Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

PROF.R.Falk'Meşruiyet savaşını Filistinliler kazanıyor'

19.03.2009 19:03
İsrail'in Gazze'de savaş suçu işlediğini açıklayan BM İnsan Hakları Özel Raportörü Prof. Richard Falk, İsrail'i durdurabilmenin yolunu ve yaşanan olumlu gelişmeleri anlattı.
Profesör Richard Falk, işgal altındaki Filistin topraklarında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Özel Raportörü. Uluslararası hukuk alanında dünya çapında tanınan Falk, toplam 20 kitap yayınlamış yada yayın heyetinde yer almış bir isim. Profesör Falk son zamanlarda İsrail’in Gazze soykırımına odaklanmış durumda. Falk, İsrail’in eylemlerinin savaş suçu ve insanlığa karşı suç olduğunu açıklamıştı. Santa Barbara’nın, Profesör Falk ile California’daki evinde telefonla yaptığı röportajı sunuyoruz.

Sayın Falk; öncelikle neden İsrail’in savaş suçlusu ve insanlığa karşı suçlu olduğuna inandığınızı söyler misiniz?

Bu çok kapsamlı bir soru. Ben geçen yılın 27 Aralığında başlayan savaşın, meşru müdafaa dışında askeri güç kullanımını yasaklayan BM kanunlarına aykırı olduğunu düşünüyorum. Meşru müdafaa dışında güç kullanımı İkinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan Nürnberg duruşmaları sırasında en ciddi uluslararası suç olarak değerlendirilmişti.

Hiçbir şekilde legal olmayan bu saldırılar bir yana, nüfus oranı ortalamanın çok üzerinde olan bir bölgede, modern silahların kullanılmasının uluslararası yasalar çerçevesinde meşru olup olmadığı asıl tartışma konusu. Her ne kadar uluslararası mahkemelerin bu konuda net bir kararı olmasa da Gazze savaşının sonuçlarından sonra uluslararası toplumun sivil kayıpları önleme noktasında ne kadar yetersiz olduğu da ortaya çıktı.

Hayatını kaybeden ve yaralanan çoğu kadın ve çocuk bir çok Filistinlinin yaşadığı fiziksel kayıp bir yana bu saldırılar sonrası savaş alanına çevrilen Gazze’de bütün bir nüfusun yaşadığı zihinsel zarar daha yıkıcıdır. Bu sebeple bu bütün bir sivil nüfusa karşı yapılan bir savaştır. Bana göre en önemli asıl savaş suçu budur. Gazze’lilere iltica etme seçeneği bile verilmemiştir. Oldukça kalabalık nüfusa sahip olan Gazze halkı, bir savaş alanına kilitlenmiş ve çatışma içine atılmış, karadan denizden ve havadan bombardımana tutulmuştur.

Ve son olarak kullanılan taktik ve silah çeşitleri de ayrı bir problemdir. Bir çok şahit, görüntü ve kanıt sivillerden intikam almak amacıyla masum insanların sığındığı BM binaları da dahil bir çok yasak hedefin vurulduğunu açıkça gösteriyor. Fosfor bombaları ve kurbanları için hiçbir cerrahi ve tıbbi müdahaleyi mümkün kılmayacak derecede zararlı ve ölümcül yüksek patlayıcı özelliğine sahip DIME bombası dâhil birçok yasak bomba kullanıldı. Ve bütün bunlar askeri hedeflere değil, sivillere karşı kullanıldı. Bu açıdan savaş suçu ve BM kurallarını ihlal edecek birçok ayrı suç işlenmiştir.

Günümüzdeki jeopolitik gerçekleri göz önüne aldığımızda mevcut İsrailli liderlerin görünüşte ya da gerçekte bir barış getirebileceklerine inanıyor musunuz?

Ben bu noktada dünya siyasetine hâkim uluslararası toplumun İsrail’e veya sivil ve politik liderlerine legal anlamda baskı yapabilme kapasitelerinden şüphe ediyorum.

Ben BM’nin her ne kadar İsrail’e soruşturma açılacağını açıklasa da bu konuda bir şeyler yapabileceğine inanmıyorum. Sadece bazı belgeler yayınlayacaktır. Ama ben bu belgelerin ve raporların uygulaması konusunda hiç de iyimser değilim.

Bu alanda çeşitli olumlu gelişmeleri tetikleyecek iki alan var. Birincisi önde gelen 13 İsrailli politik ve askeri lider hakkında soruşturma açan İspanya ulusal mahkemesi. Bu en azından kovuşturmaların inanılırlık ve meşruiyet zemininin bir hükümet tarafından oluşturulmasını sağlar. Bu soruşturma sonuçlarının ne kadar uygulanabileceği şüpheli ama bazı İsrailli liderlerin İspanya’ya gitmelerini engeller ve seyahat planlarını değiştirmelerine sebep olur.

İkinci bir olasılık ise sivil toplum tarafından kurulan halk mahkemelerinin İsrail’i yargılaması ve mahkûm etmesidir. Bunun bir yaptırımı olmayacaktır ama çok ciddi bir sembolik ağırlığı olacaktır. Bu zaten İsrail ile ilişkisi ve alışverişi olan şirketleri boykot eden, kendi ülkelerini de İsrail’e yaptırım uygulamaya teşvik eden dünyadaki birçok insan hakları eylemcisini de etkileyecektir.

Bence bütün dünyada halkların Gazze saldırıları sırasında dayanışma içinde Filistin mücadelesine katkıda bulunmasını ve İsrail’in işlediği suçları gündeme getirmek için seferber olmasını küçümsememek gerekir. Bu sivil hareketlerin Güney Afrika’da bir gelgite sebep olduğu ve ırkçılık karşıtı hareketin zaferiyle sonuçlandığını unutmamalıyız. Bu silahların gücü ile kazanılmış bir zafer değildi benim tabirimle “ikinci tür” bir savaştı. Bu sivil eylemler ülke içinde başladı ve uluslar arası toplumun talepleri doğrultusunda Güney Afrika’nın anayasal ve siyasal sisteminin dönüştürülmesine sebep oldu.

Yaklaşık iki hafta önce dünya’da 40 değişik şehirde İsrail Irkçılık haftası olarak isimlendirilen çeşitli etkinlikler düzenlendi. Sizce “ırkçılık” kavramı İsrail ve Filistin’de meydana gelen çatışmayı tanımlamak için kullanılabilir mi? İsrail’in aynı zamanda ırkçılık yönünde de uluslar arası suçlu olduğunu düşünüyor musunuz?

Bence bu 40 şehirde düzenlenen etkinlikler de Filistinlilerin meşruiyet savaşını kazandıklarını gösteriyor. Bu 5 yıl hatta 1 yıl önce bile böyle değildi. Bu açıdan Filistinlilerin haklılığının tüm dünyada benimsenmesi oldukça sembolik ve bağımsız bir gelişmedir. Irkçılık tanımının kullanımına gelince; bu tabirin biraz harekete geçirici etkisi var ancak bazı olumsuz etkileri de olabilir. Bu açıdan bu tabiri kullanmanın taktik açısından yararlı olup olmadığını anlamak o kadar da kolay değil. Her bir durumun kendine has özellikleri var. Filistin konusuyla Güney Afrika’daki ırkçılık kurbanları arasında ciddi benzerlikler ve farklılıklar var. Askeri işgal kendine has çeşitli özellikler taşır ama bu işgal Batı Şeria’da yerleşim birimlerini genişletilmesi ve Gazze’nin tecrit edilmesini gözden kaçırmamıza neden olmamalıdır. Bir yerde işgal var diğer yerde ise ırkçılığa benzer bir başka uygulama.

Bu durumda ben, Filistinlilerin karşı karşıya oldukları durumun Güney Afrika'daki ırkçı çatışmalara benzetilmesini pekte uygun bulmuyorum. Çünkü ırkçılık konusuna yoğunlaşmanın Filistin halkının günlük olarak işgalin etkisiyle yaşadığı sıkıntıların gündemden düşmesine sebep olabilir.

Sizin de değindiğiniz gibi yerleşim birimleri meselesi ciddi bir problem. İşgal altındaki Batı Şeria’da hâlihazırda yarım milyon yerleşimci yaşıyor. Yerleşim birimleri sayısını ikiye katlama planlarına değinmeye bile gerek yok. Pratikte tamamen zıt ve olumsuz fiziki koşullar ve realiteler olmasına rağmen uluslar arası toplum hala iki devletli çözüm fikrinde ısrar ediyor. Bütün bunlar göz önüne alındığında adaletli bir çözüm yolunu destekleyenlerin çabaları hangi yönde olmalıdır?

İki devletli ya da tek devletli çözüm, ismi ne olursa olsun görünen bu iki yola da hangi yöntemlerle ulaşılacağı pek de açık değil. Eğer gerçekten gerçekleştirilirse yerleşim birimlerinin genişletilmesi planı iki devletli çözüm planlarının son bulması anlamına gelir.

Aynı şekilde pek çok insan hiçbir İsrail liderliğinin çok istekli olsa bile böyle bir yaklaşımı devreye sokacak kapasiteye ya da iradeye sahip olmadığını düşünüyor. Yerleşim birimlerinin bu denli genişletilmesi, uluslararası toplumun iradesini engellemesi bir yana İsrail’in yerleşim birimlerini genişletmeyi durduracağını kabul ettiği Ortadoğu Dörtlüsü barış sürecini de baltalıyor.

Bu açıdan eğer bu genişleme planı ABD ve Ortadoğu Dörtlü tarafından etkili bir muhalefetle engellenmezse bu çalışmanın Orta Doğu dörtlüsü barış inisiyatifini de sona erdireceğine inanıyorum.

Bu bazı değişik diplomatik çözüm arayışlarını kapsayan yeni bir dönemi başlatacak ve tek devletli çözüm odak haline gelecektir. Fakat tam burada Siyonist emellerinden vazgeçmeyen bir İsrail yönetimi ile tek devletli çözüm düşüncesinin mümkün olup olmadığını düşünmemiz gerekiyor. Bu da politik açıdan çok mümkün görünmüyor.

Hiçbir İsrail yönetimin politik süreçleri gereği Siyonizm’i reddetmesi düşünülemez. Siyonizm’i reddeden hiçbir liderin politik olarak hatta fiziksel olarak varlığını sürdürmesi düşünülemez.

BM özel raportörü olduğunuzdan beri İsrail’e girişiniz engellendi. Yeni İsrail hükümeti dönemin de İsrail’e girmek için tekrar girişimde bulunacak mısınız?

Tabii ki bütün olanakları değerlendireceğim. Batı Şeria ve Gazze’yi ziyaret etmek, buralardaki insanlar ve liderlerle görüşmek dâhil görevimin gerektirdiği her şeyi yapmak istiyorum. Yeni kurulacak hükümet döneminde benim kabul İsrail tarafından kabul edilmem noktasındaki İsrail politikasının değişeceği konusunda iyimser değilim, ama bütün gücümle görevimin en iyisini yapmaya çalışacağım.

Bu haber toplam 1020 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri