Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Pakistan iktidar mücadelesi

27 Ağustos 2008 / 09:57
Bir krizden çıkan Pakistan, yeni ve daha fırtınalı bir kriz aşamasına geçiyor.
25 Ağustos 2008 tarihinde Pakistan eski Başbakanı Navaz Şerif, liderliğini yaptığı Pakistan Müslüman Birliği-Navaz (PML-N) ile Pakistan Halk Partisi arasında Müşerref'in 2007 tarihinde görevden alınan Yargıtay üyesi 60 yargıcın yeniden görevlerine iade edilmesi konusunda çıkan anlaşmazlık nedeniyle mevcut koalisyondan çekilme kararı aldığını açıkladı. Şerif şunları söyledi: “Bu kararı, Koalisyon hükümetinde ortağımız olan Pakistan Halk Partisi Başkanı Ali Asıf Zerdari'nin yargıçların göreve iade edilme konusunda bize destek olması yönündeki umudumuzu kaybetmemizin ardından aldık. Koalisyondan desteğimizi çekmek ve parlamentoda muhalefete geçmek zorunda kaldık.”

Bu gelişmeler Pakistan siyasetini takip edenler açısından sürpriz olmadı. Çünkü koalisyon, başından beri çok sağlam değildi. Koalisyonun dinamiği olarak niteleyeceğimiz tek şey, Müşerref'i devirmekti. Ama bunun dışındaki konularda hep anlaşmazlık hâkim oldu. Tarihi olarak bilinmektedir ki Halk Partisi, Müslüman Birliği Partisi'nin geleneksel rakibidir. Ayrıca Navaz Şerif'in partisi PML, İslami eğilimlere, Taliban, dini cemaatler ve kabile liderleri ile güçlü ilişkilere sahiptir. Hâlbuki Halk Partisi, laik bir parti olup İslamcılara karşı tutumuyla tanınmaktadır.

Öyleyse yargıya itibarını iade etmek ve Pakistan'a krizin gelmesine neden olan Müşerref'in mirasıyla bağını bütünüyle kesmek Şerif'in en önemli önceliği olacaktır. Öte yandan Halk Partisi ise Taliban ve el-Kaide savaşçılarına karşı Amerika'yla olan ittifakı sürdürerek bu mirasın bir kısmını devam ettirmek istemekte. Burada başka bir ayak oyunu da var. Halk Partisi, başta yolsuzluk ve rüşvet olaylarında sert tavırlarıyla bilinen ve göreve tekrar getirildiği takdirde eski Başbakan Benazir Butto'yla Müşerref arasında 2007'nin sonlarında yolsuzlukların örtbas edilmesine ilişkin yapılan anlaşma dosyasını açacak Yüksek Mahkeme eski Başkanı İftikhar Chaudry olmak üzere, görevlerinden alınan yargıçların görevlerine iadelerini engellemeye çalışıyor. Bu anlaşmaya göre, kendisine ve kocası Zerdari'ye yöneltilen yolsuzluk suçlamalarından vazgeçilmesine karşın Başkanlık seçimlerinde Butto, Müşerref'i destekleyecekti.

Başkanlık Krizi

Görünüşe göre Navaz Şerif'in çekilmesi, sadece Zerdari'nin yargıçların görevlerine iade edilmesi konusunda verdiği sözü tutmaması nedeniyle gerçekleşmedi. Şerif, aynı zamanda Halk Partisi liderinin Başkanlık koltuğuna oturmasını istemediğinden de bu kararı almış bulunuyor. Onun bu konudaki kanaatlerini teyit eden şey, Halk Partisi'nin Müşerref'in çekilmesinin ardından derhal Zerdari'nin 6 Eylül'de yapılacak seçimlerde aday olduğunu açıklaması olmuştu.

Şerif, Zerdari'nin tıpkı Müşerref gibi parlamentonun ve hükümetin feshi gibi geniş yetkilerle donatılmış bir başkan olması durumunda, bunun ülkede demokrasinin temellerinin sarsılması, Halk Partisi'nin iktidarı bütünüyle tekeline alması ve bütün bunların sonucu olarak da yolsuzluk ve rüşvetin hâkim olduğu bir devlet anlayışının hükümferma olacağı anlamına geldiğini düşünüyor.

Bu konudaki şüphelerini birçok kez dile getiren Şerif'in, başkanın yetkilerinin kısıtlanmasını isteyen anayasal değişiklik talep etmesine rağmen Halk Partisi, bu talebi reddetmiş bulunuyor.

Aynı şekilde Şerif'in hükümetin başına dönme noktasında mücadele edeceğini düşünenler de var. Zerdari'nin başkanlığı elde etmesinin bu rüyaya son vereceği ve Halk Partisi'nin hem hükümette hem de başkanlıktaki iktidarını perçinleyeceği düşünülüyor. Bu nedenle Şerif, anayasal değişiklikler üzerinde ısrar ederken başkanın iktidar partisinden olmasına da güçlü bir şekilde karşı çıkıyor.

Müslüman Birliği Partisi'nden milletvekili seçilen Chaudry Ali Han, başkan adayının, Müşerref'in 9 yıllık başkanlığı boyunca hep izole kalmış küçük şehirlerden gelen bazı isimlerden olmasını istedi ve bu çerçevede, kabilelilerin yaşadığı bir bölge olan Belucistan'dan seçilen Ataullah Mingal'i önerdi.

Bu açıklamalar, Şerif'in başkanın herhangi bir partiye üye olmayan ve halk desteğinin bulunduğu bölgelerden olmasını istediğine bir kanıt olarak sunuluyor. Çünkü böylelikle Şerif, hükümetin başına geçme planlarını sağlama almayı düşünüyor.

Müşerref Sonrası Senaryolar

Navaz Şerif'in koalisyon hükümetinden çekilmesi, Halk Partisi'nin parlamentoda çoğunluğu oluşturması nedeniyle bunun erken seçimlerin yapılmasını sağlamayacağı ifade ediliyor. Ancak Şerif, Halk Partisi'nin kuracağı hükümetin Pakistan'ın Müşerref sonrası dönemde giderek kötüleşen yargıçlar ve başkanlık kriziyle ekonomi ve güvenlik konularında fiyasko yaşamasına bel bağlamış durumda.

Zerdari, başkanlığı kazansa bile bu, birçok nedenden dolayı işlerin uzun süre yolunda gideceği anlamına gelmiyor. Birincisi, Rabıta Partisi, muhalefet saflarına geçtikten sonra hükümetin işlerini baltalamaya çalışacak. Ayrıca ordunun da Zerdari'yi geçmişte yolsuzluk ve rüşvete adı karıştığı için sevmediğini hemen belirtmek lazım. Buna ek olarak Zerdari şimdiye kadar hiç seçimlere girmiş değil, ayrıca iktidar tecrübesine ihtiyaç duyuyor. Hükümetin işlerini Başbakan Yusuf Rıza Geylani yürütüyor. Ayrıca Zerdari, İslamcılar tarafından hiç de hoş karşılanan bir isim değil çünkü, Amerika'nın elinde bir kukla olarak görülüyor.

Öte yandan başka bazı uzmanlar, Zerdari'nin geniş bir nüfuza sahip olan Genelkurmay Başkanı Eşfak Kayani'nin başkanlığa aday olması durumunda son onda başkanlığa adaylıktan çekilebileceğini bildirdi.

Bazıları Halk Partisinin iktidarda başarılı olmaması durumunda askerin 1996 ve 1988 yıllarında olduğu gibi yeni bir darbe yapabileceğini düşünüyor. Ayrıca Müşerref dönemindeki yolsuzluklar dosyasının açılmaması karşılığında Zerdari ve Nevaz Şerif'in anlaşarak iktidarı bölüşmelerinin de ihtimaller arasında olduğu kaydediliyor.

Önümüzdeki birkaç gün içerisinde tablo daha da netleşene kadar, Pakistan siyasi tablosunun ortaya koyduğu birkaç gerçek var. En önemlisi ise ABD'nin Müşerref'e tıpkı İran Şahı'na davrandığı gibi davranarak krizlerle karşılaştığında onu yalnız bırakması. Bu durumda Pakistan'da Müşerref'in yerine geçmek isteyen herkes bundan ders çıkartacaktır.

Aynı şekilde Pakistan'da şu anda olan biten ulusal çıkarların çok uzağında. Bütün partiler iktidar pastasından pay kapmaya uğraşırken temel gıda maddelerinin fiyatlarının yükselmesi ve fakirlik nedeniyle iyice sefil duruma düşen vatandaşı kimse düşünmüyor. Birçok yerde elektrikler kesik, güvenlik sorunları giderek büyüyor, işsizlik oranları artıyor, Pakistan para birimi sürekli değer kaybediyor, enflasyon oranı %25'lere kadar çıkmış. Sonuç olarak Pakistan'da devlet başkanı kim olursa olsun, kabilelerin yaşadıkları bölgeye istikrar getirme konusu netameli bir konu olarak kalmaya devam edecek. ABD'nin ve müttefiklerinin düzenlediği operasyonlar nedeniyle binlerce sivil insanın hayatını kaybetmesi ve hiçbir kalkınma alametinin olmaması nedeniyle yöre halkı el-Kaide ve Taliban'a her zamankinden daha fazla sempati besliyor. Hatta Afganistan Talibanı'nın yanında bir Pakistan Talibanı dahi oluşmuş.

Amerikan Askeri Operasyonu

Tabii ki ABD bu tür bir duruma razı değil. Bu nedenle Pakistan'da yayınlanan gazetelerde sürekli olarak, ülkede kaosun devam etmesi durumunda Amerikan güçlerinin kabile bölgelerine, Taliban ve el-Kaide unsurlarını temizlemek amacıyla hava operasyonları düzenleyeceği ve nükleer silah kullanabileceği yönünde uyarılar bulunuyor.

New York Times gazetesi, Pakistan'da devam etmekte olan krizle ilgili olarak Amerikalı yetkililerin endişelerini içeren bir haber yayınladı. Washington, son dönemlerde ordu ve hükümete ciddi tehdit mektupları göndererek el-Kaide lideri Usame Bin Ladin'in yakalanması ve Taliban saldırılarının durdurulması konusunda Pakistanlı yetkililerin kendisine yardım etmesi gerektiğini ifade ediyor. Aksi takdirde Pakistan toprakları içerisinde operasyon yapacağını söylüyor.

Haberde Amerikan yönetiminin, Başkan yardımcısı Dick Cheney, Dışişleri Bakanı Condolezza Rice ve Milli Güvenlik danışmanlarından oluşan bir heyetle gizli bir toplantı düzenlediğini, bu toplantıda ordu ve CIA'nın el-Kaide ve Taliban saflarına operasyon düzenleme konusunun tartışıldığı bildirildi.

Herald Truibune Gazetesi, ABD'nin, ülkede İslamcıların iktidar olması durumunda Pakistan'ın nükleer tesislerini işgal ya da yıkmak için kırmızı alarma geçtiğini açıklamıştı. Buna göre Amerikan özel kuvvetleri yönetimden Pakistan'ın çeşitli yerlerinde dağınık olarak bulunan 60 kadar nükleer başlığı imha etme yönünde emir beklemekteydi.

Ve son olarak, Harvington Post gazetesinin yayınlanan bir analizde “Tehdidin Irak ya da İran'dan değil Pakistan'dan geleceği” çünkü 50 ile 100 arasında nükleer bombaya sahip bir ülkedeki siyasi istikrarsızlığın devam etmesi ve ülkenin tepesine İslamcıların geçmesi durumunda Pakistan'ın ABD için yeryüzünün en tehlikeli ülkesi olduğu belirtildi.

Analizde şu ifadeler kullanıldı: “Pakistan atom bombalarının güvende olduğu biliniyor ancak, ülkedeki istikrarsızlığın sürekli artması, ordunun bölünmesine, nükleer bombaları koruyan askeri birliklerin dağılmasına ve İslamcıların iktidara gelmesine sebep olabilir.”

Özet olarak, Pakistan, Irak ve Afganistan'ın tatmış olduğu acıları tadabilir. Bu nedenle, herkesin makul bir şekilde davranması, ülkeye ulusal çıkarların ve diyalog dilinin hâkim olmasını umut etmekten başka çare yok.

Bu haber toplam 608 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri