Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

MHP, AKP'ye tuzak mı kuruyor?

28 Ağustos 2008 / 07:31
Bahçeli'nin AK Parti'yi rahatlatacak önerileri, "yeni bir tuzak mı?"
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin AK Parti'yi rahatlatacak önerilerini, "yeni bir tuzak mı?" endişesi ile yorumlayanlar yanılıyor. MHP tuzak kurmuyor.

MHP gerçekte kendi hukukunu, daha doğrusu kendisini de var eden çok partili parlamenter demokrasinin ve siyaset kurumunun hukukunu savunuyor.

MHP Genel Başkanı'nın önerilerini üzerine inşa ettiği iki önemli tespiti var. Birincisi TBMM'nin Anayasa Mahkemesi tarafından "rehin ve ipotek altına alınması". Bahçeli bu hükmü, Anayasa Mahkemesi'nin 10. ve 42. madde değişikliklerini esastan iptal etmesine dayandırıyor. Doğru mu? Anayasa Mahkemesi TBMM'nin anayasa yapma iradesini elinden aldığına göre elbette doğru. Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı ile Türkiye'de kuvvetler ayrılığı prensibi yasal olarak işlemez durumda. Bahçeli bu durumu "rejim açısından savunulabilir ve kabul edilebilir" bulmadığını ifade ediyor.

Bahçeli'nin ikinci tespiti, yine Anayasa Mahkemesi'nin AK Parti davasında vermiş olduğu kararın yarattığı fiili duruma dair bir yorum. MHP lideri AK Parti'nin Mahkeme tarafından "mahkûm" edildiği ve bu durumda iktidar partisinin "siyasî ehliyet ve meşruiyetinin şaibeli hale geldiği" sonucunu çıkartıyor. Buradan "İktidar partisinin böyle bir mahkûmiyet sonrası sürekli kapatılma tehlikesi altında görevini sürdürmesi siyasi istikrar açısından ciddi bir risktir" hükmüne varıyor. Bu hüküm doğru mu? Bu hükmün test edileceği anahtar "meşruiyet" kelimesi. Bir yasayı, bir mahkeme kararını "hukukî" kılan meşruiyettir. Meşruiyet ise kurumların kerametinde değil, halkın rızasında aranır. "Meşruiyetini kaybeden iktidar partisi mi, yoksa Anayasa Mahkemesi mi?" sorusuna aslında Bahçeli de, öneriler kısmında ikincisini adres göstererek cevap veriyor. Ancak yine de MHP liderinin, fiili durumun bir meşruiyet tartışmasına yol açacağı hükmü doğru bir hüküm. En azından CHP'nin bu tartışmanın tek başına tarafı olacağı ortada. Anayasa Mahkemesi, kararıyla sadece AK Parti'yi rehin altına almadı, aynı zamanda CHP'nin karşısına elleri kolları bağlı bir rakip çıkarttı. Bu rehin kalkmadığı sürece de siyasal istikrarı garantiye almak, insanüstü çabalara bağlı.

Bahçeli bu iki tespite dayalı iki temel öneri getiriyor. Her iki öneri de, süreklilik kazanan rejim krizini anayasayı değiştirerek çözme mantığına dayanıyor. Birincisi Anayasa Mahkemesi'nin yetkilerini parlamenter demokrasiye uygun hale getirmek; ikincisi de siyasî partilerin kapatılmasını zorlaştırmak.

Bu önerilerde bir tuzak var mı? Ben ince ayarlı bir "diplomasi" ve iyi örülmüş bir strateji olduğunu düşünüyorum. MHP siyaset yapıyor. Temel istikamet olarak "yapıcı muhalefet" stratejisi izliyor. Böylece hem CHP'yi yalnızlaştırıyor hem de AK Parti seçmenini mesaj menzili içine almış oluyor. "Yapıcı muhalefet"in sihirli formülü ise, Devlet Bahçeli'nin açıkladığı "yol haritası"nın tamamına sinmiş olan "istikrarı sürdürme" çabası. AK Parti bir kitle partisi ve rakiplerinin onun siyasî yelpazede işgal ettiği alana göz dikmesi doğal. Bu alana giriş kapısının adı ise "siyasî istikrar".

Anayasa Mahkemesi, güç kaybeden yönetici elitlerin temsilcisi olarak iki kararıyla (anayasa değişiklikleri ve kapatma davası) AK Parti'nin seçkin değişimine yönelik ileri hamlesini rejim krizi yaratma pahasına savuşturdu. MHP Genel Başkanı'nın sözleri, Anayasa Mahkemesi'nin meşruiyetini kaybettiğine dair hükümler içeriyor. Anayasa Mahkemesi yol açtığı hasarı giderecek araçlara sahip değil. Çözüm, bu mahkemenin de hukuk içinde kullanamadığı yetkilerini sınırlandırmakta. TBMM'nin anayasa yapma iradesini rehinden kurtarması ve yargının siyasî partiler üzerinde "kapatma tehdidi" ile kurduğu tahakkümün parti kapatmayı gerçekten zorlaştırarak ortadan kaldırılması lâzım.

Türkiye süreklilik kazanan bir anayasal krizin içinde yaşıyor. Bu kriz ancak ve ancak anayasa değiştirilerek çözülebilir. AK Parti'nin, MHP'nin önerilerini, "diplomasi"yi seferber ederek ve derin bir stratejiyi devreye sokarak kapsamlı bir anayasa reformuna konu etmesi şart. Anayasa Mahkemesi'ni altında ezildiği yükten kurtarmak bile Türkiye'nin önünü açacak, siyasî istikrarı kalıcı hale getirecek bir çözüm olarak kabul görebilir
Kaynak:
Bu haber toplam 750 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri