Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Nasrullah: İsrail ile savaşa hazırız

29 Aralık 2008 / 10:11
Hizbullah lideri Hasan Nasrullah, Hizbullah'ın Lübnan'da her türlü İsrail saldırısına karşı hazır olduğunu söyledi.
Seyyid Hasan Nasrullah, Gazzeliler için İslam ümmetine harekete geçme çağrısında bulundu.

Lübnan İslami Direnişi Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, Gazze'deki katliam nedeniyle dün akşam saatlerinde bir konuşma yaptı.

İsra haber'in bildirdiğine göre Rafah sınır kapısını açmamasından ötürü Mısır'ın, Gazze ambargosu ve katliamlardan sorumlu olacağını kaydeden Nasrullah, 2006 Temmuz savaşında olduğu Lübnan'da olduğu gibi Gazze'de de benzeri ihanetlerin, işbirliklerin yaşandığını söyledi.

Seyyid Nasrullah'ın dün akşamki konuşmasını sunuyoruz:

"Ey değerli kardeşim, hicri ve miladi yeni bir yıla değerli dostların şehadetleri ve yaralanmalarına yol açan büyük bir insani krizle başlamamız ne kadar da üzücüdür. Kuşatma altındaki mazlum Gazze’de şehidlerin sayısı 300 oldu, yaralıların sayısı 1000’i aştı. Buna rağmen Gazze direniyor ve sabrediyor.

Bugün önümüzde bir örneklik varken yeni bir düşünceye ihtiyacımız yok. Biz, bugün yeni bir Kerbela ile karşı karşıyayız. Kerbala görüntülerinden bir görüntüye şahid olmaktayız. Bugün meydana gelenleri, anlamak için tarihe bakmalıyız. Tarihi hatırladığımız zaman tarihte nelerin meydana geldiğini anlamamaza yardımcı olur. Kerbalanın gerçekliği şudur: Onuruna, şerefine, izzetine ve ümmetin hukukuna bağlı olan bir grup vardır. Tağut ve zalimlere boyun eğmeyi, teslimiyeti ve zilleti reddederler. Dik durur, direnir, mücadele eder. İki tercih arasında kaldığı zaman, dengelerin eşit olmadığı bir güce karşı mücadele seçeneği arasında kalınca şehadetine yol açabilecek olmasına rağmen teslimiyetle direnişi seçer. Bu direnen ve iman eden grup, bugün açlık ve susuzlukla kuşatılmakta, tehditlerle korkutulmaktadır. Sonunda katlediliyorlar ve şehidler birer birer düşüyor.

Güçlerin dengeli olmadığı bir savaş ile zillet seçeneği arasında kaldığı zaman Hüseyin “Heyhat minnez zille” demişti.

Güçlerin dengeli olmadığı bir savaş ile zillet seçeneği arasında kaldığımız zaman Hüseyin “Heyhat minnez zille” dedi. Neden “Heyhat minnez zille”? Bu bir infial mi? Şahsi bir hamaset mi? Yoksa insani, ilahi, dini ve inançlara bağlılık mı? Elbette insanidir. Çünkü insanın değerlerinden, insanın haklarından ve insanın onurundan hareket etmektedir. İşte bu Kerbela’daki Hüseynî, Nebevî, Muhammedî okuldur. İnsan, kendi haklarından ve kutsallarından taviz veren zillet içerisindeki bir yaşam yerine şerefli bir hayat yaşamayı tercih ettiğinde, insanın fıtratı, İslam ve diniyle uyum sağlamış olur. Kerbeladaki tercih işte böyleydi. Temmuz 2006’daki tercih de böyleydi. Sizler de iki seçenek arasında bırakıldınız. Savaşın durması için zillete teslim olmak, Amerika ve İsrail şartlarını kabul etmek ya da katliamlara, yıkıma karşı mücadele etmek tercihi arasında bırakıldınız. Canlı ölüler olarak yaşamaya karşı çıktınız. Onurlu bir hayatı tercih ettiniz ve Lübnan’da tarihi bir zafer elde ettiniz. Sizler Kerbala mantığıyla zillete karşı çıktınız. Mücadele ve direniş yolunda yürümekte ısrar ettiniz. Onbinlerce evinizin yıkılmasına, binlerce şehid ve yaralının düşmesine rağmen Lübnan'da kan kılıca galip geldi.

Bugün Gazze’de meydana gelen olayların benzeri değil aynısı Temmuz 2006'da sizin başınıza gelmişti. Biz Lübnanlılar Gazze’de nelerin meydana geldiğini çok iyi anlayabiliriz. Aynı şeyler bizim de başımıza geldi. Önerilen seçenekler de aynı seçenekler. İşbirliği aynı işbirliği. Savaş aynı savaş. Sonucu da inşaallah aynısı olacaktır.

Açlık ve susuzlukla kuşatılan, demir ve ateşle korkutulan, yüzlerce şehid ve yaralı veren Gazze’ye bakınca, Gazzelilerin sabrettiğini, direndiğini görmekteyiz. Meşru Filistin Hükümeti Başkanı mücahid kardeşim İsmail Heniyye çıkıyor ve “Gazze’de herkesi katletseniz de bizler geri adım atmayacağız. Teslim olmayacağız. Haklarımızı ve onurumuzu koruyacağız” diyor. İşre bu gerçek kerbeladır.

İnsan zilleti reddettiğinde gece gündüz ateş altında kalmakta. Bugün değerli kardeşlerim Temmuz savaşında açıkça konuşmadım ama şimdi konuşmak istiyorum. Ben Gazze’de kardeşlerimizi, Temmuz 2006’daki ile aynı olduğu için anlamaktayım.

Biz bugün kelimeleri net ve çarpıcı şekilde söylemeliyiz ki ümmet Gazze’de ve önümüzde meydana gelenler karşısında sorumluluklarını üstlensin. Gazze’de meydana gelenlerin Lübnan’da da meydana geldiği gerçekten de çok açıktır.

Bölgemizde devamlı olarak bir Amerika-İsrail projesi var. Zillet altındaki ilişkileri normalleştirmeyi, Mısır ve Ürdün’ün barış olarak adlandırılan anlaşmayı İsrail ile imzaladıktan sonra geri kalan Araplara dayatmak istiyor. Geriye Lübnan, Filistin ve Suriye kaldı. Amerika ve siyonistler, kendi şartlarına uygun olarak İsrail ile Araplar arasında ilişkilerin normalleştirilmesini istiyor. Filistin, Suriye ve Lübnan’ın bu şartları kabul etmesi gerekiyor. Amerika ve siyonistler göre bu seçeneği kabul etmenin dışında bir tercih de yok. Bu şartları güç ile uygulamaya çalışıyor. Bunun için de baskı, tecrit, ambargo, direniş hareketlerini de içine çekecek fitne çıkarma, siyasi ve psikolojik savaş, suikast ve savaş yoluyla şartlarını kabul ettirmek istiyor. Tek seçenek var o da boyun eğmektir.

Bazı Arap rejimleri, İsrail ile ilişkileri normalleştirme projesine katılmakta hatta böyle bir projenin parçasıdır. Bazıları Arapların sessiz kaldığını söylemektedir. Bu doğru değildir. Doğru olan, bazı Arap rejimlerinin bu projeye katılmalarıdır. Bazı Arap rejimleri; siyasi, psikolojik, sosyal, askeri ve güvenlik alanlarında, Filistin ve İsrail-Arap mücadelesinde direnişçilere teslimiyetçiliği dayatmak için yardımcı olmaktadır.

İsrail 2006’da bize saldırdığı zaman, saldırılar Arap devletlerinin iradesiyle hatta Arapların isteği ile gerçekleşti. İsrail’e ulaştılar ve Hizbullah’ı ortadan kaldırın dediler. Savaş günlerinde de Hizbullah’a darbe indirilmesini, kafalarının kesilmesini istemişlerdi. İşte Gazze’de meydana gelenler de bunları aynısıdır. Onlar İsrail’den Hamas’ı, İslami Cihad’ı ve diğer Filistinli hareketleri tasfiye etmesini istiyorlar. İstiyorlar ve hatta yardım ediyorlar. Bugün bazı İsrailli yetkililer, "Gazze’ye karşı savaşa verilen Arap desteğinin hacmi, Temmuz 2006’da Hizbullah’a karşı savaştaki destekten fazladır" diyor. Bu gerçekten de çok üzücüdür. İşte gerçek tablo budur.

Filistinliler arasında çatışma çıkmasının sebebi de bu Arap rejimleridir. Silahlandırdılar, desteklediler, kışkırttılar ve durum Filistinli gruplar arasında çatışma çıkacak seviyeye ulaştı. Aynısını Lübnan’da da yaptılar. Bir önceki hükümetin 5 Mayıs’ta çirkin kararları almasında da, Lübnan’ın şiddetli bir iç savaşa girmesini isteyen bu Arap rejimlerinin desteği olmuştu. Bu gerçekten de üzücü bir durumdur.

Siyaset ya da medya alanında yine bu Arap rejimleri, ne Temmuz savaşında ne de bugün Gazze’de meydana gelenler karşısında cephelerini açarak, ne geçmişte Lübnanlılar adına ne de bugün Gazze adına savaşmamaları da üzücüdür. Fakat onlardan beklenen insaflı bir duruşken onlar yine Temmuz savaşında olduğu gibi sorumluluklarını başkalarına attılar. Dün Mısırlı yetkili bir kardeşimiz (Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt) bugün Gazze’de meydana gelenlerden sorumlu olanın Hamas’ı kasdederek diyalogu başarısızlığa uğratan taraf olduğunu söylemektedir. Sonra da diyor ki “Biz uyarılarda bulunduk. Kim uyarıları dikkate almazsa sorumluluğu üstlenir”. Bu kişi yine Gazze açken, izzetli bir şekilde “Mısır’a kim girerse ayaklarını kıracağız” demişti.

Andolsun ki bu ümmet üzerinde bu gibi entrikalar tasarlayan liderlerin gölgesinde yaşam sürmenin bir değeri yoktur. Dakikalar içerisinde 300 Filistinli şehid düştü. Arap yetkili duruyor ve şehidleri çatışmadan ötürü sorumlu tutuyor.

Sanki Hamas, İslami Cihad ve Filistinli hareketlerden istenilen ambargonun, açlığın ve zillet ateşkesinin sürmesini kabul etmeleriydi. Bugün Temmuz savaşında duyduğumuz sözlerin aynısını duymaktayız. Gazze’deki bu savaştan ve şeklinden sorumlu tuttular. Bu üzücü ve bir o kadar da utanç vericidir.

Hatta enformasyon alanında bile benzeri sözlere şahid olduk. Bazı Arap televizyonları haberleri naklediyor sonra da normal proğrama geçiyor. Sanki Gazze’de bir facia meydana gelmemiş. Bu televizyonlar, Gazze’de şehid düşenleri şehadetle değil ölü olarak nitelemektedir.

Gazze halkı, sizlerinde 2006’da yaptığı gibi tercihini seçti, direnişe devam ediyor. Sizleri bunun için engelleyebilen olmadığı gibi onları da engelleyemiyorlar. Yıkılan binalar, kayıplar, kan ve göz yaşına rağmen direniş ve cihad haklarına olan bağlılıklarından vazgeçmediler.

Fakat şimdi ümmetin sorumluluğu nedir? Merkezi hedef, siyonist düşmanın Gazze’ye saldırılarını durdurmak ve düşmanın hedeflerine ulaşmasını engellemek için çalışmak olmalıdır. Büyük kayıplara rağmen Gazze’nin zaferi bu şekilde gerçekleşir. Bu hedef için bütün ümmet çalışmalıdır. Bu hedeften sadece Gazzeliler sorumlu değildir.

Burada hükümetlerin ve halkların sorumlulukları var. Harekete geçmeyen hükümetlerin halkları, harekete geçmesi için baskı uygulamalıdır. Halkların, “Biz, rejimlerin baskısı altındayız” demesi kabul edilemez. Göğsümüze kurşun da sıkılsa hükümetlere baskı yapmak ve sesimizi yükseltmek için İslam ve Arap dünyası caddelere inmelidir. Kim bu şekilde şehid olursa, o kişi Kudüs yolunda şehid düşmüştür. O kişi İslamın şehididir.

Devlet başkanlarının aciz oldukları halkların da baskı altında kaldıkları için harekete geçmemeleri mazur görülemez. Temmuz savaşında ben bunu Arap halklarından istemedim. Fakat Gazze’ye karşı başlatılan savaşta ben “bu hepimizin görevidir” diyorum. Hepimiz caddelere çıkmalıyız. Binlerle, onbinlerle , yüzbinlerle caddelere çıkmalıyız, harekete geçmelerini istemeli ve onları sorumlu tutmalıyız. Devlet bir çok şey yapabilir. Amerika, Avrupa ve diğer bazı devletlerin ekonomik krizde oldukları böyle bir zamanda biz Arap ülkelerinde petrol ve stratejik siyasi merkezler var. Devletlerimiz basit bir gayretle Gazze halkına karşı başlatılan düşmanca saldırıları durdurabilir.

İkinci olarak bütün bu İslam ve Arap halkları meydanlara inmeli ve Rafah sınır kapısının açılmasını istemeliyiz. Bugün Gazze’de meydana gelenler açısından Mısır’ın duruşu bir köşe taşıdır. Hiçkimse Mısır’dan ne cephe açmasını ne de savaşa girmesini istemektedir. Sadece Rafah sınır kapısını açması isteniyor. Gazze’deki kardeşlerimize su, gıda, ilaç ve hatta silahın ulaşması için sınır kapılarını açmalıdır. Gazze’deki direnen halk, yeni zaferler elde edebilecek yeterliliktedir. Biz Temmuz savaşında hiçbir Arap devletinden cephe açmasını istemedik. Sadece sınırları açmasını istedik. Suriye’yi hayırla yadetmemizin sebebi de sınırlarını bize açmasıdır.

Mısır’dan da Rafah sınır kapısını nihai bir şekilde açmasının dışında bir şey beklenmemektedir. Sadece yaralı ve şehitler için değil herkes için sınırı açmalıdır. Mısır Kızılay değil Mısır en büyük ve en önemli Arap devletidir. Mısır liderleri bu soruna net çözüm bulmaları gerekiyor. Temmuz savaşının ilk günlerinde bazılarının bize karşı yaptıkları gibi ateşkes ve düşmanın şartlarını kabul etmesi için savaştan istifade ederek Hamas’a ve Filistinli hareketlere baskı yapmaması gerekiyor. Tam aksine saldırının kayıtsız ve şartsız olarak sona ermesi için siyasi olarak Gazze halkına yardım etmelidir. Bu, Mısır’ın gerçek sorumluluğudur. İslam ve Arap halklarının sınır kapısının açılması için Mısır çağrıda bulunması gerekiyor. Dün Gazze’de meydana gelenlerden sonra Mısır’a “Ey Mısır sınır kapısını açmazsanız, Gazze’deki kardeşlerinizi kurtarmazsanız sizler de bu katliam ve ambargoda ortak olacaksınız" demek lazım. Bu çağrıyı Mısırlı duyması gerekiyor.

Hepsini hayırla yadettiğimiz, cesur, direnişçi ve onurlu Mısır halkının milyonlar halinde sokaklara inmesi gerekiyor. Mısır polisi, milyonlarca insanı öldürebilir mi? Buna güçleri yetmez. Biz Mısır halkına sesleniyoruz. Çünkü Rafah sınır kapısını kapatan devletin topraklarında yaşıyorlar. Ey Mısır halkı Rafah sınır kapısını açın! Ben buradan 33 gün savaşan direnişe mensup bir kişi olarak konuşuyorum.

Duyduğumuz ve bildiğimiz kadarıyla Mısırlı subaylar hâlâ asiller. Ben, Mısır’da darbe yapılmasına çağırmıyorum. Fakat generaller ve subaylar siyasi liderlere gitseler ve “Askeri elbisemiz ve omuzlarımızdaki rütbeler bizim üzerimize yükken, Gazze’deki halkımız katlediliyor. Bizlerse İsrail’in sınırını kolluyoruz” deseler.

Sınır kapısı açtırılabilirse, su, gıda, ilaç ve hatta silah Gazze’deki halkımıza ulaştırılabilirse Lübnan’da elde edilen zafer bir kez daha tekrarlanacak. Bu konuda Allah’a olan güvencimiz sonsuzdur. Gazze birkaç hafta dirense bu düşmanın saldırıları duracaktır. Bu düşmanın uzun süreli bir savaşa gücü yetmez. Düşman sonunda saldırılarını durdurmak zorunda kalacak, hedeflerine ulaşamayacak ve İsrail seçimlerinde Filistinlilerin kanları üzerinden iktidarı elde etmek isteyenler de hüsrana uğrayacaktır.

Bazıları, çözümün kapsamlı ve adil bir barış olduğunu söylemektedirler. Sizler Madrid ve öncesinden beri adil ve kapsamlı barış çağrısında bulunuyorsunuz. Katliam, düşmanlık, zillet dışında İsrail’den ne elde ettiniz? Camp Daved’deki barış müzakereleri Likud yada Kadimayla değil İşçi partisiyle yapıldı. Düşman hükümetinin başbakanı Barak ve Başkan Yaser Arafat arasında imzalandı. Camp Daved’e rağmen Filistinliler en basit bir hukukunu dahi elde edemedi. Hangi adil ve kapsamlı barıştan söz ediyorsunuz? Barış, İsrail’in zillet şartları gölgesinde gerçekleşiyor. Kudüs yok! Mültecilerin dönüş hakkı yok! Filistin devletinin kurulacağı bir toprak yok. Filistin’de öldürüldüğümüz, katledildiğimiz bir zamanda Lübnan’da bazıları bize “Adil ve kapsamlı barış” diyor. Sen daha önceden İsrail ile ile barış yaptın ve direniş hareketlerinden silahını bırakmasını istedin. Şimdiye kadar Lübnan’da, Filistin’de ve tüm bölgede İsrail’den elde ettiğiniz nedir? En basit bir meşru hakkınızı dahi alabildiniz mi? Elbette hayır!

Bazıları da diyor ki “Gelin. Uluslar arası toplum bizi korusun” Gazze’de ambargo uygulanan Filistin halkı karşısında uluslararaso toplum nerede? İsrail ile Arap mücadelesinde alınan uluslar arası kararlar nerede? İsrail bir tanesini bile uygulamadı. Hatta 425 sayılı kararı bile. Diyorlar ki “Arap dayanışması bizi korusun” Arap dayanışması nerede?

Ey kardeşlerim! Bugün Gazze’de meydana gelenler ve Temmuz 2006’da meydana gelenler, halkımızı koruyanın, haklarımızı geri alanın direniş olduğunu göstermesi için yeterlidir. Bunun dışındaki yöntemler seraptır, kuruntudur.

Ey Araplar, biz bu bilince varabilmek için yüzlerce Kana katliamı mı yaşamalıyız? Yüzlerce Gazze katliamına mı şahid olmalıyız? Yüzlerce Deyr Yasin katliamı ve yüzlerce Harem-i İbrahim katliamına mı muhtacız?

Bu düşman her sene vahşiliğine, ırkçılığına ve katliam işleyebildiğine dair deliller sunmaktadır. Sizin sunduğunuz barış çağrılarına yüzlerce kişiyi katlederek yanıt vermektedir. Halklarımızı ve iktidarlarımızı, önümüzde katliam işleyen, terörist, ırkçı bir düşman olduğunu, barış yapılmasının mümkün olmadığını ikna edebilmek için daha fazla katliama mı muhtacız? İkna edebilmemiz için daha fazla kan mı dökülmesi lazım?

Fakat her halukarda biz Gazze halkını ve direnişçilerini tanıyoruz. Lübnan’daki direnişçiler, yaralılar ve şehid yakınları adına sizleri kutluyorum ve taziyelerimi sunuyorum. Allah’tan yaralılarınıza şifa diliyorum. Biz Gazze’ye güveniyoruz. Çünkü Allah’a tevekkül eden bir halk, bazıları inkar etse de Allah’ın zaferine yakinen inanmaktalar. Onlar direniş halkı. Bütün bunlar zaferi getirecektir. İman, sabır, sebat ve vefa zaferi hazırlamaktadır.

Allah sizin yardımcınızdır. Ümmetin hepsinin sorumluluğu sizin yanınızda durmasıdır. İmkanları dahilinde de olsa hiçkimsenin sizden uzakta durması kabul edilemez.

Bugün Filistin’in kuzeyindeki siyonist yerleşim merkezindekilere, sığınaklarını hazırlamaları bildirildi. Bu anlamda bir çok çağrı yapılmaktadır. Bu durumda bizlerin sorumlu davranması gerekiyor. Burada iki ihtimal var. Birincisi İsraillilerin de dediği gibi güvenlik tedbirleri. İkincisi ise böyle kötü bir vakitte (Arapların işbirliği yaptığı, Arapların zayıf olduğu, uluslar arası karar alınmasında boşluk olduğu, devletlerin mali kriz ile meşgul oldukları, Obama’nın Bush’tan görevi teslim alması aşamasında Amerika’nın siyasi kararlarında boşluk)bir tek ihtimal kalıyor ki bu da düşmanın bu fırsatı kullanarak Lübnan’a düşmanca saldırı düzenlemesidir. Düşmanın buna da ihtiyacı var. Hiçkimsenin bize “İsrail 2 cephede savaşamaz” diyerek bizi sakin olmaya çağırması doğru değildir. Geçmişte bir çok hatta 4 farklı cephede savaştı. Lübnan hükümeti, ordu, halk ve direnişin buna dikkatini vermesi gerekiyor.

Çevremizde meydana gelen olayları basite almamamız gerekiyor. Hatta Gazze’ye yönelik askeri operasyon başlamadan birkaç gün önce açığa çıkartılan 8 adet füze… “Gazze savaşı başlamadan önce bu füzeleri kim koydu? Bazıları, bununla Hizbullah’ı suçlamaya başladı. Hatta bazısı “Bu bölge Hizbullah dışında hiçkimse hareket edemez” dedi. Bu bilgiler yanlış bilgilerdir. Bazıları da bu olaydan Hizbullah’ın sorumlu olduğuna dikkat çektiler. Ben onlara şunu söylemek istiyorum: Biz Hizbullah olarak yaptığımız her eylemi üstlenme cesaretine sahibiz. Bazılarının yaptığı gibi parmaklarımızın arkasına gizlenmeyiz. Başımızdan suçlamaları savmak için da başkalarını suçlayacak değiliz.

Bu konuya başka bir açıdan bakılırsa İsrail’in güney Lübnan’a sızarak bu tür bir eylemi yapmış olamaz mı? Lübnan’da çok sayıda olan İsrail’in işbirlikçileri bu eylemi yapmış olamazlar mı? Bu eylemi Gazze halkıyla dayanışma içinde olmak için değil İsrail’in Lübnan’a saldırmasını meşru hale getirmek için gerçekleştiremezler mi? Üzgünüm ki siyasiler bile İsrail’e atılan Katyuşaları kınayarak İsrail’in Lübnan saldırısını meşrulaştırdılar ve “Katyuşalar, İsrail’in Lübnan’a saldırmasına yol açıyor” dediler.

Bu konuyu daha fazla derinleştirmeden İsrail’i 2000 ve 2006 yıllarında sarsan Lübnan’a “uyanık olmalıyız” diyorum. Özellikle güney Lübnan’daki kardeşlerimden hazır olmalarını istedim. Çünkü biz gaddar bir düşmanla karşı karşıyayız. Ve biz etrafımızda dönen plan ve komploların boyutunu bilmiyoruz. Düşman bizi korkutmuyor. Biz, tercihimiz olan direnişe imanımız kuvvetlidir. Topraklarımıza yönelik her türlü düşman saldırısına karşı hazır olmamız gerekiyor. Sloganımızı kanla yazdık. Her türlü düşmana karşı bu sloganımızla savaşıyoruz: “Heyhat minnez zille”

Ey kardeşlerim!

Biz Lübnanlılar ve tüm Arap-İslam dünyası Gazze’de meydana gelenlere karşı tarihi ve imani sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Gazze’de meydana gelen olayların sonuçları sadece Gazze’ye yada Filistin’e değil tüm ümmete yansıyacaktır. Protestolarla ve gösterilerle yetinmemeli Gazze’deki halkımızı savunmak için tüm gücümüzü seferber etmeliyiz.

Seyyid Ali Hamanei, tüm mücahidler için yarını genel yas ilan etti. Gazze’deki kardeşlerimizle dayanışma içinde olmak için biz bu çağrıya kulak veriyoruz ve sizleri genel yas için yarın (pazartesi) saat 15:00 Raya stadyumunda toplanmaya çağırıyorum. Yarın tüm programlarınızı iptal edip çoluk cocuk kadın erkek yaşlı genç hepinizin stadyuma gelmenizi istiyorum. Korkutma, katliam ve kanın bizleri boyun eğdiremeyeceğini, bizlerin burada olduğunu dünyaya ilan etmek için yarın stadyuma çağırıyorum."


Bu haber toplam 842 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri