Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ölümü bile göze aldı

13 Ekim 2008 / 10:33
Ergenekon'un kilit ismi Tuncay Güney'in patronu Turgut Büyükdağ, "Bu saatten sonra öldürseler de en azından konuşmuş oldum" dedi ve konuştu...
Ergenekon soruşturmasının kilit ismi Tuncay Güney'in patronu Turgut Büyükdağ, "Bu saatten sonra öldürseler de en azından konuşmuş oldum" diyerek 28 Şubat sürecinde yaşananları Taraf'a anlattı. Büyükdağ'ın anlattığı ilişkiler Ergenekon'da karşımıza çıkıyor



Röportaj: NEVZAT ÇİÇEK-MESUTHAN ÇINAR

İddia edildiği gibi 28 Şubat'ın finasörü müsünüz?

Bu millet 28 Şubat sürecini nasıl yaşadıysa bende öyle yaşadım. Çok şey bilmiyorum. Benden haraç isteyen bir bakan vardı. Benim yaptığım açıklamalar vardı. Birde bu süreçle ilgili olarak Ali Kalkancı'ya satışı kağıt üzerinde kalan iki fabrika vardı. O süreçte beni gaspetmişler ama adım kalmış finansör.

Tamam ama, sahibi olduğunuz bir Strateji Dergisi var. O dergi etrafında tanıdık isimler var?

Bu dergi 28 Şubat'tan sonra yayına başladı. Ondan önce medya grubu kurmak için yanımda Ümit Oğuztan ve çeşitli gazeteciler vardı, ama yayınımız yoktu. Tuncay Güney'le 28 Şubat olduktan sonra tanıştık. Benim 28 Şubat sürecinde anılmam bu isimler nedeniyle.

Bir de Sisi var o dönemde yanınızda olan...

Sisi ile bizim Turgut Gıda Sanayi'nin düzenlediği Ayçiçek Festivali nedeniyle daha önce tanıştık. Bizim festivale sanatçı getirdi. Tanışıklığımız ve çalışmamız daha sonra da devam etti. Sadece bu kadar.

Peki Ümit Oğuztan'la nasıl tanıştınız?

Hatırlarsanız o dönemlerde gazete kuponlarıyla televizyon dağıtılıyordu. Bu Gürcan Dağdaş da 'Refah Partisi'nden milletvekili olacağım' diye geldi İstanbul'a. Aydın Menderes'le on senelik dostluğumuz vardı. Gürcan Dağdaş da Kars'tan hemşehrimizdi. 'Milletvekili olacağım, bize yardımcı olur musun' dedi. Ben de yardımcı oldum. Milletvekili seçildi, sonra Denizcilik'ten sorumlu devlet bakanlığı yaptı. O dönemde Türkiye'de bir buçuk milyon konut açığı vardı. 'Konut sahibi olmayan insanlara konut vereceğiz, benim böyle bir projem var, ben reklam yapıp bu konutları bedava dağıtabilirim' dedim.

Bedava derken?

Projeyi Gürcan Bey'e anlattım. O da 'Gel bunu kupon karşılığı dağıt ve basın sektörüne gir' dedi. O arada Sisi de kafamıza girdi, 'ben herkesi tanıyorum bir sürü insan getirim' dedi. Ümit Oğuztan'ı da o dönemde tanıdım. İş öyle bir noktaya geldi ki ayda 500 bin dolar maaş ödüyorum, basın sektörüne gireceğim diye. Bu arada Gürcan Bey bakan oldu ve Rahmi Koç'la Çırağan'da beni buluşturdu. Rahmi Bey bana 'basın sektörüne giriyorsun' dedi. Evet dedim ama orada anladım ki biletim kesilmiş. Ondan sonra iş yaptığımız tefeci bizden başladı para istemeye ve sıkıştırmaya.

Bu görüşme milat mı oldu sizin için?

Bu görüşmeden sonra Gürcan bey beni aradı ve 'senin etrafa 25-30 milyon dolar borcun varmış, arkadaşlar söylüyor' dedi. Arkadaşlar, dediği Semih Tufan Gülaltay'mış. Dedim senin de Semih'in de... Küfrettim. Bu saatten sonra film tersine dönmeye başladı. Milletvekili olması için yardım ettiğim kişi benden haraç istemeye başladı. Gürcan bey beni Gülaltay'la buluşturdu, 'bu adamlara 25-30 milyon dolar vereceksin' dedi.

Siz o tarihe kadar Semih Tufan Gülaltay'ı tanımıyor muydunuz?

Hemşeriliğimiz vardı ama tanışmıyorduk. O dönemde Kıbrıs'ta iki bankam var Türkiye'de TGS Finans benimdi. Bu bir bono getirdi ve değerlendirmek istediklerini söyledi. Bende baktım ve dandik dedim. Tanışıklığımız beş dakika falan hepsi o.

Peki istedikleri parayı verdiniz mi?

Vermedim.

Siz bir bakanla kavga ediyorsunuz tam bu sıralarda Ali Kalkancı ile tanıştırılıyorsunuz. Bu nasıl oldu?

Aracı bir firma, bir şeyhin iki fabrikamızı almak istediğini söyledi. 28 Şubat süreci daha olmamış. Ali Kalkancı geldi ve iki tekstil fabrikasının satışı hususunda sözleşme yaptık. Ondan sonra Müslüm Gündüz meselesi patladı. Ali Kalkancı da aranmaya başlandı. Ben alacaklıyım ama adam aranıyor. O iş patlayınca herkes birşey söylüyor. Ümit Oğuztan geldi dedi ki 'Ali Kalkancı aranıyor ama fırsat verilirse kendisini aklar. Senin borcunu da öder televizyona çıkartalım.' Daha sonra öğreniyorum ki Kalkancı'yı Star Televizyonu'na para ile satıp çıkarmışlar. Orada da tutuklandı zaten. Bizde fabrikayı başkalarına sattık.

Para ile Kalkancı'yı yayına çıkaran kim?

Ümit Oğuztan. Bana da diyor ki 'para aldık ama işçilerin maaşlarını ödeyeceğiz.' Emire Ersoy'un çıkarılması için Cem Uzan'dan milyon dolar istediler. O sırada ben devreye girdim Emire Ersoy'u korumaya aldım. Zaten Kalkancı tutuklanınca Emire Ersoy da 'ben ne yapacağım' dedi. Ben de 'seni misafir edebilirim' dedim. Hamileydi eve eşimin yanına misafirliğe gönderdim. Günlerce bizimle kaldı. 'Siz bu olaya nasıl kandınız' diye sordum. Başladı anlatmaya, 'o benim şeyhimdir' dedi. Kalkancı'nın yaptığı muskalara baktım hiç bir şey yok yaktım hepsini. Uğur Dündar'ı aradım. Bu meselede bir yanlışlık var dedim. Kadının ekrana çıkması için para teklif ettiler. O sırada Ali Kırca da 500 bin dolar teklif etti. Ama dedim 'bir şartım var benim yazdıklarımı okuyacak ve sen bu kadına soru sormayacaksın' dedim. Uğur Dündar bunu kabul etti. Dündar'ın Arena Programı'na çıktı ve konuştu. Bu tarz insanların İslamı kullandığını söyledi. Program reyting rekorları kırdı.

Peki Fadime Şahin ve Müslüm Gündüz ile herhangi bir temasınız olmadı mı?

Fadime'yi ve Müslüm Gündüz'ü ne gördüm ne tanıdım, hiç bir temasım olmadı.

Ali Kalkancı nasıl bu kadar ünlü oldu?

Kalkancı tam bir sahtekâr. Kars'tan geliyor Fatih'te bir yerde garsonluk yapıyor. Ondan sonra Çarşamba Cemaati'ni görüyor. Birahaneyi bırakıyor, sakal uzatıyor, domates salatalık satmaya başlıyor. Yavaş yavaş cemaatin içine giriyor. Bakıyor herkes para akıtıyor, şeyhliğini ilan ediyor.

İş hayatında o dönem ne kadar büyüklükte bir ekonomik gücünüz var?

Milyar doları aşan bir ciromuz var. Yanımızda üç bin kişiden fazla insan çalışıyor.

Ama bu kadar büyüklüğe rağmem tefecilerle de iş yapıyorsunuz?

İsmail Özmen daha zamanı gelmeden 'hesapları sıfırlayalım' dedi. Hesapları sıfırladık ve iki milyon dolar borç çıktı. Özmen 'bu parayı hemen vermezsen senden alırlar' dedi. Bu sırada fabrikaya bir sürü insan gelip gidiyor. Mehmet Ağar'ın özel kalem müdüründen tutun da emekli askerlere kadar herkes fabrikaya gelip gidiyor. Sonradan anlıyorum ki bu insanları bize gösteriyor ve alttan alta tehdit ediyor.

Gerçekten siz iki milyon doları ödeyemiyor musunuz?

İsmi iki milyon dolar. Bende dünya kadar gayrimenkul var. Gittim satışı verdim ki hammadde gemilerden insin ve çalışmaya devam edeyim. Çünkü sistemi kilitlediler. Ben satışı verdim, gemiler kayboldu, insanlar kayboldu birden. O sıralarda kimse fabrikaya gelip gitmiyor. Adamı arıyoruz bulamıyoruz. Fabrikaya devredilmesin diye ihtiyati tedbir koydurduk tapuya. Bizim avukat devreye girdi 'anlaşalım' dedi. Sonra öğrendik ki bizim avukatı da satın almışlar.

Nasıl anlaşmak istiyorlardı?

'Tapu iptal davasını kaldırın yeni bir anlaşma yapalım' dediler. 'Yüzde kırk sermayesini biz koyalım tapu bizde dursun' dediler. 'Yüzde altmışı bizim yüzde kırkı senin' dediler. Bu anlaşmayı da tehdit zoruyla yaptık. İş bitti geldik, Korkut Eken oturmuş fabrikada bizi fabrikaya koymadılar.

Korkut Eken'i fabrikada gördünüz mü ?

Gördünüz ne demek bir sene orada kaldı, 500 tane şahit var. Fabrikayı bastık, akrabası Hasan Eken o dönem fabrikada idi.

Korkut Eken'le hiç konuşmadınız mı?

Ne konuşması, fabrikanın kapısıdan giremedik. Bir gün zorla girdik çatışmayla çıktık canımızı zor kurtardık. Daha sonra 'borcuma karşılık dedim size Keşan'daki fabrikayı vereyim, tapuyu verin' dedim. Keşan'daki fabrikayı da gaspettiler. Mahkemeye gittim, ikinci defa karar aldırdım. Fabrikada Mehmet Ağar'ın özel kalem müdürü ve Korkut Eken fiili olarak var ve fabrikadalar. İkinci defa ihtiyati tedbir kararı alınca yeddiemine veriyor fabrikayı. O sırada Cumhuriyet Gazetesi'nin bir başlığından dolayı beni içeri aldılar. Teminat yatıramadığımız için karar düştü ve fabrikaya tekrar sahip oldular. Bana 'Tekirdağ ve İstanbul Emniyet Müdürü buraları terk et git' dedi o dönemde.

Neden Korkut Eken fabrikayla ilgileniyor da başkası değil?

İsmail Özmen tefeci, işin başında. Bu grupların parasını satan insan. Parasını sattığı kişiler içinde Mehmet Ağar, Korkut Eken, Abdulkadir Aksu, Çevik Bir gibi insanlar var. Bunların parasını sattığını söyledi.

Siz gözaltındayken Genelkurmay'dan bırakılmanız için telefon edildiği iddiası var?

Ben gözaltına alındıktan sonra plana göre İstanbul'a getirilip cezaevine konulacaktım ve burada işimi bitireceklerdi. Tuncay Güney'e benim bir minnet borcum var. Oradan çıkma şansım yoktu. Tuncay hakikaten Genelkurmay'dan bir binbaşıya emniyeti arattırdı ve beni bıraktılar. Şimdi diyorlar ki Veli Küçük bu işlerde. Gerçekten kafam allak bulak oldu. Anladım ki bunların hepsi tezgahmış.

Veli Küçük'e durumunuzu anlatmadınız mı?

Tuncay Güney bana dedi ki 'Veli Paşa senin durumu Çevik Bir ile konuştu. Çevik Bir fabrikayı bu sefer geriye verelim hesabı kapatalım' dedi. 'Borcu da üzerine alsın' dedi. Bunun üzerine Veli Paşa demiş ki 'ben onun muhasebecisi değilim ne işiniz varsa halledin.'

Peki diğer fabrikalarınıza ne oldu?

İki tanesini bunlar gaspetti. Üç tanesini kardeşim aldı. Ben de İstanbul'a döndüm.

İstanbul'da ne yaptınız?

Ümit Oğuztan bana, 'bu işlerden çok zarar gördün ama biz bu paraları kazanabiliriz' dedi. Ben dergi çıkarırım dedi. O arada Ümit Oğuztan, Tuncay Güney'i getirdi haber müdürü olarak. Ondan sonra üzerimize mafya geldi. TYT Bank battı ben borcumu ödediğim halde senetler mafyanın eline geçmiş bunlar da benden parayı istiyorlar. Tucay Güney devreye girdi, Veli Küçük'ü arayalım dedi.

Tuncay Güney neden sizi Veli Küçük'le tanıştırdı?

Tuncay Güney, 'sizin başınızda bu kadar olay, Veli Küçük Paşa'yla sizi tanıştırayım yardım etsin' dedi. Paşa'yla tanıştım. Mafya Çevik Bir'in adını kullanarak üstümüze geliyor. Mehmet Ağar'ın adı kullanılıyor. İstanbul Emniyet Müdürü sıkıştırıyor. Zaten ben bir yılda yedi ev değiştirdim, evde oturamıyorum. Veli Küçük Paşa'ya bana yapılanları anlattım. İki sefer görüştüm hayatımda. Yardımcı olmaya çalıştı. Emniyetten beni bıraktıkları zaman ben biliyorum ki beni Veli Küçük Paşa bıraktırdı. Beni Genelkurmay'dan telefon geldikten sonra serbest bıraktılar.

Derginiz Strateji o dönem JİTEM'in dergisi diye biliniyordu?

Para kazanmak için dergiyi kurdum. Herşeyi onlar hazırlayıp basıyordu. Tuncay, Genelkurmay'dan haberleri getiriyor, Ümit Oğuztan'la beraber basıyorlar. MİT sahte dolar bastı, bu tip haberleri kapak yaptılar. Dergi için ödediğimiz para ve kağıt bitince dergiyi bıraktılar. Masa, sandalye dahil olmak üzere ne varsa alıp gittiler.

Ergenekon ile sizin malların gaspedilmesi arasında nasıl bağ kurdunuz 12 yıl sonra?

Gazetede bir haber çıktı. Turgut Büyükdağ'ın fabrikalarını, parasını gasp ettikleri, o bankalardan da 50 milyon dolar da para aldıklarına dair. Osman diye birisi kendi adamlarından, beş milyon dolar da bana versinler diye Ergenekon'da ifade vermiş. O ifadeler gazetede yayımlanınca biz tabii şok olduk. Ergenekon'la bir bağlantısı olduğunu örgendik işin. Biz sonradan anladık ilişkisi olduğunu. O günkü muhattaplar Mehmet Ağar, Çevik Bir, Korkut Eken, Hasan Eken, Abdulkadir Aksu, Hüseyin Çil onlar vardı işin içerisinde. Fakat bizi bu hale getiren İsmail Özmen'dir. Tapuları elimizden aldılar. Tapuları bankalara ipotek ettiler. 50 milyon dolar para çektiler. Hepsi belgeli.

Osman Yıldırım'ın ifadesini okuyunca savcıya gittiniz. Ondan önce bu işlerin Ergenekon'la bağlantılı olabileceğini düşünmediniz mi?

Osman Yıldırım'ın ifadelerini okuyunca direkt olarak Sarıyer Cumhuriyet Savcılığı'na gittim ve 'yazılanların hepsi doğrudur, ifade vermek istiyorum' dedim. Savcı benimle ilişkiye girdi. Ondan sonra beni istanbul Emniyeti'ne aldılar, dört gün süresince ifade verdim.

Sonra Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Öz'e gittiniz?

İfademizi aldılar. Mağdur olarak gittim. Fabrikası ve parası gaspedilen benim dedim ve olup biten her şeyi anlattım.

Bunu Ergenekon yaptı diyebiliyor musunuz?

Ben demiyorum. Osman Yıldırım diyor. Ben bunu bana Çevik Bir, Korkut Eken, Abdülkadir Aksu, Mehmet Ağar ve İsmail Özmen ve Eski Emniyet Müdürü Hasan Özdemir yaptı diyorum ve bunlardan şikayetçi oldum.

Savcı Öz'e ifade verdiniz. Tehdit aldınız mı sonrasında?

Ölüm tehditleri aldım. Bunu savcı da biliyor.

Siz Ergenekon'u nasıl tanımlıyorsunuz?

Devlet mafyası. Resmi devlet mafyası diyorum. Devletin resmi kurumlarını gayrimeşru kullanmışlar, çünkü ben yaşadım. Bunları ben yaşadım hepsi gerçek. Bu saatten sonra öldürseler de konuşmuş olacağım.
Kaynak:
Bu haber toplam 1416 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri