Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Nükleer sorunun asıl kaynağı ABD

05.10.2009 21:29
ABD'li yazar Anthony DiMaggio, "Nükleer silahların kendisiyle müttefiklerinin tekelinde kalmasını isteyen ABD'nin askeri harekât geçmişi İran'ın silah geliştirmesine yol açarsa şaşırmayın" dedi.
Illinois Eyalet Üniversitesi’nde Amerikan Politikası ve Küresel Politika dersleri veren Anthony DiMaggio, ABD merkezli internet sitesi Conterpunch'ta "Nükleer sorunun asıl kaynağı ABD" adlı bir makale kalame aldı.

DiMaggio, "Nükleer İran'a dair endişe nükleer silahların tehlikesine inananlar açısından anlaşılır olsa da, Obama bu kaygıyı paylaşmıyor. Nükleer silahların kendisiyle müttefiklerinin tekelinde kalmasını isteyen ABD'nin askeri harekât geçmişi İran'ın silah geliştirmesine yol açarsa şaşırmayın" dedi. İşte, Anthony DiMaggio'nun Radikal gazetesi tarafından tercüme edilen makalesi;

Nükleer sorunun asıl kaynağı ABD

İran’ın ikinci bir nükleer tesiste uranyum zenginleştirdiğini kabul etmesi, Washington koridorlarında ve Amerikan gazetelerinin yazı işleri odalarında alarm zilleriyle karşılandı. Başkan Barack Obama uzun zamandır İran’ın ABD ve müttefikleri için ‘varoluşsal tehdit’ oluşturduğu uyarısında bulunuyor. Nükleer İran’a dair endişe, nükleer silahların insanlığın geleceğini tehlikeye attığına ve yok edilmesi gerektiğine inananlar açısından anlaşılabilir. Ancak Obama yönetiminin bu endişeleri paylaşmadığını belirtmek gerek. ABD yetkililerinin bu konudaki meşgalesi hep şu olmuştur: Düşman devletlerin bu silahları geliştirmesini yasaklamak, ABD ve müttefiklerinin bu tür silahları elinde bulundurması, hatta gerekli gördüğünde kullanması için azami manevra alanını garantiye almak.

Kum’daki tesis ‘kanıt’ değil

ABD istihbarat birimleri İran’ın nükleer silah geliştirdiğine dair en ufak bir kanıt ortaya koymuyor. Ben de geliştirmediğini düşünüyor olsam da, İran’ın sessiz sedasız nükleer yakıt ürettiğini (ve bunu Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na (UAEK) bildirmediğini) açıklaması, şeffaflığı savunanlar için endişe verici. Öte yandan Tahran’ın bir noktada ABD ve İsrail’in savaşkan söylemi ve tehditlerinden korunmak için nükleer silah geliştirmesi gerektiğine karar vermesi şaşırtıcı olmaz. İki nükleer tesisinde zenginleştirdiği uranyum nükleer silah için uygun olmasa bile, İran’ın en azından teoride bir silah programını ilerletmeye çoktan karar vermiş olması da mümkün. Şu an İran’da kullanılan uranyumun tamamı (en azından UAEK’nın bilgisini aldığı veya bulduğu uranyum) silah geliştirme niteliği taşımıyor. BBC’ye göre yasal olarak İran, ‘herhangi bir yeni nükleer tesisini buraya nükleer materyal konmasından 180 gün öncesine dek UAEK’ya bildirmek zorunda değil’. Bu haftaki haberlerde yazılan ikinci tesis henüz işler halde değil. Bu yüzden Obama’nın iddialarının aksine, İran’ın denetim sürecini veya Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nı (NPT) ihlal ettiğine dair kanıt sayılamaz. Asıl nokta şu: Bugüne kadar İran’ın nükleer silah geliştirdiğine dair hiçbir ciddi kanıt yok.

Bununla birlikte şurası muhakkak ki, İranlıların Amerikan saldırganlığından endişelenmesi için epey gerekçe var. Obama yönetimi önkoşulsuz müzakere edeceğinin işaretini veriyor, fakat askeri seçeneği masadan kaldırmayı da kabul etmiyor. ABD saldırısı tehdidi, zaten karışık bir bölgeyi topyekün karmaşaya sürükleme tehlikesi barındırıyor. ABD dış politikasının sicili gözden geçirildiğinde kaygılar daha da artıyor. Aşağıda sayılanlar bu açıdan aydınlatıcı olacaktır:

2. Dünya Savaşı’ndan bu yana büyük Amerikan işgallerinin sayısı: 13.

En temkinli hesaplara göre ABD son 65 yılda bir düzine egemen ülkenin işgaline öncülük etti: (kronolojik sırayla) Kuzey Kore, Küba, Güney Vietnam, Dominik Cumhuriyeti, Kamboçya, Lübnan, Granada, Panama, Irak (1991), Haiti, Afganistan ve (yine) Irak. ABD’nin yabancı hükümetleri devirmek için yürüttüğü gizli operasyonların sayısı, işgallerin yaklaşık üç katı. William Blum’un ‘Haydut Devlet’ adlı kitabında şu ifadeler yer alıyor: “1945’ten yüzyıl sonuna dek ABD 40’tan fazla yabancı hükümeti devirmeye çalıştı ve tahammül edilemez rejimlere karşı mücadele eden 30’dan fazla halkçı-milliyetçi hareketi ezmeye çalıştı.” Yüzyılın bitiminden beri devirme teşebbüslerine Venezüella, Irak, Haiti, Afganistan, Filistin ve İran’ı eklemek mümkün. Bunlar sadece bizim bildiklerimiz.

ABD cephaneliği denetlenmiyor

ABD ve müttefiklerinin, NPT’nin ruhuna aykırı biçimde elinde bulundurduğu nükleer silahların sayısı: 22.965
İran nükleer silah sahibi değil, fakat bu ülkeye karşı yaptırımları veya askeri saldırıyı destekleyen güçlerin (Rusya, ABD, Britanya, İsrail ve Fransa) elindeki nükleer silahların sayısı afalattıcı. ABD sivillere karşı nükleer silah kullanan tek ülke (bkz. Nagasaki ve Hiroşima).

UAEK’nın silahsızlanmaya sevk etmek için ABD ve müttefiklerinin nükleer cephanelik-lerinde yaptığı başarılı denetimlerin sayısı: 0

Bu nokta kesinlikle hayati önem taşıyor. Nükleer devletler nükleer silah bulundurma ‘haklarını’ koruyor, fakat diğer ülkeleri yaptırım ve savaş tehdidiyle denetimlere zorluyor. İran ve Irak örneklerinde, her iki ülke BM Güvenlik Konseyi (ki ABD’nin uzun zamandır nükleer silah sahibi olmayan zayıf devletlere karşı silah gibi kullandığı bir yapıdır bu) tarafından denetime mecbur bırakıldı. Dahası, ABD nükleer silahlarını gizlice yeniden yapılandırmak için numara çevirme gereği bile duymuyor. ABD liderleri, nükleer silahları yeniden geliştirme niyetlerini açıkça beyan ederek NPT’nin silahsızlanma ilkesinin umurlarında olmadığını aşağılayıcı bir tavırla göstermiş oluyor. ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in Amerikan nükleer silahlarının ‘modernleştirilmesi’nin bir yolu mahiyetinde desteklediği Savaş Başlıklarının Güvenli Değiştirilmesi Programı bunun bir örneği. Programa ayrılan bütçe nihayet 2008’de Kongre tarafından kesildi, ancak bu ABD’yi Seyreltilmiş Uranyum gibi diğer radyoaktif silahları geliştirmekten ve savaş alanlarında kullanmaktan alıkoymuş değil.

İran bir kere bile tehdit etmedi

İran’ın başka bir ülkeye yönelik nükleer yıkıma uğratma tehditlerinin sayısı: 0

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın ‘İsrail’i haritadan sileceğini’ söylediği iddia edildi ve kıyamet koptu. Bu meseleye dair akademik analizler, Ahmedinecad’ın açıklamasının büyük ihtimalle yanlış okunduğunu açığa vuruyor. Ortadoğu uzmanı Juan Cole’un da izah ettiği üzere, açıklama esas olarak Ayetullah Humeyni’nin bir konuşmasına dayanıyor. O konuşmada Humeyni, “Kudüs’ü işgal altında tutan İsrail rejimi tarih sayfasından silinmeli” diyor. İsrail-Filistin ihtilafına aşina olanlar, yasadışı bir işgalin sona ermesini istemekle İsrail’i yeryüzünden silme tehdidi savurmak arasında büyük fark olduğunu anlar.

Ahmedinecad dünyanın dört bir köşesinde haklı olarak anti-Semitizm’le suçlandı ve kınandı, fakat Holokost’u inkâr etmek İsrail’in nükleer yıkıma uğratılmasını desteklemekle aynı şey değildir. Ahmedinecad İsrail’in imha edilmesi gerektiğine gerçekten inanıyor olsa bile, Amerikalı yorumcular ve yetkililer İran liderinin bu işi nükleer silaha ve dış politikayla ilgili kararları alma gücüne sahip olmaksızın nasıl kotaracağını izah etmekle yükümlü.

İran dış politikasında son söz ruhani lider Ayetullah Hameney’e ait. Dahası İran liderliği 2003 gibi yakın bir tarihte 1967 öncesi sınırlar dahilinde İsrail’i tanıma karşılığında ABD’yle gerilimleri azaltmayı müzakere etmeye istekli olduğunun işaretini vermişti.

Amerika nükleer savaşa hazır!

ABD’nin açıkça nükleer yıkıma uğratmakla tehdit ettiği ülkelerin sayısı: 8

ABD’nin en az sekiz kez diğer ülkeleri nükleer silahlarla tehdit ettiğini biliyorum: Irak, İran, Kuzey Kore, Rusya, Çin, Libya ve Suriye. Dahası ABD Savunma Bakanlığı’na müstakbel bir İsrail-Arap krizinde nükleer silahların gerekli olması ihtimaline karşı hazırlık yapması görevi verildi. Bakanlık kimyasal veya biyolojik saldırılara misilleme için nükleer silahların kullanılmasına yönelik planlar da yapıyor. Bush yönetiminin Ulusal Güvenlik Yönergesi, ABD’nin kendisine ve müttefiklerine karşı kitle imha silahları kullanan bütün ülkelere karşı nükleer silah kullanmakta kararlı olduğunu teyit etti. Bazıları bunları muhtemelen uygulanmayacak savunma pozlarından ibaret sayabilir. Ancak bir an için ABD liderlerinin, (Saddam dönemindeki) Irak, İran veya başka bir ulusal düşman tarafından Amerika’ya karşı benzer bir nükleer savaş tehdidi yapıldığı takdirde nasıl tepki vereceklerini düşünmekte fayda var.

Amerikalı siyasi seçkinler ve gazeteciler haliyle, rejimin dünya düzeni için oluşturduğu sözde tehlikeden dem vurup İran’ı taşlayacaktır. ABD tarihi ve politikalarına dair eleştirel bir bilince sahip olanlarsa bu ikiyüzlü ‘savunma’ salvolarını kabul etmekte daha tereddütlü olacaktır.

Nükleer silahların yayılmasının insanlığın devamı açısından oluşturduğu tehdidi azımsamayalım; fakat yakın bir tehlikeye dair hiçbir kanıt yokken
tehditleri asla abartmayalım. Nükleer silahların yayılmasına karşı, bütün nükleer ve olası nükleer güçleri silahsızlandıracak samimi ve dürüst bir çaba gösterilmeli. Bu konuda kimin küçük veya büyük, kimin güçlü veya zayıf olduğuna bakılmamalı.

Bu haber toplam 1132 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri