Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mescid-i Aksa 40 saldırıya rağmen ayakta

21.08.2009 17:34
Mescid-i Aksa 40 defa saldırıya uğradı, ancak Müslümanların ilk kıblesi halen tehdit altında.
İslam alemi için manevi değeri olan Mescid-i Aksa'ya yapılan ilk saldırı bugün 40'ıncı yılına girdi. Bundan tam 40 yıl önce bir Yahudi tarafından, kutsal mekana saldırı düzenlendi. Saldırılar daha sonra da devam etti. İsrail'in son yıllarda bölgede başlattığı kazılar ise saldırıların kılıf değişimi olarak değerlendiriliyor. Çünkü yapılan kazıların çoğu, mescidin zarar görmesine yol açıyor.

Mescid-i Aksa'yı yok etmek ve yerine yeni bir ibadethane açmak isteyen bazı Yahudi grupları son 40 yılda çeşitli dönemlerde saldırılarda bulundular. Son bir yıl içinde de çeşitli saldırı ve tehditler yapıldı.

İşte Mescid-i Aksa'ya yapılan saldırıların tarihçesi:

21 Ağustos 1969'da Denis Ruhan bir Yahudi Mescidi Aksa'yı yakma girişiminde bulundu.

Nisan 1980′de ünlü yahudi terörist Meir Kahane, Mescidi Aksa'nın bir yerine bol miktarda patlayıcı madde doldurarak bunu patlatmaya teşebbüs etti.

8 Nisan 1982′de siyonist terör örgütünün mensupları Kah diye bilinen diğer bir başka terör örgütüyle işbirliği yaparak Mescidi Aksa'nın ana girişine bol miktarda patlayıcı madde yerleştirdiler. Ancak bu patlayıcı madde cami görevlileri tarafından patlamadan ortaya çıkarıldı.

10 Nisan 1982′de Meir Kahane taraftarlarından bir grup yahudi terörist zorla Mescidi Aksa'ya girmek istedi. Cemaatin ve cami görevlilerinin engel olması üzerine çıkan çatışmada cami korumalarından iki kişi öldürüldü.

21 Mart 1983′te Mescidi Aksa'ya gizli bir yoldan girmek için tünel açıldığı tesbit edildi. Ancak tünel tamamlanamadan ortaya çıkarıldığı için teşebbüs başarılı olamadı.

27 Şubat 1984′te bir grup silahlı yahudi, caminin doğu tarafından Rahmet kapısının yakınından içeri girmek istedi. Ancak cami koruma görevlileri onların içeri girip bir katliam gerçekleştirmelerini önlediler.

14 Ocak 1986′da Knesset (İsrail Meclisi) üyesi bazı parlamenterler askerlerin koruması altında Mescidi Aksa'ya girmek istediler. Ancak İslami Hareket mensubu gençler cami kapılarında barikatlar oluşturarak onların içeri girmelerini önlediler. Birkaç kez girişimde bulunan parlamenterler Mescidi Aksa'nın içine girmeyi başaramayınca geri dönmek zorunda kaldılar. Fakat bu olaydan sonra cami dışında işgalci askerlerin Müslüman gençlere saldırmasıyla başlayan çatışmalarda çok sayıda genç yaralandı. İsrail yönetimi bu sabotajları düzenleyenleri genellikle "deli" diye niteleyerek ilk sorgulamadan sonra serbest bıraktı.

Eylül 1996 olayları öncesinde gerçekleştirilen saldırıların en geniş çaplısı da 8 Ekim 1990 tarihinde gerçekleştirilen ve 30 Müslümanın şehid edilmesine, 800 Müslümanın da yaralanmasına yolaçan saldırıdır.

Tarihe "Kudüs katliamı" olarak geçen bu saldırı, İsrail yönetiminin bazı fanatik yahudi gruplarını kışkırtması sonucu gerçekleştirildi.

İsrailli bazı gruplar, Mescidi Aksa'yı yıkabilmek için farklı bir metod izliyor. Eski yahudi eserlerini ortaya çıkarmaya çalıştıkları gerekçesiyle Mescidi Aksa çevresinde ve altında kazılar yapıyorlar. Bu kazıların asıl amacı ise mescidin temellerinin altında boşluklar oluşturulması, temellerinin dayandığı kayaların tahrib edilmesi ve böylece mescidin kendiliğinden yıkılmasına yolaçılmasıdır.

Kudüs İslami Vakıflar Meclisi Kasım 1994 sonlarına doğru yaptığı açıklamada, Yaser Arafat'ın liderliğindeki özerk yönetimin işbaşına getirilmesinden sonra Mescidi Aksa çevresindeki kazıların daha da yoğunlaştığını ifade etmişti.

Adış geçen meclisin açıklamasında Mescidi Aksa'nın bitişiğindeki Ağlama Duvarı çevresinde yapılan kazıların mescidin bazı duvarlarını tehlikeye soktuğu vurgulanıyordu.

İslami Vakıflar Konseyi yetkililerinin verdiği bilgilere göre arkeoloji uzmanları Mescidi Aksa'nın dayandığı kayaları parçalamak amacıyla kazılarda kimyasal madde de kullanıyorlar ve bunu kayaları parçalama işlemlerinin dışarıdan duyulmamasını sağlamak amacıyla yapıyorlar.

Kazılarda kimyasal maddelerin kullanıldığı bizzat İsrailli yetkililer tarafından da itiraf edilmişti.

Şu ana kadar kazıların birçoğu, Mescidi Aksa'nın dış kısmındaki bazı duvarların yıkılmasına yolaçtı.

İSTANBUL BARIŞ PLATFORMU'NUN MESCİD-İ AKSA RAPORU

İHH insani Yardım Vakfı, Mazlum-Der, Mirasımız Derneği, Akabe Vakfı, AKDAV, Araştırma Kültür Vakfı, Fidder, İnsan ve Medeniyet Hareketi, Medeniyet Derneği ve Özgür-Der'den oluşan İstanbul Barış Platformu tarafından Mescid-İ Aksa'daki son durum hakkında rapor düzenlendi.

Raporda yaklaşık 40 yıl önce yapılan saldırılar hatırlatılarak,"bundan 40 yıl önce , 21 Ağustos 1969 tarihinde, Mescid-i Aksa büyük sabotaj eylemine sahne oldu. İşgalin üzerinden henüz iki yıl geçmişken gerçekleştirilen bu imha girişimi, Müslümanların tepkisini ölçmek üzere, Siyonistlerin nabız yoklama operasyonu ve karanlık planlarınn habercisiydi" denildi.

Raporda Mescid-i Aksa'ya yapılan saldırıların altındaki temel amaçların ne olduğu hakkında ise şu ifadeler kullanıldı: "O tarihten bu yana planlı bir yıkım gerçekleşmektedir. Aksa'yı doğrudan yıkmayı cesaret etmediklerinden, Süleyman mabedini ortaya çıkarmak iddiasıyla 1970'ten bu yana yapılan kazılarda, Aksa'nın altı tünellerle boşaltılmış ve bir bölümünde havra inşa edilmiştir."

İsrail'in bölgede inşa ettiği yeni yerleşim yerleriyle, Müslümanlara ait yerleşim yerlerinin işgal edilmesine de değinilen raporda çeşitli semtlerde Müslümanlara ait yaklaşık 200 evin yıkıldığı belirtiliyor.

Aksa'nın güney cephesinden başlayan kazıların ise Türkiye'den giden uzman heyetin olumsuz raporuna rağmen devam ettiği de raporda vurgulanan başka bir nokta.

Raporda ayrıca, Mescid-i Aksa'nın batı yönündeki Tenkiziye Medresesi yerine dünyanın en büyük Sinagogu'nun inşa planlarının da tamamlandığı vurgulanıyor.

UNESCO'NUN MESCİD-İ AKSA RAPORU

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO), İsrail'den, Haremüşşerif'te yürüttüğü hafriyat çalışmalarını durdurmasını istemişti. İki ay önce hazırlanan raporda Mescid-i Aksa'ya zarar verildiği gerekçesiyle İsrail'i "arkeolojik kazılara derhal son vermeye" çağırmıştı.

NESCO Genel Müdürü Koichiro Matsuura'ya sunduğu raporda, İsrail'in müdahalesinin sınırlarını belirleyen bir hareket planı olmamasından endişe duyulduğu ifade ediliyordu. Bu durumun, "daha geniş ve gerek duyulmayan kazılara yol açtığı" belirtiliyordu.

İsrail'in sitenin tarihî karakterini bozmayacak şekilde sadece Mağrib Kapısı'ndaki rampanın onarılmasını öngören açık bir plan belirlemesini isteyen UNESCO, çalışmaların Müslümanlarla diyalog halinde yapılmasını talep ediyordu.

UNESCO Dünya Kültür Mirası Komitesi'ne göndermesi talep edilen raporda, geçidin onarımıyla ilgili sürecin UNESCO Başkanlığı tarafından koordine edilecek, arkeoloji ve inşaat mühendislerinin de katılacağı uluslararası bir ekip tarafından denetlenmesi isteniyor. Bunun, rampanın inşasıyla ilgili "en uygun çözüm olacağı" belirtiliyor. UNESCO, çalışmalar başlamadan önce ısrarla İsrail'den inşaat planını Paris'e göndermesini istemiş; fakat İsrailliler göndermemişti.

UNESCO'nun raporunda İsrail tarafının eleştirildiği noktaların başında Haremüşşerif'in idarecisi İslam Vakfı ile diyalog kurulmaması geliyor. 1994'teki anlaşmaya göre bölgede bir kazı faaliyeti yapılabilmesi için tarafların diyalog kurması gerekiyor. İsrail, hafriyat çalışmalarına başlamadan önce Müslüman yetkililerle temasa geçmediği gibi İslam Vakfı'nın, 'gerekli çalışmaları biz yapalım' teklifine de cevap vermemiş.



Bu haber toplam 1994 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri