Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Osman Can'a göre referandum sonucu

12.07.2010 14:36
Anayasa Mahkemesi Raportörü ve Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Osman Can anayasa değişiklik paketinin "referandumda alabileceği sonucu" açıkladı. İşte oran;

"Referandumda bu paketin iyi bir sonuçla evetle sonuçlanacağını. Muhtemelen yüzde 60 civarı. Türk halkı sağduyulu bir şekildeAK Partiile referandum arasında bir ayrım yapmayı iyi bilir. AK Parti ile sorunu olanlar seçimde hesaplaşacaktır. Referandumla onun birbirinden farklı olduğunu Türk halkının çok iyi bildiğini düşünüyorum."

Anayasa Mahkemesi Raportörü ve Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Osman Can mahkemenin esasa girererek Anayasayı açıkça ihlal ettiğini söyledi. Anayasaya aykırı bir kararın ise içtihat olamayacağını ifade eden Can, referandum süreci için ise; "Yargıda bir aydınlanma dönemi başlıyor. Yargıda ortaçağ dönemi kapanıyor, yeni bir çağ başlıyor" değerlendirmesini yaptı.


Ben en güçlü sözün, en çığır açıcı önerilerin hangi dönem olursa olsun; dönemin en muhafazakâr, tutucu kurum ve yapısından geleceğine inanlardanım. Bu söylenilen sözün gücünden ya da çığır açıcılığından değil; bizatihi sözü söyleyenin ait olduğu kurumun meşruiyetinden kaynaklanır. Çünkü kimse bu kurum böyle bir söz beklemez. Türkiye'de yakın geçmişte bunun somut örneği; yıllarca bir anlamda devletin merkezinde olmuş Mehmet Ağar'ın "düz ovada siyaset" söylemidir. Bu sözü ya da mealindeki sözü Ağar'dan önce bir çok kişi söylemiştir ama hiç biri Ağar'ın söylemi kadar etkili olmamıştır. İşte AYM Raportörü Osman Can'ın mahkemenin anayasa değişiklik paketi için vereceği olası bir iptal kararı için önerdiği "yokluk" argümanın bu kadar tartışılmasını sağlayan önerinin bizatihi AYM Raportör olan birinden yani bizatihi kurumun içinden gelmiş olmasındadır. Ve bu tartışmanın AYM kararına etkisi olduğu da muhakkaktır. Yeni bir hayat kurmanın telaşında olan Can, bize zor gününde zaman ayırdı. Kendisi ile buluştuğumuz mekanda gözler onun üzerindeydi. Onların içinden orta yaşın üzerinde bir beyefendi yanımıza geldi ve; "Osman bey tanışmıyoruz ama elinizi sıkmak istiyorum. Çok sağolun" dedi ve gitti. Oturduğumuz kafede hesap istediğimizde arka masamızdakı kız arkadaşıyla oturan gencin bizim adımıza hesabı ödediğini öğrendik. Sahi mutluluk dediğiniz nedir ki? Benim için bu anlara şahit olmaktı mutluluk. Can için daha fazlası belki de. Osman Can ile AYM kararını, referandum sürecini konuştuk. Çok konuşulan istifası için tarih verdi: "1 Eylül'den itibaren artık yokum".

AYM'nin verdiği karar kimseyi memnun etmedi. Nasıl okumalıyız bu kararı?

AYM karar süreci çok ciddi bir siyaset bilimi ve çok ciddi bir siyaset sosyolojisi analizini gerektiren bir karar. Yaklaşık 80 yıllık bir geleneği okumak mümkün. Son dönemdeki kamuoyu baskısının ne kadar etkili olduğunu görmek mümkün. Eski güçlerin ne kadar direnç içerisinde olduğunu ama bu dirence rağmen ne kadar zayıfladıklarını da görmek mümkün. Bu kararda, bir yandan pozisyonu kaybetmemek ama öbür yanda gelişime karşı kaybetmemek arasında orta yol bulma çabalarını okumak mümkün. Bu açıdan tipik bir AYM kararı değil. Karar tamamen siyaset bilimi analizini gerektiriyor.

Karar hukuki mi?

Burada hukuk aramayacağız, hukuksal ölçütlere vurursak zaten baştan anayasanın açık hükümlerine aykırı olduğundan dolayı bu karar yoklukla maluldür.

AYM KARARI ANAYASAYA AÇIKÇA AYKIRIDIR

Peki bu kararla birlikte AYM bir içtihad yolu açmış oluyor mu?

Kesinlikle karar meşru bir karar değil ve meşru bir içtihat olmayacaktır. Çünkü anayasaya aykırı verilmiş bir karardır bu. Yasaya aykırı yargısal içtihat, Anayasaya aykırı Anayasa yargısal içtihatı olmaz. Aksi durumda Anayasanın değil, Mahkemede oturan 11 üyenin iradesinin üstünlüğü söz konusu olur ki, bu bizatihi Anayasanın ortadan kaldırılmış olduğunun resmidir.Anayasa MahkemesiAnayasal sınırlar içinde kalmak zorundadır. Siyasal kararlar siyaset kurumunun yetki alanına girer.

Peki ne anlama geliyor AYM'nin siyaset yapması?

AYM'nin siyaset yapması konusunda kafalar karışık elbette. AYM siyasal alanda yer alan bir organdır dediğimiz zaman; mahkeme siyaset yapmalı, dolayısıyla siyaset yapması doğaldır gibi bir şey ortaya çıkıyor. Burada birbirinden ayırmamız gereken iki nokta var. AYM anayasaya uygunluk denetimi yapar. Anayasanın maddeleri politik maddelerdir. Yani hukuk formata bürünmüş politikalardır. AYM'nin hukuk adına yapması gereken, bu siyasetin hukuksal çerçevesinin güvencesi olmaktır. Anayasanın hâkimi değil, yalnızca bekçisi olmaktır. Maalesef Türkiye'de AYM bu bekçilik sınırını aşıp siyaset yapıcılarının alanına giriyor ve kendini onlarla eşitlemeye çalışıyor. Kendini hakim kılıyor. Buna izin verilemez.

AYM VESAYETİNİ SÜRDÜRMEK İSTİYOR

Siyasi parti gibi mi?

Siyasetin alanı içerisine girdiği andan itibaren AYM siyasal bir aktöre dönüşür. AYM'nin Türkiye'deki pratiğine bakıldığı zaman Türkiye'de az önce tanımladığımız çerçevede hukukla siyaset arasındaki ilişki tamamen birbiriyle karışıktır. AYM, bütünüyle temel siyaset konusunda parlamentoya vesayet unsuru olarak karşı çıkmak, parlamentonun tercihlerini anayasanın derin ve yazılı olmayan ideolojik tercihleri ile uyumlu hale getirmek, gerekiyorsa parlamentoyu bu doğrultuda baskı altına almak işlevini yerine getiriyor. Mahkeme, bu son karar da dâhil olmak üzere bu işlevinden vazgeçmemiştir. Burada siyasetin yapması gereken AYM'ye hukuksal sınırlarını hatırlatmaktır.

HYSK Başkan Vekili Kadir Özbek'in açıklaması...

Sayın Özbek'in açıklamasını dinlediğimizde herhangi bir parti üyesi konuşmasından farklı değil. Oysa HSYK Başkan Vekili bir kamu erki kullanıyor. Ancak "yargıçlar şuna karşı, buna karşı mücadele edecektir" derken adeta yargıçlardan oluşan bir siyasi parti lideri gibi bir dil kullanıyor. Bu durum, Türkiye'de yargı kültürünün siyasal bir kültür olarak, sınıfsal bir yapı kültürü olarak biçimlendiğini ve bugüne kadar da hep bu refleksle hareket ettiğini bize gösteriyor. Yüksek yargıçlar sanki bir sınıf mücadelesi veriyorlar. Sanki bir işçi sınıfı bir de yüksek yargıçlar sınıfı varmış gibi politik mücadele gösteriyorlar. Ve savundukları mesleki yarar, toplumsal adalet beklentileri vs. değil, devletin ideolojik bekası. Bu tavır, bu kişilerin yargıç olmadıklarını aslında ideolojik birer misyoner olmaya çalıştıklarının tipik bir göstergesi.

ESASA GİRDİ AMA İPTAL EDEMEDİ

Belki üzerinde fazla durulmadı ama AYM'nin bu kararında esasa girilmesine rağmen paket iptal edilmemesi de çok önemli. Ne dersiniz?

Evet AYM, esasa girmiş ama reforma onay vermiştir. Bu çok önemli. Yani mahkeme, "esasa girdim esas itibariyle baktım bir tane teknik konuda, anayasanın değiştirilmez hükümleriyle hiçbir ilgisi olmayan bir noktada şunu şunu çizdim adeta senato olarak çalıştım" dedi. Politik sonuçları itibariyle bakıldığı zaman reform olduğu gibi duruyor. Mahkeme hiç beklenmedik bir şey yaparak reformun cumhuriyetin temel niteliklerine uyumlu olduğuna ilişkin bir karar verdi. Şu anda cumhuriyetin temel niteliklerine de AB'ye de uyumlu bir reform paketi var artık.

Yokluk hükmünde ısrarlı mısınız?

Bakın biz bu görüşü ortaya atarken politik pozisyon kazanmak için değil, hukuki bir argüman ileri sürdük. Bütün kurumlar ancak kaynağını anayasadan alan bir yetkiyi kullanabilirler. Kaynağını anayasadan alan bir yetki kullandıkları sürece onların verdikleri karar hukuki karar olur. Bir kurumun kaynağını anayasadan almayan bir yetkiyi kullanması ile ortaya çıkacak kararın hukuksal geçerliliği ise olamaz. Kamu hukukunda yetkisizlik esastır. İster AYM, ister hükümet olsun ister başka bir idari birim olsun anayasanın şekil şartlarına ağır bir ihlal, ağır bir yetki ve ağır bir fonksiyon gaspı gerçekleştirdikleri andan itibaren onların işlem ve kararları yok hükmündedir. Böyle bir karara geçerlik tanıyamazsınız. Bunu tescil edecek kurum ise parlamentodur, böyle bir kararın muhatabı kimse odur. AYM de anayasaya aykırı olarak esasa girip iptal kararı verdiği andan itibaren siz bu karara hukuki olarak var diyemezsiniz.

Hukuk sistemimiz 'yokluk hükmü' yabancı değil...

Evet. Yargıtay dâhi bazı mahkeme kararlarını yok sayabiliyor. Yani yok hükmünde sayılmanın Türkiye'de pratiği vardır. Danıştay pratiği vardır. AYM ağır bir anayasa ihlali gerçekleştirdiğinde yok hükmünde sayılmak da politik organların ona karşı dile getirmesi gereken bir önlemdir, bir imkândır. Çözümdür. Hukuk organları anayasayı ihlal ettiklerinde artık tepki göreceklerini bilmeliler. Bunu sadece mahkeme için söylemiyoruz. Bu hükümet için de böyledir, bütün devlet organları için de. Biz bu konuda ısrarcı olacağız.

İSTİFA DEĞİL AYRILIK TARİHİ: 1 EYLÜL

Sizin "yok sayma" önerinize, özgürlükçü hukukçular kaos olur diye karşı çıktılar. Neden?

AYM'nin kararı kaos yaratmıyor da, Meclis'in milletin iradesinin hukuksuz bir kararı yok sayması nasıl kaos yaratabilir? Ben gerçekten bunu anlamıyorum. Mahkeme yarın parlamentoyu feshettim, seçimlerin 20 yılda bir yapılmasına karar verdim, devletin siyasal yapısının faşizm olduğuna karar verdim derse ne diyeceksiniz, üstelik bu tür kararlar 550 kişilik parlamentolardan daha çok, 5 veya 10 kişilik kurullar tarafından alınabilir, çünkü halkın temsilcisi olan 550 kişiyi halka en fazla lazım olan özgürlük ve demokratik taleplerin ortadan kaldırılması konusunda uzlaştıramazsınız, ancak 5 kişiyi ya da 11 kişiyi rahatlıkla uzlaştırabilirsiniz. Mahkeme pratiklerine bakarsanız bunu rahatlıkla anlayabilirsiniz.

Ben hukuki bir argüman ortaya attım ve kimse buna hukuki olarak karşı bir tez ileri sürmedi. Bu hukukçular da teorik olarak beni desteklediler ancak kaos olur gerekçesi ile "matrix"e döndüler. Maalesef Türkiye'de liberal kanadın böyle bir problemi ortaya çıktı. Ama bu öneri şunu ortaya çıkardı, artık paradigma değiştirilmelidir. Ancak bunun için de somut adım atmak gerekiyor. Biz "birkaç cesur yargıç" bu paradigmanın değişmesi için ısrarını sürdürdük ve aslına bakarsanız bu ısrar Türkiye'de etkisini de gösterdi. Her şeye rağmen çok güçlü bir etki de gösterdi.

Sık konuşulan konu da istifanız. Tarihi nedir?

Eğitim öğrenim yılı başı itibariyle herhalde ben de AYM raportörlüğünden ayrılmış olacağım, istifa değil ayrılma. Tahmini Eylül başı gibi. Şimdi ben esas mesleğime akademisyenliğe döneceğim. Artık profesörlüğüm yaklaşıyor, öğretim üyesiyim ve üniversitede dönmek ve burada halkımıza hizmet çalışmaya devam edeceğim. 8 yıldır AYM'deyim ve bir üniversite öğretim üyesi için fazla. Öğrencilerimi özledim.

Peki siyaset...

Şimdilik yok ama gelecek ne getirir bilmiyorum. Şu an üniversiteye dönmeyi düşünüyorum.

BDP'NiN BOYKOTU FAiLi MEÇHULÜN 34 BiN'E ÇIKMASINA ONAYDIR

Gelelim referanduma. Üç tane cephe var. Evet, hayır ve boykotçular. Ne düşünüyorsunuz?

Bu tablo Türkiye'de safları biraz netleştiriyor. Türkiye'de siyaset yapma biçimleri hakkında insanlara fikir vermeye başlıyor. Siyasal partilerin hangi dinamiklerden beslendiğini hangi öncüllere göre hareket ettiğini bir şekilde topluma gösterecek önemi bir veri sunuyor gibi geliyor bana. Toplumsal siyaset mi yoksa farklı bir siyaset mi? Yani siyasetin yeni baştan Türk halkının gözünde siyasilerin yeniden tanımlanmasını ve konumlandırmasını imkân sağlayacak olan bir farklaşma bu.

CHP ve MHP'nin "hayır"ı ne anlama geliyor?

Hayırcı cephenin bu anayasa değişikliğini bir AK Parti meselesine indirgiyor olması tarihi bir yanlışlık. Bu AK Parti'nin seçimle ilgili bir paketi değil, anayasal bir değişiklik paketi. Paket Türkiye'nin yargı üzerinden demokratikleşmesini sağlıyor ve yargıyı ideolojik bir silah olmaktan çıkarıyor. Türkiye tarihinde ilk defa yapısal yönden de demokratikleşmeye doğru adım atmaya başlıyor. Her şeyden önce bu anayasaya paketine hayır demek, "12 Eylül Anayasası'nı savunuyorum" demektir. "12 Eylül'ü onaylıyorum, ona dokundurtmam" demektir. AK Parti'den ya da bu paketi yetersiz görenlerin daha farklı bir şey düşünmesi gerek. Bu paket içlerine sinmediği zaman evet demeyebilirler ama hayır diyemezler. Sandığa gidip boş kullanabilirler. Evet dememek için hayır dediğiniz andan itibaren siz12 Eylülanayasasına onay vermiş ve Türkiye'nin tarihi bir fırsatını heba etmiş olursunuz. Evet demiyorsanız hayır da demeyin. "Hayır"ın tarihi sorumluluğunu hiçbir şekilde üzerinden atamazsınız. Bu paket ilginç şekilde aslında kapatılmaktan çekinen, vesayetten şikayet eden, faili meçhul cinayetlerin kurbanı olan, ulusal iradenin baskı altında olduğunu düşünen tüm siyasal kesimlerin ortak iyiliğini sağlıyor. Aslına bakarsanız bu paketin zarar verdiği tek şey, darbe düzeni ve bunun ideolojik korumacılığı. Tüm partilerin bunu çok iyi düşünmesi gerekir. Basiretleri bağlanmamalı.

REFERANDUMU AK PARTİ MESELESİ DEĞİL

BDP'nin boykot kararı hakkın ne düşünüyorsunuz?

Ben hiçbir şekilde anlayamıyorum. Boykot kararı ile birlikte hayır pozisyonuna geçmekle birlikte 17 bin faili meçhulün 34 bine çıkmasına onay verdiklerini fark etmeleri gerekiyor. Anayasa paketi bir AK Parti sorunu değil. AK Parti ile sandıkta veya başka bir kulvarda hesaplaşsınlar. O, onların politik tercihleri. Ama yargıda demokratikleşmeye hayır demenin hiçbir şekilde izahı mümkün değildir. Çünkü kendi taleplerinin dinlenme ihtimali ortaya çıkıyor, buna sırfAKPkızgınlığıyla karşı çıkmak, işkenceye razı olmak demek. AİHM'nin saptadığı sayısız ihlalin devamına razı olmak demek, kendi halklarına dışkı yedirilmesine onay veren, Diyarbakır cezaevi yargılamalarının hesabının sorulmasına karşı olmak demek, tüm işkencecilerin yargı eliyle temize çıkarılmasından rahatsızlık duymamak demektir. 12 Eylül'e ve 27 Mayıs'a evet demektir bu. Boykotu ve "hayır"ı hiçbir surette anlayamam.

Referandumdan beklentiniz nedir?

Referandumda bu paketin iyi bir sonuçla evetle sonuçlanacağını. Muhtemelen yüzde 60 civarı. Türk halkı sağduyulu bir şekilde AK Parti ile referandum arasında bir ayrım yapmayı iyi bilir. AK Parti ile sorunu olanlar seçimde hesaplaşacaktır. Referandumla onun birbirinden farklı olduğunu Türk halkının çok iyi bildiğini düşünüyorum.

 

Bu haber toplam 1098 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri