Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Okan Bayülgen Dönüyor

26 Haziran 2008 / 12:22
Televizyon ekranlarından uzak kalacağını söyleyen Okan Bayülgen, bu ayrılığa uzun süre dayanamadı.
Ali Eyüpoğlu'nun Okan Bayülgen'le yaptığı röportaj:

Takım elbiseden makyajdan bıktım

Her şey yolunda giderken “Makina”yı stop ettirip bir kenara çekilen Okan Bayülgen arzuladığı gibi saçını, sakalını uzattı, kilo aldı ama ekranlardan istediği kadar uzak kalmayı başaramadı. Ekran diyeti yakında sona erecek olan şovmen “Disco Kralı” için 20 kilo verecek

Sadece televizyon dünyası için değil bu, her sektör için geçerli... Bir işte her şey yolunda giderken o işe ara vermek, her yiğidin harcı olmasa gerek...
Söz konusu ekranın haşarı çocuğu Okan Bayülgen olunca her şey mümkün...
Bir gün yapımcısı Reyhan Tüysüz’e, “Ben bu işe bir yıl ara verip, dinlenmek istiyorum” dedi ve öyle de yaptı. Okan Bayülgen “Makina”yı stop ettirip, bir kenara çekildi, arzuladığı gibi saçını, sakalını uzattı, kilolar aldı ama ekranlardan istediği kadar uzak kalmayı başaramadı.

Gerek özel hayatı, gerekse de başkalarına yaptığı televizyon projeleriyle hep gündemde kaldı.
Yeni yayın döneminde yine Kanal D’de bu kez “Disco Kralı” olarak ekrana dönüş yapacak Bayülgen’le aylardır konakladığı Nişantaşı’ndaki Sofa Otel’in terasında keyifli bir “Cafe Sohbeti” yaptık.
Bayülgen’le konuşacak konu çok olunca da zaman zaman yaptığımız gibi bu kez de “Cafe Sohbeti”ni iki güne yaydık...

Okan Bayülgen televizyon programlarında her şey yolunda giderken birden “Ben bir yıl yüzümü dinlendireceğim” deyip ekrana veda etti. Kendinizi yeterince özlettiğinizi düşünüyor musunuz?
Galiba herkesin böyle bir hayali var; “Ulan bir sene kendimi nadasa bıraksam” ya da “Afrika’ya, Uzak Doğu’ya gitsem” gibi... Herkes kendi fantazisine göre anladı benim söylediğim şeyi. Aslında söylediğim şuydu:
Saçlarımı uzatacağım, şişmanlayacağım, televizyonda olmayacağım.
Ama düşünsene yapacağım bir sürü iş var. Şirketim var, bana bağlı çalışan ve 12 ay maaş alan adamlarım var. Bir kere bu adamları bir arada tutacağız. Onlar aileleriyle beraber aynı şartlarda devam edecekler. Hatta o şartları daha da iyileşecek. Bir yandan benim fotoğraf işlerim devam edecek, bir yandan seslendirme işleri ve diğer işler devam edecek. Dolayısıyla özleteceğim diye bir şey yok. Sadece televizyon için.
Bu bir fanteziden başladı. Bir gün Reyhan’la konuşuyoruz. Ona planlar yaptım, şu kadar zaman dünyanın burasındayım, bu kadar zaman dünyanın şurasındayım diye planlar yaptım. Halbuki tam tersi oldu. Ben bütün ekibimi ve çalışmamı efort edebilmek için daha çok çalıştım.
Aslında çok ortada değilim ama doğal olarak şöyle bir merak da var. “Herif televizyonda değil peki sokakta ne yapıyor? Kız durumları nedir?” diye bir magazin ilgisi olunca dolayısıyla fazla bir şey değişmedi.

İşe ara verip kafa dinlemeyi anladım da niye kilo alma, saç bırakma da vardı o paketin içinde?
Bir prezantabl görünüş var; “Televizyona çıkan adam şöyle olur, böyle olur” diye. Ben de ona uygun yaşıyorum biraz. Takım elbiseden, makyajdan bıktım. Gidip altı saat boyunca sert bir vücutla, tamamen sinirden gerilmiş, oto kontrol sağlamaya çalışan bir vücutla yaşamaktan bıktım.
Dolayısıyla bakın ben rahatlıyorum gibi bir şeydi. Ama güzel algılandığını hissediyorum insanların anlattıklarından. Çünkü televizyondan nemalanmak dediğimiz şeyi başaran, televizyonun bir meslek olarak kabul edilmediği bir ülkedeyiz maalesef.

Okan Bayülgen tartışmasız televizyon starı. Ama aynı şey yapımcılığınız için söz konusu değil. Yanlış ekran yüzleri mi seçtiniz ekranda başarıyı elde edemediniz?
Gülben’in programının reytingleri olması gereken reytingler. Ya ilk 10 içerisinde ya da ilk 10’la 15 arasında olması lazım. atv yıllardır bir dizi kanalı. Kimsenin atv’de şov programı izleme alışkanlığı yok. Çarşamba gününü bir şov kuşağı olarak açılması fikri benimsendi. Buna çok sevindim, demek ki oradan bir dizi kaldırılıp bir stüdyo programı girebilir diye. Şu başarısız gördüğünüz iş bile takip edilmiş bir iş. Hemen arkasından Kanal D Genel Müdürü İrfan Şahin ve Yılmaz Erdoğan, bir program yaptılar aynı saate. Şimdi Show TV de “İlle de Roman Olsun”u giriyor. Çarşamba PT2 orada duruyordu da akılları neredeydi şimdiye kadar?

Ata Demirer’in programı?
Ata 8 - 9 program sonra “Ben bu konuk ağırlama işinden nefret ediyorum, kendimi çok kötü hissediyorum” demeye başladı. Biz ona “Haziran sonuna kadar hiçbir reyting kaygın yok ki, reytinglerin de kötü değil” diyorduk, ama Ata bıraktı. Haklı görüyorum, saygı duyuyorum çok başarılı bir adam.

Gülben Ergen’in programı nedeniyle bir hayli eleştiri de aldınız ama?
Gülben’in programından sonra 10-13 köşe yazarı okuduk bana saldıran. Demek ki beklenti yüksek. Güzel... Bu çok hoşuma gidiyor. O zaman bunu sağlayacağız.
Ekip iyi ama bu ekibin sunucusuyla, o programı yapan kişiyle kendini aynı gemide hissetmesi gerek. Ya da sunan kişinin ekiple aynı gemide olması gerek. Gülben bizden bütün farklılığına rağmen bunu başaracak gibi görünüyor. Gülben gece yarısından sabaha kadar bütün ekiple, asistanlarla MSN’de konuşuyor. Herkesle arkadaş oluyor. Ama istediğim bir şeyi yapmıyor. Dans etmiyor ve şarkı söylemiyor. Bütün programı ben Gülben’in tek başına dört kol çengi olmasını planladım. Gülben dans edecek, şarkı söyleyecek, düet yapacak, konuklarıyla oyunlar oynayacak falan... Belki de talk show tarafımı güçlendireyim, programdaki oyunları falan iyi oynatayım, ondan sonra diğer işlere geçeyim diye düşünüyor olabilir. Bunun dışında Gülben’le problem yok. Gülben çok güzel asılıyor işe.

Bir dekorasyon programınız vardı o da bitti?
Evet, bir dekorasyon programı yaptım 65 dakika. Her dakikası dolu olan bir program... Problem neydi peki? Kanala para vermem ve gizli reklamlardan para almam gerekiyordu. Ama düşünebiliyor musun? “Okan Bayülgen, senin dükkânını göstereyim” diye bir takım adamlardan paralar istiyor. Böyle bir şey olamaz.
Benim kanala vereceğim parayı, kanal bana vermek zorunda kaldı. Öyle olunca da 8 - 9 program sonra büyük bir zerafetle bitirdiler programı.

Başarı nedir?
Utanacağım bir şey yapsaydım, çok reyting alsaydı başarılı mı olacaktım? Hayır. Halk reytingleri bilmiyor. Halk sadece yapılan prodüksiyonu Okan’a yakıştırır ya da yakıştırmaz. Utanılacak bir şey var mı? Belden aşağıya vurmak var mı? Mesleki namusumuzu sorgulatacak bir şey var mı? Yok... O zaman devam edelim. Çok başarısız oluyorsak, bu yolda gidip daha da başarısız olalım istiyoruz. Ekibimizde bu konuda hiçbir şüphe yok.

‘Her şeyi kızlar için yapıyorum!’
Yüzünüzü dinlendirince de ortaya çıkan görüntü biraz ilginç olmuş?
Şarapçı, meczup gibi mi?

Derbeder, terk edilmiş bir o yüzden kendini bırakmış, içkiye vermiş bir adam gibi... “Disko Kralı” programıyla ekrana dönüşte bu saç sakal olacak mı?
Kızlar için yapıyorum. Takım elbiseli olacağım tabii... Gidiş filmi yaptık biz “Makina” biterken. Hepimiz denize doğru gittik ve ufukta kaybolduk. Şimdi denizden geri geleceğiz ekip olarak. Dolayısıyla biraz adada mı kalmışlar, saçları, sakalları mı uzamış, bir yıl Hindistan cevizi mi yemişler gibi bir durum var. Bu kurgu üzerine önümüzdeki 4 ay içinde 20 kilo vereceğim.

Dört kilo verdiniz. Hedefiniz 20 kilo vermek de, kolay kilo veren bir metabolizmanız var mı ki?
Tabii... “Ağır Roman” filmi için vermiştim. Başka filmler için de verdim kilo. Metobolizmam yavaş yavaş dikkatli bir şekilde kaldırıyor. Biraz şimdi yaşım da artıyor. “Ağır Roman”daki gibi bir ayda 15-16 kilo verecek halim yok. Buna dikkat etmemiz lazım.
Erkeklerin kadınlar gibi büyük kilo operasyonları yapmamaları lazım, kalplerine çok zarar veriyor çünkü. Bunu güzel bir şekilde yapmak lazım. Bütün dünya sineması böyle ilginç örneklerle doludur. Tom Hanks çok şişman bir adamdır ama her filmde kilo verir alır.

Fotoğraf sergisinde sıra müziğe ‘Nefes’ verenlerden Son zamanlarda fotoğrafa merak sardınız. Bundan sonraki projeniz nedir?
Pudra’nın sponsoru Maurici Lacroix için “Nefes” diye yeni bir iş yapıyoruz. “Nefes” daha geniş bir proje oluyor. Bu sefer müziği üretenler yani Nefs, Nefes, ses üçlemesinde meseleyi anlatıyoruz. Kompoze edenden besteleyene, üfleyenden çalana, söyleyene kadar belli bir yaşın üzerindeki otoriteleri, kaybolan nesli, Türkiye’nin bu çok aydınlık nesli. Benim bütün derdim bu aydınlık nesli fotoğraflamak.
Savaş Dinçel’i kaybettik. Hadi Çaman rahatsız, Nejat Uygur rahatsız, Suna Pekuysal rahatsız. Ben onları çok sağlıklı hallerinde çektim. Hatta İsviçre’den gelen Maurice yetkilisine yaşlarını söyleyince adam “80 yaşında hâlâ çalışıyorlar mı? ” dedi. Evet çalışıyor bunlar Cumhuriyet çocukları... Deli gibi çalışıyorlar, başka bir şey bilmezler dedim.

Kaynak:
Bu haber toplam 8264 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri