Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

“Dünyanın yeni cazibe merkezi”

07.08.2010 20:10
Newsweek yazarı Howard Fineman, İtalya, Yunanistan ve Türkiye’yi kapsayan üç haftalık bir gezinin ardından Washington’a döndü ve Türkiye’ye övgü dolu bir yazı yazdı

Newsweek yazarı Howard Fineman, İtalya, Yunanistan ve Türkiye’yi kapsayan üç haftalık bir gezinin ardından Washington’a döndü ve Türkiye’ye övgü dolu bir yazı yazdı.

Newsweek Türkiye’nin yani sayısındaki yazısında Fineman, “Avrupa batmamaya çalışırken, Türkiye mali ve kültürel açıdan hızla büyüyor. Dünyanın cazibe merkezine hoş geldiniz” diyor.

İşte o yazı…

 

İstanbul, her şeyi açıklıyor

İtalya, Yunanistan ve Türkiye’yi kapsayan üç haftalık bir gezinin ardından Washington’a döndüm. İşte size haber: İstanbul’daki yeni modern sanatlar müzesindeki sanat, Roma’nın yeni modern sanatlar müzesindeki sanattan çok daha cüretkâr.

Bizans veya Konstantinopolis’teki (İstanbul’un eski isimleri) sanatın Roma’dan daha canlı olması tarihte ilk kez yaşanmıyor. Gerçi Osmanlılara saygımız sonsuz olsa da böylesi Rönesans’tan beri gelmemişti. Roma’daki Maxxi Müzesi’nde İtalyan ressam Dino De Domincis’in becerikli ama dünyadan kopuk, daha çok Goya ve Andy Warhol’u hatırlatan yamru yumru tuvalleri sergileniyordu. Buna karşılık İstanbul Modern’deki serginin odağında Londra’nın zirvesindeki Türk moda tasarımcısı Hüseyin Çağlayan’ın sansasyonel ve zeki enstalasyonu vardı. Çağlayan’ın enstalasyonu, zekice tasarladığı kıyafetlerin üzerinden kadının toplumdaki rolünü sorguluyordu.

"KURAN'A SAYGILI AMA LAİK"


Bu anekdotu, Türkiye’ye son on yılda yaptığım üçüncü gezinin bende bıraktığı güçlü etkinin bir simgesi olduğu için anlattım. İstanbul adıyla bilinen şehir ve Türkiye olarak adlandırılan ülke üç bin yıllık tarihinde (Homer zamanını saymıyorum) bir kez daha dünya meselelerinin ekseni haline geliyor. Nedeni, İstanbul’un her zaman olduğu gibi sadece iki kıta arasında değil; Hıristiyan, Yahudi ve laik Batı ile, Müslüman Doğu arasında da bir köprü olması. Bu rol, iki taraf arasında şimdiki yüzleşme çağını şekillendirirken daha da önemli hale geldi. 

Türkiye’nin, Kuran’a saygılı ama yine de laik Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümeti, yedi yıllık iktidarlarında mollalara gösterdiği hürmeti, yatırım fonlarına yaptığı yatırımlarla dengeledi. Erdoğan, Meclis’te sahip olduğu çoğunluğun rahatlığı ve hükümdarlara yaraşır bir özgüvenle mali anlaşmalar konusunda hızla karar alabiliyor. İşte bu yüzden konuştuğum işadamları, (1920’lerde Atatürk zamanından beri ilk kez) Müslümanlığı Türkiye’deki laik toplumun merkezine oturtmasından kaygı duysalar bile, ondan ister istemez etkileniyorlar. Türk ve Amerikan pasaportu taşıyan, eskiden Washington’da bir restoran işleten (ve Demokratlara bağışta bulunan) otel sahibi Sahir Erozan “Erdoğan her şeyi iyi dengeliyor” diyor örneğin.

"EKONOMİDE PATLAMA YAŞANIYOR"


Sonuçta biraz Ortadoğulu Arapların, biraz da Batılıların yatırım dalgasıyla Türk ekonomisi patlama yaşıyor. Çılgınca bir inşaat hamlesi yaşanıyor. İstanbul caddelerini, Boğaz’ın altına yapılan, içinden tren geçen bir tünel inşaatının sesi dolduruyor, Asya yakasında gökyüzünü vinçler kaplıyor, banliyölerdeki sitelere her gün bir yenisi ekleniyor. Türkiye’nin borçlarının GSYİH’ye oranı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında en düşükler arasında. Hatta bu oran, Türkiye’nin üyeliğine yıllardır burun kıvıran AB üyelerinin büyük çoğunluğundan daha düşük. Şimdi burada, AB ile alay ediliyor.

Türkiye’nin yeni bağlantıları, “İsrail, Gazze’ye yardım konvoyu olayının soruşturulması için neden BM gözetimini kabul etti? Ya da neden Başkan Obama Tahran’ın nükleer silah hırsına karşı bir anlaşmaya varılması çağrısında bulundu” gibi yeni tarihli bazı gazete manşetlerinin anlaşılmasını da kolaylaştırabilir. Her iki olayda da Türkiye’nin çıkarları, bu adımların şekillenmesinde etkisini hissettirdi.

"BEYAZ SARAY İLGİLENMİYOR"


Ülkede hâlâ büyük rol oynayan, (Amerika’nın da desteklediği) darbeler yapan, başarılı bir geçmişe sahip Türk ordusu, en üst makamlarına kimlerin yükseleceğini belirlemeye çalışıyor. Seçilenlerin Erdoğan ile anlaşabilecek isimler olup olmadığı belli değil. Ama anladığım kadarıyla Beyaz Saray bu konuyla gerçekten ilgilenmiyor; dahası Erdoğan yanlısı isimlerin atanması burada kabul görebilir.

ABD her halükarda, bu süreçte eskiden olduğu kadar nüfuza sahip değil. Atamalardan sonra dikkatler, Türk Anayasası’nda askerin toplumdaki geleneksel rolünü azaltacak ve bunun da ötesinde Atatürk’ün kararlı laikliğini esnetecek değişikliklerin oylanacağı referanduma çevrilecek. Adım adım Müslüman dünyaya yakınlaşan Türkiye’nin Müslüman uluslarla önemli bir arabulucu olabileceği teorisinden hareketle, bu konuda da ABD adımlarını dikkatli atabilir.

"KİLİDİN TA KENDİSİ"


Bu noktada, Türkiye’nin kendisinin ve herkesin iyiliği için asıl soru şu: Türkiye, laiklikten çok fazla uzaklaşır mı? Bugüne kadar uzaklaşmadı. İsrail’in sallantıdaki demokrasisinin yanı sıra Amerika ve Batı ile köklü kültürel bağları var. Bu da Yahudi devletinin savunmasını Amerikan dış politikasının çok önemli unsurlarından biri haline getirdi. Ancak stratejik olduğu kadar, mali ve dini açıdan da Türkiye, bölgede normalleşme ve barışın sürdürülmesi için kilit öneme sahip bir ülke. (Belki de kilidin ta kendisi.) Barack Obama işbaşına geldiğinde bu rolün önemini görmüş ve başkan olarak Kuzey Amerika dışındaki ilk gezisine, iki günlük Türkiye ziyaretini eklemişti.

Ama arkadaşım Sahir Erozan bunun böyle olacağını yıllar önceden biliyordu. Şairler, bilim insanları ve politikacılardan oluşan seçkin bir ailenin oğlu olarak, 1970’lerin sonlarında eğitim için Washington’a gelmiş; 80 ve 90’ların uzun ekonomik büyüme yıllarını sonuna kadar burada yaşamıştı. Trendlerin kokusunu iyi alan biridir. Washington’daki restoranı, başkent sahnesinin önemli gastronomik ve siyasi buluşma noktalarından biriydi. Ama Erozan, George W. Bush 2005’te ikinci dönemde de kazanınca anayurduna dönüp Bodrum’daki aile otelini geliştirmeye karar verdi. Şimdilerde Maçakızı Hotel ülkenin en gözde otellerinden biri. Müşterileri genelde Türkiye, Amerika, Avrupa ve İsrail’den. Ama Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Ortadoğu’nun Arap ülkelerinden gelenlerin sayısı da her geçen gün artıyor.

Ege Denizi’nin bu köşesindeki sahneye (müzik gümbür gümbür, bar kalabalıklaşıyor, yatlar rıhtımda sallanıyor, esintili verandalarda sakin insanlar çaylarını yudumluyorlar) dikkat ederseniz, şaşırabilirsiniz. Çünkü bazı İskandinavlar hariç kimin nereli olduğunu anlamanız neredeyse imkânsız. Ve hepsinin elinde iPad var.

Kaynak:
Bu haber toplam 1362 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri