Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kurtulmuş: 'Baraj problemimiz olmaz'

28.12.2009 19:59
Saadet Partisi Lideri Numan Kurtulmuş siyasetin fotoğrafını çekti.

Ekonomik şartlar hükümeti erken seçime zorlayacak' diyen Saadet Partisi Lideri Numan Kurtulmuş, erken seçim olsa dahi baraj problemi yaşamayacaklarını söyledi.

 
Saadet Partisi Lideri Numan Kurtulmuş, 2010'un son çeyreğinde Türkiye'yi bir erken seçimin beklediğini iddia etti. Kurtulmuş'a göre, yanlış ekonomik politikalar hükümeti erken seçime zorlayacak.
 
Tercüman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi ve Ankara Temsilcisi Metin Özkan'a öngörülerini aktaran Kurtulmuş, "Baraj problemimiz yok" derken, partisinin özellikle son dönemde gençler ve kadınlardan yoğun ilgi gördüğünü vurguladı. Kurtulmuş'un, seçim sonrası gündeme gelebilecek koalisyon ihtimalleriyle ilgili sözleri de oldukça dikkat çekiciydi, işte o sözler:

2010 yılına girmemize günler kaldı. Birçok kesim, önümüzdeki yılın bir erken seçim yılı olacağını öne sürüyor. Sizin de böyle bir beklentiniz var mı?

Türkiye, 2010 yılının son çeyreğinde bir seçim havasına girecek gibi görünüyor. Demokratik açılımda yaşanan gerilim, DTP'nin kapatılmasıyla ortaya çıkan siyasal boşluk ya da hükümete yönelik birtakım darbe teşebbüsü iddiaları dolayısıyla söylemiyorum bunu; Türkiye'nin ekonomik şartları hükümeti bir erken seçime sürükleyecek diye düşünüyorum.

'Küresel sistemin ağındayız'

Ne gibi bir sıkıntı görüyorsunuz ekonomide?

Sekiz senedir söylemekten dilimizde tüy bitti. 'Dubai modeli' diye Türkiye'ye giydirilmeye çalışılan bu model olmaz. Bu, Türkiye gibi büyük bir imparatorluğun varisi olan bir ülkeye, küresel finans kapitalizminin, küresel şirketlerin 'showroom'u haline getirir. Hiçbir şey üretmeyen, sadece üreten ülkelerin mal ve hizmetlerini satan, bazı finansal hareketlerle nefes almaya çalışan bir ülke haline getirir" dedik. Şimdi bu model çöktü.
 
Reel ekonominin güçlü olmadığı, sadece dışarıdan gelen sıcak para ve döviz hareketleriyle nefes alan, tüketim üzerine oturtulmuş bir ekonominin gitmesi mümkün değildi. Herkes borçlu hale getirildi. Ancak, dünya piyasalarındaki likidite bolluğu nedeniyle gelen sıcak para dolayısıyla birçok kesim bunu anlayamadı. AB içinde en borçlu ülkeyiz. Ne yaptı da borçlandı Türk halkı? Geliri az olan insanlara dediniz ki 'Size ev vereceğim, 0.48 faizle 24 yılda ödeyeceksiniz. Araba vereceğim, 0.98 faizle 5 yılda ödeyeceksiniz.' Şimdi, banka şubeleri bu yüzden icra iflas dairelerine döndürüldü, insanların borçlanarak aldıkları evleri, arabaları hacizle bankaların eline geçti.
 
O bankaların yüzde 50'den fazlası da yabancı. Hem para gidiyor, hem ev, hem araba. Bu kadar çok dışa bağımlı bir model olur mu? Üç katlı, üç kaymaklı kadayıf... Dünyanın hiçbir yerinde böyle kazanç yok. Türkiye'yi küresel sistemin ağlarının içine düşürdüler. Bundan kurtulmak lazım. Bunun yolu da, kördüğüm olan bu ağı açmak ve ülkeyi rahatlatmaktır. Bu da IMF ile olmaz.

'İbretlik açıklama'

Sayın Ali Babacan'ın ibretlik bir açıklaması oldu. "IMF ile anlaşmanın çerçevesini yaptık, çok fazla geliş gidişler olmasın diye haftada üç defa internetten konferansla konuşuyoruz" dedi. Bunun Türkçesi, "Efendilerimiz çok yorulmasınlar, biz emirleri harfiyen uygulamaya hazırız" demektir.

Resmi rakamlara göre Türkiye'de yüzde 15 civarında işsizlik var. Gerçek rakam yüzde 25'tir. Eğitimli gençlerin yüzde 30'u işsiz. Bu yapı iflas noktasına doğru gidiyor. Bu da Türkiye'yi bir erken seçime doğru götürür.

Son günlerde yoğunlaşan eylemleri bunlara mı bağlıyorsunuz? TEKEL çalışanları eylemde, belediye çalışanları eylemde, demiryolu çalışanları eylemde.

Hükümet, ne pahasına olursa olsun, bir avuç zengini daha da zenginleştirecek programı uyguluyor. Mazlumlardan, mağdurlardan, yoksullardan, işçilerden oy alarak iş başına gelen hükümet, yoksulların umudunu karartıyor. Türkiye'de, başkalarının iaşeleriyle ayakta durabilecek bir kitle oluştu. En iyimser tahminle 3 milyon kişi. Son rakamlarla 12 milyona kadar çıkar bu rakam. Fizik, Kimya deneyi yapar gibi, sadece rakamsal büyüklükleri ele alarak, bir avuç zengini daha zengin etmekle ekonomi yürütülemez. Programın sosyal boyutu yok. Bugün bakarsanız, 5 yıl önceki ekonomik durumundan daha iyi olan dar ve orta gelirli var mı?

Bakıyorsunuz, şeker fabrikaları kapatılıyor. Şeker pancarı eksenli şeker üretimi yerine, uluslar arası büyük kuruluşların elinde olan nişasta bazlı şeker üretimini Türkiye'de yaygınlaştıracaklar. Bizim Ahmet, Mehmet şeker üretemeyecek, ABD'li Hans'ın, Michel'in mısırdan ürettiği nişasta bazlı tatlandırıcılar satılacak.

Bakıyorsunuz, TEKEL işçileri aynı durumda. Tütün üretiminde kotalar var. Bizim tütün üretimimiz duracak ki, Philip Morris'te çalışan George'lar rahat şekilde üretsinler. Şimdi TEKEL fabrikalarını satarak, bu kadar işsizliğin olduğu bir ortamda, yeni işsiz ordusu ortaya çıkarıyorlar. Doğu Anadolu'daki problemi böyle mi çözeceksiniz? Şeker fabrikalarının birçoğu Doğu'da. Siz bunları kapatarak, oradaki yoksulluğa ilave bir yoksulluk getiriyorsunuz. Anlaşılır gibi değil.

"Baraj problemimiz olmaz"

Seçim olursa, Saadet'in nasıl bir sonuç alacağını düşünüyorsunuz?

Bir baraj problemimiz olacağını düşünmüyorum. Bizim parti olarak yaptırdığımız bir anket yok. Ancak diğer anketlere baktığımızda gördüğümüz şu: Haziran ayından sonra partimizin oyları düzenli olarak artıyor. Çok hızlı bir yükseliş değil ama istikrarlı artış var. Bardağın her gün biraz daha dolduğunu görüyoruz. Tabii bizim siyaset yaparken kullandığımız üslubun katkısı büyük.
 
Türkiye'yi çatışma ortamına sürüklemeden sorunların çözümünü amaçlamamız, bizi ciddi şekilde farklılaştırıyor. İnsanlar bu üslup ve muhteva farkını görüyor. AKP'den beklentilerini bulamamış geniş bir seçmen kitlesinin bir arayışa girdiği görülüyor. Biz, Türkiye'nin her meselesine eğiliyoruz. Kendi projelerimizi, çözüm önerilerimizi anlatıyoruz. Asla insanların şahsiyetlerine saldırmıyoruz. Düzenli yükselişimizi görüyoruz. Toplantılarımıza artık daha büyük kalabalıklar geliyor. Salonlarda kadın ve gençlerin arttığına şahit oluyoruz. Umuyorum, partimiz çok güçlü bir şekilde TBMM'de yerini alacaktır.

Meclis'e girerseniz ve bir koalisyon gündeme gelirse tavrınız ne olur? Örneğin AKP'yle bir koalisyona gider misiniz?

Bunu bugünden konuşmak çok zor. Ancak genel olarak şunu söyleyebilirim: Bizim için hassas olan konu, hükümetin uygulayacağı programdır. Mesela bugünkü gibi bir Dubai modelini Türkiye'ye dayatmaya çalışan bir ekonomik programın uygulanmasına asla yardımcı olmayız. Türkiye'nin, BOP'un Eşbaşkanı olarak ABD'nin işgal projelerine destekçi olacağı bir programın içinde asla yer almayız.
 
Türkiye'nin, AB'nin terbiye salonunda bekletilmesine asla gönlümüz razı olmaz. Dolayısıyla hangi partiyle koalisyon yapılacağından çok, hangi programın uygulanacağı önemli. Biz, bütün partilerle görüşebilen belki de tek partiyiz. Türkiye'de bir koalisyonlar dönemi ortaya çıkacağı zaman, parlamento içinde yer alacak partilerin hepsine aynı uzaklıkta oluruz.

Suikast iddiası fevkalade ciddidir, üzerine gidilmeli

Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, 19 Aralık'ta iki askeri personelin yakalanıp serbest bırakılması ile ilgili, "İddia fevkalade ciddidir, bu iddia karşısında devlet bütün ciddiyetiyle sonuna kadar gitmelidir" dedi...

Bir gazetecinin "Sayın Arınç ile ilgili olarak suikast plani iddiaları ortaya atıldı. Daha sonra Genelkurmay'ın bir açıklaması oldu. Bu açıklama da eleştiri aldı. Siyasilerin yaptığı açıklamayı acele bulanlar da oldu. Bu konudaki genel değerlendirmeniz nedir?" sorusu üzerine Kurtulmuş, "İddia, fevkalade ciddidir, bu iddia karşısında devlet bütün ciddiyetiyle sonuna kadar gitmelidir" dedi. Kurtulmuş, bu olayın, kurumlar arası polemik meselesi yapılacak ya da siyasetin tartışma zeminine çekilebilecek bir konu olmadığını belirtti.

Güvenlik güçlerinin soruşturmaları derinleştirmesi ve meselenin gerçekten ne olduğunu bütün millete açık bir şekilde ifade etmesi gerektiğini belirten Kurtulmuş, şöyle devam etti: "Buradan bir tartışma konusu çıkarmak da ancak herhalde Türkiye gibi bir ülkede olur. Siyasetin buradan nasıl tartışma çıkardığı, nasıl buradan kendilerine bir polemik zemini hazırladıklarını anlayamıyorum. Evet bu çok vahim bir iddiadır. Bu iddia doğruysa sonuna kadar arkasında ne varsa bunların ortaya çıkartılması Türkiye'de öncelikli olarak devlet yönetiminin, kamu yönetiminin ödevidir!'

Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in tartışma yaratan sözlerinin hatırlatılması üzerine de Kurtulmuş, hangi yöntemlerle, hangi üslupla siyaset yapıldığının önemli olduğuna işaret ederek, şunları söyledi: "Siyasetçilerin kalkıp ortalığı geren, bu memlekette insanlar arasına fitneyi, tartışmayı, gerilime sokan böylesine anlamsız sözler söylemesini büyük bir ayıp olarak kabul ediyorum Aslında hiçbir amaca hizmet etmeyen bu ülkede barışa, sulh ve selamete hizmet etmeyen, sanki sadece 'Ortalık gerginleşsin, buradan kaos ve kriz çıksın anlamına gelen cümlelerdir."

Herkesi üslubunu ayarlamaya davet ettiğini belirten Kurtulmuş, bunun Baydemir ve arkadaşları açısından da temsil ettikleri kitlenin hakkını korumak bakımından da sorumluluk olduğunu söyledi.

Bu haber toplam 1590 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri