Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Org. İlker Başbuğ Ne Biliyor?

15.02.2010 08:45
Son birkaç gün içinde yaşanan "Paşalar neden konuşmaya başladı" sorusunu sorduran önemli gelişmeler oldu.
'Kitabın ortasından konuşmak' gerekirse: Ufukta seçim var ve kasti faullerin sıklıkla yapılacağı bir döneme girdik.

Böyle dönemlerde birbirinden bağımsız gözüken olaylar aslında büyük resmin bir parçası olabilir.

Son birkaç gün içinde yaşadıklarımızı ele alalım. "Paşalar neden konuşmaya başladı" sorusunu sorduran önemli gelişmeler oldu.

Genelkurmay Başkanı Başbuğ üst üste röportajlar vererek üstelik de çok tartışılacak açıklamalar yaparak gündemi altüst etti.

İlaveten Deniz Kuvvetleri Komutanı konuştu. O da Başbuğ gibi hem siyasetin hem de hukukun alanına girdi. Ama en önemlisi açıkça hükümete muhalefet bayrağı açtı.

Başbuğ'un "Sabrımız taşarsa halka anlatırız" demesi ve Deniz Kuvvetleri Komutanı'nın ifadeleri her iki konuşmanın da hesaplanarak yapıldığını gösteriyor. Hem topluma hem de ordunun içine dönük bir imaj tazeleme çabası denebilir.

Maalesef her iki konuşma da sorunlu. Eğer Başbuğ'un elinde suç niteliğinde bir şey varsa çoktan yargıya havale etmesi gerekirdi. Başbuğ da biliyor ki suç oluşturacak bir şeyi saklamak da suçtur. Kamu görevlilerinin suçu ihbar sorumluluğu vardır.

Ayrıca Genelkurmay, hukuka bağlı anayasal bir kurum olarak bildiklerini halkla paylaşacak ve bu yolla kendine yandaş toplayacak bir kurum değil.

Başbuğ her ortamda "Ordu adına sadece ben konuşurum" dedi ama Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit üst üste iki kez ve içeriği çok sorunlu iki konuşma yaptı.

Ailevi sorunları nedeniyle intihar ettiği söylenen Albay Berk Erden'in cenazesinde hükümeti açıkça hedef tahtasına koydu. Dedi ki: "Subaylarımızın silahlı terör örgütü kurduğu söyleniyor ama Habur'dan teröristler ellerini kollarını sallayarak giriyor, hiçbir şey yapılmıyor. Bu bizi ve milletimizi rahatsız ediyor. Milletimize şikâyet ediyoruz."

Yiğit, açıkça ve doğrudan 'açılımı' eleştiriyor. Bunu yaparken de milyonlarca insanı rencide eden 'Habur travması' üzerinden vuruyor. Adeta siyasi parti lideri gibi konuşuyor.

Bunu da bir cenaze töreninde yapıyor. Yeri değil ama intihar eden albayın intihar etmeden önce hangi komutanlarıyla görüştüğü sorusunu da bir yere not etmek şart.

Habur kıyaslamasına dönersek. Bu durumda ya MGK bildirileri sorunlu ya da asker açılıma destek veriyormuş gibi yapıp aslında karşı çıkmış. Çünkü resmi açıklamalarda demokratik açılımın bir devlet projesi olduğu söyleniyordu. Gerçi kulislerde 'ilginç' senaryolar da anlatılıyor ama teyidini almak mümkün olmadığı için yazmak imkânsız.

Komutanların konuşması 'yeni dönemin' işaret fişekleri olarak kabul edilebilir.

Malum olduğu üzere seçime gidiyoruz ve 2011 seçimi birçok çevrede 'ölüm kalım seçimi' olarak görülüyor. Bu sebeple her adımın da bir anlamı var.

Bu noktada yargının özellikle de yüksek yargının tercihleri önem kazanıyor. Hem Anayasa Mahkemesi hem de Danıştay adeta bir muhalif partiye döndü. Metrobüs bilet fiyatlarına, katsayıya bile onlar karar verir oldu.

Yarın TEKEL işçilerinin başvurusu üzerine 4C uygulamasına da son verebilirler. Bir yandan da Ergenekon süreci başta olmak üzere çete ve cunta yargılamalarını kökten etkileyecek kararlar çıkıyor.

Yargıtay'ın Metin Kaplan için verdiği kararda "Örgüt kurmak yetmez eylem lazım" yorumu Ergenekon'a uyarlanmak isteniyor.

Öte yandan tıkanan, çalışamaz hale getirilen bir Meclis var. Anayasa Mahkemesi'nin kapatmaya ilişkin kararından sonra neredeyse çeyrek asırdır siyasette olan etkili bir bakan "Artık 5 şeritli otoban 2 şeride düştü. İşimiz çok zor" demişti. O yorum şimdi "Hareket edemez hale geldik" şekline dönüştü.

Bu tablonun tek eksiği Başbakan ile Cumhurbaşkanı arasında bir gerginlik çıkartmaktı. Gül'ün Hindistan yolunda söylediği "Yeni anayasa için fırsat kaçtı" ifadesinden hareketle "Koltuk kavgası aralarını açtı" yorumu üretildi.

Oysa Gül'ün söylediği son derece net. Topyekûn bir anayasadan bahsediyor. Erdoğan da aynı görüşte. Ama bu durum bile kriz çıkarmak için hazır bekleyen geniş bir kesimin olduğunu gösterdi.

Fakat yanıldıkları bir şey var. Ne Gül ne de Erdoğan'ın ne kişilikleri ne de yetiştikleri fikri akım koltuk kavgasına düşmeye izin vermez. Usule ilişkin görüş ayrılıkları olabilir ama esasta birler. O yüzden eski okumalarla yola çıkanların varacakları yer umdukları yer olmaz.

Kaos teorisi üretenlerin Gül-Erdoğan gerginliği yerine daha gerçekçi bir senaryo bulması lazım.

Son not: Gelibolu'da yaşanan garip kaza acaba bu tabloda ne anlam ifade eder?

Kaynak: Adem Yavuz Arslan / Bugün

 

Bu haber toplam 914 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri