerekir. Yeni Anayasa için kurucu Meclis oluşturmaya gerek yok. Yeni Anayasa yapma çalışmalarına bugünden başlamalı ve yarından önce bitirmeliyiz."

"TOPLUM MÜHENDİSLERİNİN ELLERİNİ ÇEKMEYECEĞİ ALAN EĞİTİM ALANIDIR"

Türkiye'de eğitim sisteminin yapısı, işleyişi ve kurgusunun, silahlı kuvvetler ve yüksek yargı organları başta olmak üzere eğitim alanıyla ilgisi olmayan kuruluşlar tarafından dizayn edildiğini söyleyen Gündoğdu, şunları dile getirdi:

"28 Şubat süreciyle birlikte hayata geçirilen adaletsiz katsayı uygulaması, YÖK'ün katsayı adaletsizliğini gideren kararının bir baro tarafından açılan dava sonucunda Danıştay'ın iptal kararı göstermektedir ki, toplum mühendislerinin ellerini çekmeyecekleri alan eğitim alanıdır. Biz diyoruz ki eğitime yönelik her kötü niyetli müdahale ve sınırlama, bu ülkenin geleceğine, gücüne ve büyüklüğüne vurulan darbedir. Bu ülkenin her ferdinin kendi istek ve kararı doğrultusunda istediği alan ve dalda orta ve yükseköğretim görme hakkına, tercihlerini dilediği anda ve şekilde değiştirme imkanına sahip olduğu bir eğitim sistemi ve organizasyonu, mutlaka hayat bulacaktır. Bunu engellemeye kimsenin gücü yetmeyecektir."

Başta Alevi vatandaşları olmak üzere devletin kurumlarının ve üst düzey yetkililerinin toplumun farklı kesimlerine yönelik diyalog sürecini desteklediklerini belirten Gündoğdu, "Ancak, oldukça geniş bir kitleyi ilgilendiren başörtüsü sorununun halen devam etmesini de kaygı verici buluyoruz. 1930'lu yıllarda kadın vatandaşlara seçme ve seçilme hakkı tanınırken 21 inci yüzyıl Türkiye'sinde; hukuki, siyasi veya sosyolojik haklı bir gerekçesi olmadan başörtülü kadınların ve genç kızların yüksek öğrenim görme ve çalışma hakkından yoksun bırakılmasını nasıl izah edeceğiz?" diye konuştu.

"KUR'AN EĞİTİMİNDE 12 YAŞ SINIRLAMASININ ONUNCU YILINDAYIZ"

Kur'an eğitiminde 12 yaş sınırlamasının, onuncu yılına girdiğine dikkat çeken Gündoğdu, 'yasak kelimesinin daha uygun olacağı bu sınırlamanın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne ve diğer uluslararası sözleşme ve belgelere aykırı olduğunu ifade etti. Gündoğdu, bu yasağın, küçüklerin velilerinin isteği, yetişkinlerin kendi istekleri ile dinlerini öğrenme ve yaşamalarının önündeki engellerin devletçe kaldırılacağını öngören mevcut Anayasanın 24 üncü maddesine de aykırı olduğunu belirtti.

Bu düzenlemenin, Laik Devlet tanımıyla örtüşmediğini belirten Gündoğdu, "Etkili ve kalıcı öğrenme için en uygun yaşın 3-6 yaş aralığı olduğuna dair eğitim bilimi verilerine rağmen, Kuran öğrenme hakkının ancak 12 yaşında kullanılabileceğine ilişkin sınırlamaya, bilimsellikle gerekçelendirilmiş bir hukuki dayanak bulmak mümkün değildir. 3 yaşında bale kursu, piyano dersi almak mümkün ve muteber görülürken, ki biz de aynı fikirdeyiz. Kuran öğrenme yaşına sınırlama getirilmesi makul görülemez." şeklinde konuştu.

"KAMU İŞÇİLERİ İLE TOPLU SÖZLEŞME İMZALAYAN DEVLETİN, KUMU GÖREVLİLERİ İLE TOPLU SÖZLEŞME İMZALAMAKTAN KAÇINMASINA HUKUKİ BİR GEREKÇE BULAMIYORUM"

Toplu sözleşme ve grev hakkı talebinin, Türkiye'nin demokratikleşmesine dair genel beklentilerin sendikal zeminle ilgili kısmını oluşturduğunu kaydeden Gündoğdu, şunları dile getirdi:

"Kamu işçileriyle toplu iş sözleşmesi imzalayan devletin, kamu görevlileriyle toplu sözleşme imzalamaktan kaçınmasına haklı ve hukuki bir gerekçe bulamıyorum. Nasıl ki, seçimlere katılma hakkı yoksa siyasi partiden söz etmek ve siyaset hakkının varlığından bahsetmek mümkün değilse, toplu sözleşme ve grev hakkı olmadığı sürece sendikalardan ve sendikal örgütlenme hakkının varlığından söz etmek de mümkün değildir."

Örgütlenme, toplu sözleşme ve grev hakları konusunda iç hukuktaki eksikliklerin ve uygulamadaki sıkıntıların 2009 AB İlerleme Raporu'nda dile getirildiğini hatırlatan Gündoğdu, "AB'ye tam üyelik süreci kapsamında iç hukukta önemli adımlar atan ülkemizin, Avrupa Sosyal Şartının örgütlenme ve toplu pazarlık hakkıyla ilgili 5 inci ve 6 ncı maddelerine çekince koyması arasındaki çelişkiyi gidermek zorundayız.

Evrensel hukuk ilkelerini, AB Sosyal Şartını, AB müktesebatını ve İLO kararlarını da dikkate alarak kamu görevlileri sendikalarının ve konfederasyonlarının talepleri doğrultusunda, toplu sözleşme ve grev haklarını içeren kamu görevlileri sendikacılığı alanı oluşturulmasına zaman ve zemin yönüyle bir engel kalmadığına inanıyoruz. Biz, toplu sözleşme ve grev hakkını, kamu hizmetlerini aksatacak bir tehdit aracı olarak değil kamu hizmetlerinin kalitesini artıracak bir teşvik aracı olarak görüyoruz." diye konuştu.

"BUGÜN ORDUYA GÖREVİNİ HATIRLATAN SİYASET VAR"

Gündoğdu, şöyle devam etti: "Bu ülkenin insanları, kanun önünde eşitlik ilkesine sadık bir Türkiye, kuvvetler ayrılığını, çatışma nedeni olmaktan çıkarmayı başarmış bir Türkiye, Güçlü ve özgür birey" idealini gerçekleştirmiş bir Türkiye, laiklik ilkesini, özgürlüklerin teminatı olarak gören bir Türkiye, idarenin de iradenin de sivillere ait olduğu bir Türkiye, bağımsızlık kadar tarafsızlığı da önemseyen yargıya sahip bir Türkiye, vatandaşlarına 'din ve vicdan hürriyetini' gerçek anlamıyla yaşatan bir Türkiye, hem özgürlük hem güvenlik diyebilen bir Türkiye, istiyor, bekliyor ve talep ediyor. İnsanımızın, daha özgür, daha demokratik Türkiye talebini karşılamak için olması gerekenlere fazlasıyla sahibiz. Çünkü, dün, demokrasiyi savunan sivil toplum örgütleri yoktu, bugün var. Dün, egemenlerin ezdiği millet vardı, bugün egemenliğin sahibi olduğunu bilen millet var. Dün, silahlı kuvvetlerden talimat bekleyen siyasetçiler vardı, bugün orduya görevini hatırlatan siyaset var. Dün, darbelere zemin hazırlamayı bilim adamlığı sayanlar vardı, bugün darbe savmayı onur sayan bilim adamları var. Dün, militer güçlerden 'arkama takıl' emri bekleyenler, bugünse demokrasi ve milli egemenlik için 'ortak akıl' diyenler var. Dün, taraftar olmaya zorlananlar vardı, bugün 'taraf'ım demekten kaçınmayanlar var. Dün 'demokrasi nedir' diye soranlar varken bugün 'tam ve koşulsuz demokrasi' isteyenler var. Dün, darbeyi desteklediği için kutsananlar varken bugün darbeye yeltendiği için yargılananlar var. Dün, darbecilerin gerdanında arzı endam eden beşi bir yerdeler vardı, bugün demokrasinin tek taşı olmayı hedefleyenler var. Dün darbecileri takdir etmeye hazır basın tekeli vardı, bugün darbeye yeltenenleri teşhir edecek özgür basın organları var…"

Gündoğdu, "O halde neyi bekliyoruz. Daha özgür, daha güçlü, daha sivil, daha demokrat bir Türkiye'yi inşa edecek, hem özüyle hem de sözüyle sivil ve yeni bir Anayasa yapalım." dedi.

Bu haber toplam 944 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri