Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yeni Osmanlılara Hazır Olun!

18.10.2009 01:07
İsrailli profesör Zeevi, Yediot Ahronottaki makalesinde, Arap ülkelerine yakınlanmaşta olan Türkiye için İsraillileri uyardı: Yeni Osmanlılara hazır olun!
Son günlerde görünürde birbirinden bağımsız iki olay meydana geldi; Türkiye Ermenistan arasında tam diplomatik ilişkiler kurulması ve Türkiye'nin İsrail'in katılımında gerçekleşecek uluslararası büyük bir hava tatbikatını iptal etmesi. Ancak eğer işe Ankara tarafından bakarsak bu iki olay arasında direk bir ilişki olduğunu ve ikisinin de aynı kaynaktan sebeplendiğini anlarız.

Son senelerde; Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidara gelmesinden bu yana Türkiye'nin stratejinde yeni bir sürece girilmiştir. Türkiye, Avrupa Birliği'ne girme arzusundan vazgeçmeden doğusunda ve güneyinde bulunan bölgede konumunu yeniden gözden geçirmek istedi. Bu yürüyüş kaynağını uzun vadeli iki tarihi sebepten almaktadır. Bunlardan ilki Arap ve İslam dünyası ile ilişkilerinin ısınmış olması, diğeri de Kafkas bölgesi ve doğusundaki Türkçe konuşan bölge ile bağların yenilenmesidir.

Türkiye bilindiği gibi nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkedir. Bizler Türkiye'nin Arapları desteklediği varsayımına meylediyoruz. Ancak Arapların Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı yönetimine ihanet etmesinden, özellikle de laik Mustafa Kemal Atatürk'ün iktidara gelmesinden sonra bakışlarını Modern Avrupa yönüne çeviren Türkiye ile Doğu arasında uzaklaşma meydana geldi.

Son yıllarda ise iki taraf arasında yeniden yakınlaşma görülmeye başlandı. Türkiye'nin Filistin mücadelesine gösterdiği sempatinin de bunda etkisi oldu. PKK'nın gizli lideri Abdullah Öcalan'ın Suriye tarafından Türkiye'ye teslim edilmesinin ardından iki ülke arasındaki buzların erimesi, daha sonra da şu anki hükümetin iktidara yükselişi bu süreci iyice hızlandırdı. Öyle ki bu hükümet kendisinden önce gelenlerden farklı bir şekilde İslam'la Türk demokrasisini entegre etmeye çalışmaktadır. Türkiye'ye Arap ve İslam dünyasına yakınlaşmasında en çok yardımcı olan ise ''dökme kurşun'' operasyonunda Türk halkının İsrail'e öfke püskürmesi oldu.

Bu ilerleyişin yanında Türkiye ayrıca son senelerde Kafkas ülkeleri ve doğusunda yer alan Türkçe konuşan halklarla ilişkilerini yeniden başlattı. Türkiye eskiden beri ve hala da oralarda nüfuzu olduğu düşüncesiyle Kafkas bölgesine özel bir ilgi göstermektedir. Türkçe konuşan halklarla –Azeriler, Özbekler, Tacikler ve diğerleri- ilişkisi genişletilmiş milli mefhumunun bir parçasıydı. Ancak bu ilişkiler Sovyetler Birliği'nin tüm bölgeye hakim olduğu Soğuk Savaş döneminde neredeyse tamamen kesildi. Demir perde düşünce ise ilişkiler yeniden gelişmeye başladı ve Türkiye bölgenin diplomatik ve iktisadi faaliyetlerinin merkez noktası haline geldi.

Tüm bu gelişmeler Türkiye'yi konumunu yeniden değerlendirmeye ve bölgesel büyük bir devlete dönüşme arzusuna itti. Orada yeni bir Osmanlı'dan ve Türkiye'nin, geçen yüzlerce sene boyunca yaptığı gibi bölgeye barışı getirmek için çabaların sürdürülmesi adına omuzlarına yüklediği görevden bahsediliyor. Bu bağlamda yeni dışişleri bakanı Davutoğlu, Türkiye'nin Avrupa, Orta Doğu ve Kafkaslarda merkezi odak ve buluşma noktası olacağı yeni, derin bir stratejinin kurulmasından bahsetti.
Bu stratejik plan, Türkiye'nin dış politikasında bazı değişiklikleri zorunlu kılmaktadır. Bunlardan biri de İsrail'le ilişkilerini aleni bir şekilde sürdürmemektir. Türkiye Ordusu bu önemli ilişkisinden muhakkak kolaylıkla vazgeçmeyecektir. Ancak Türk diplomatik planlamacılar içten ve dıştan gelen eleştirileri durdurmak için – Türk gazeteciler, TSK'nın Gazze'yi vurmasına hazırlık olarak İsrailli uçaklara alçak uçuşlu saldırı uygulaması eğitimi yaptırdığını iddia ettiklerinde halkın büyük tepkisini toplamıştı- orada iki ülke orduları arasında aleni etkinliklerin azaltılmasına ihtiyaç olduğunda karar kıldı. Böylece bedeli İsrail'le ilişkilerden taviz vermek bile olsa kendilerini İslam dünyasına daha tarafsızmış gibi sunmuş oldular.

Bu yeni bakış açısı onları ayrıca Ermenistan'la ilişkileri yeniden başlatmaya ve iki devlet arasında diplomatik ilişkiler kurulması için ittifak imzalamaya itti. Şunu hatırlamalıyız ki Türkiye, Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle yeni Ermenistan devletini tanımıştı. Ancak Ermenistan ve Azerbeycan arasında Dağlık Karabağ bölgesi üzerine anlaşmazlık yaşanınca Türkiye Azerbeycan'ı destekledi ve bu da Ermenistan'la ilişkilerin kopmasına neden oldu. Türkiye'nin dış sorumluları eğer Kafkaslar'da ve Hazar Denizi Bölgesi'nde merkezi bir rol oynamak istiyorlarsa eski kinleri aşmaları, Ermenistan'la ilişkilerini iyileştirmeleri ve daha dengeli bir konum sunmaları
gerektiğini anladı.

Bu nedenle Türkiye'nin bakış açısından bakılırsa bu iki eylemin, en büyük gayesi Türkiye'yi barış getiren bölgesel süper bir güç konumuna yerleştirmek olan stratejik adımın bir parçası olduğu açıklaması yapılabilir. Türkiye'nin İsrail'le ilişkisini geriletme adımı Arap ve İslam dünyasından ortaklarıyla ilişkilerini iyileştiyor. Ermenistan'la ilişkilerini geliştirmesi ise Türkiye'nin doğusunda bulunan ve Türkçe konuşan Müslüman kardeşlerine zarar veriyor. Ancak bu iki adımın gayesi de doğduğu mekanda kendi anlayışına, bundan önce de tarihi çarpıklığa uygun bir denge oluşturmaktır.

*Üniversitesi Ortadoğu Bölümü'nde öğretim görevlisi

timeturk.
Bu haber toplam 2636 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri