Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Saadet Liderinden Öneriler

19.02.2010 18:00
Saadet Lideri Prof. Kurtulmuş yargı krizini değerlendirdi.

Saadet Lideri Kurtulmuş, yargı krizini değerlendirdi ve 6 maddelik çıkış yolu gösterdi:

"Vesayetçi sistem değil millet egemenliği"

Saadet Partisi Genel Başkanı  Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, hükümet ile yüksek yargıda yaşanan krizin siyasal sistemdeki milletin kontrolü dışındaki bürokratik oligarşinin oluşturduğu yapısal bir sorunu ortaya çıkardığını belirterek, “Bu tür krizlerden kurtulmanın yolu, bütün oligarşik adacıkları milletin egemenliğine açmaktır” dedi. Yargı krizden çıkış için 6 maddelik bir teklif öneren Kurtulmuş, hükümete başta sivil Anayasa olmak üzere demokratikleşme adımlarını atma çağrısında bulundu.

Parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında yüksek yargı ile hükümet arasında yaşanan krizi değerlendiren Kurtulmuş, yüksek yargı organlarının ve hükümet üyelerinin yaptığı Anayasa ve yasaların şu maddesine göre ‘haklıdır, haksızdır’ tartışmasına girmeyeceğini açıklayarak,  “Esas tartışma hukuk metinlerinin algılanması ve yorumlanmasındaki değişikliklerden kaynaklanmadığı kanaatindeyiz. Esasında bu tartışma, Türkiye’deki siyasal sistemin kendi içerisindeki önemli tartışmalarından birisidir. Taşıdığı potansiyel itibariyle de, bu tartışma alevlendirilerek sürdürüleceğe benziyor” diye konuştu.

Yaşanan krizi hukuki metinler yerine siyasi boyutu üzerinden konuşmayı tercih ettiğini kaydeden Kurtulmuş, “Türkiye’deki siyasetin de bu noktaya odaklanması gerektiği kanaatindeyim” dedi.

İLGİNÇ ZAMANLAMA

Türkiye’nin her cumhurbaşkanlığı  seçimi öncesi bir takım kriz ve kaosların içine girdiğini hatırlatan Kurtulmuş, “2012’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi, Türkiye tarihinin en önemli cumhurbaşkanlığı seçimi olacaktır. Çünkü doğrudan milletin oylarıyla, cumhurbaşkanı belirlenecektir. Dolayısıyla bu cumhurbaşkanlığı seçimini halka yaptırmak istemeyen bazı çevrelerin, Türkiye’de siyasal gerginliği artırmak isteyeceğine dikkatinizi çekiyorum” dedi.

HSYK’nın kararıyla ilgili çok şey söylenebileceğini ifade eden Kurtulmuş, “Ama illa yargı ile ilgili bir şey söyleyecek isek, bunu maddeler üzerinden tartışmak yerine, söylenebilecek anahtar eleştiri, yargının siyasallaşmasıdır” dedi.

1960 ihtilalinden bu yana Türkiye’de yargının siyalaşmasının sürekli olarak tartışıldığını  ve buna ilişkin birçok örnek olduğunu hatırlatan Kurtulmuş, buna şu örnekleri gösterdi:

“ 1980 ihtilalinde, ihtilali yapıp Anayasa’yı ortadan kaldıran konsey üyeleri, Anayasa Mahkemesi  üyeleri tarafından ziyaret edilerek, yaptıkları işin neredeyse doğru olduğu ifade edilmiştir. Yine 28 Şubat sürecinde, yüksek yargı organı üyesi hakim ve savcılara, Genelkurmay Başkanlığında brifingler verildiği, tarafsız olması gereken hakim ve savcıların bir ihtilal gücü karşısında sıraya geçirildiği hafızlarda saklanmaktadır. 2007 yılında TBMM’de cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında, 367 sayısının gündeme getirilmesi ve orada Anayasa  Mahkemesi’nin almış olduğu karar yine milletin hafızasındadır. Anayasa Mahkemesi’nin özellikle 2007 seçiminden sonra 411 milletvekilinin oylarıyla gerçekleştirdiği Anayasa değişikliğini, sadece usulen değil esastan bozarak ortaya koymuş olduğu tavırla da, kendisini TBMM’nin üstünde senato konumuna getirmiştir. Geçtiğimiz günlerde yine Danıştay’ın vermiş olduğu kararlar, yargının nasıl siyasallaştığının örneğidir. En son HSYK’da yaşanan olay da, bütün bunların benzeri bir gelişmedir. ” 

HSYK’daki olayın, etkileri itibariyle daha derin bir takım sistematik problemlerin ortaya çıkacağının işaretçisi olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, HSYK’nın son aldığı  kararı yargının siyasallaşma sürecinin en somut örneği olduğunu dile getirdi.

“Burada, yasanın şu maddesine şu yanlış olmuştur, bu yanlış olmuştur tartışmasını; boşa vakit kaybetmekten ibaret görüyorum” diyen Kurtulmuş, “Bu tartışma, yargının siyasallaşmasını ortaya çıkardığı gibi, bundan daha çok köklü bir sorunu da daha ortaya çıkarmıştır. O  da Türkiye’deki siyasal sistemin yapısıdır, anatomisidir” dedi.

Siyasal sistemin bugünkü  krizde HSYK’nın hukuku yanlış yorumlamasından öte bir sorunla karşı karşıya bulunduğunun altını çizen Kurtulmuş,  “Bu da bizim bürokratik oligarşi dediğimiz, millete kapalı, millet tarafından seçilmeyen ve denetlenemeyen bir takım kurum ve kuruluşların, Türkiye’nin siyasal sistemine hakim ve etkin olma sorunudur” diye konuştu.

Kurtulmuş, esas meselenin bu vesayetçi sistemi değiştirecek ve sistemi milletin denetimine açacak iradenin ortaya konulması gerektiğine işaret etti.  

VESAYETÇİ SİSTEM

Vesayetçi sistem hakkında da bilgi veren Kurtulmuş, 1960 darbesiyle sistematize edilen ve daha sonraki bütün darbelerle bunun yasal zeminleri hazırlanıp rafine haline getirilen sistemde ‘millet egemenliğinin’ sadece sözden ibaret olduğunu vurguladı. Kurtulmuş, “Millet egemenliği, 1960 ihtilali ve diğer ihtillaler sürecinde, sadece TBMM’de yazan bir yazı olmaktan ibaret kalmış. Esas anlamda, millet egemenliği; asker-sivil vesayetçi düzeni içinde paylaşılır hale gelmiştir” diye konuştu.

Yasama görevi TBMM’nin olmasına rağmen bu yetkinin Anayasa Mahkemesi’nin kontrolü ve denetimi altında olmasını, vesayetçi sisteme örnek gösteren Kurtulmuş,  “Ve özellikle 2007’den sonra kendisini, 411 milletvekilinin yapmış olduğu değişikliğin iptalinin gerekçesi ile birlikte, aslında parlamentonun üstünde görev icra eden bir kurum haline getirmiştir. 1960 ihtilalinin de üzerinde bir yetkiyi kendisine ihdas etmiştir” dedi.

Yürütme yetkisinin çok başlı bir şekilde organlar tarafından paylaşıldığını ifade eden Kurtulmuş, şöyle konuştu:

“Bir kere askeri terfi ve tayinler YAŞ’ta, iç ve dış güvenliği tayin eden kararlar MGK’ya, yargı bürokrasine ilişkin bütün işlemler HSYK’ya, yüksek öğretimi ilgilendiren bütün konular YÖK’e, para politikasının tayin ve tespiti Merkez Bankasına, stratejik ekonomik sektörlerdeki planlama, düzenleme ve denetim ise bağımsız üst kurullara verilmiştir. Milletin egemenliği, bunun neresindedir?”

Millet adına yürütme yetkisi elinde bulunan Bakanlar Kurulu’nun aslında bunu yapamaz konumda olduğuna işaret eden Kurtulmuş, “Ayrıca Bakanlar Kurulu, kendi düzenlemeleri itibariyle Danıştay’ın kontrolü altındadır. Danıştay özellikle katsayı konusunda verdiği son kararla, aynen Anayasa Mahkemesi’nin atmış olduğu adımı atmıştır. Sadece şekil yönüyle değil muhteva yönünden de, atılan bir idari adımı yargılama ve değiştirme yetkisini almıştır” diye konuştu.

Vesayetçi sisteminin yargı  sisteminde krizle bir kez daha ortaya çıktığını hatırlatan Kurtulmuş, “Yargı yetkisi,  Türk milleti adına bağımsız mahkemelerindir. Genel kural budur. Ancak millet ile yargı arasındaki ilişki tamamen teoriktir. Milletin yargı sistemi üzerinde en ufak etkisi yoktur. Yargıtay ve Danıştay üyeleri, HSYK üyelerini seçmekte; HSYK da Yargıtay ve Danıştay üyelerini belirlemektedir. Millet bunun neresindedir?” diye konuştu.

Dolayısıyla millet adına bağımsız olan yargı sisteminin aslında bağımsızlığını  yitirdiğini söyleyen Kurtulmuş, bu anlamda bir yargı oligarşisi ortaya çıktığını vurguladı.  

PARALEL DEVLET OLGUSU

Bütün bunların yanında ayrıca Türkiye’de bir de paralel devlet olgusu bulunduğunu dile getiren Kurtulmuş, bürokratik oligarşinin önemli bir yanını da bu alanın teşkil ettiğini söyledi. Buna örnek olarak da askeri nitelikteki kurumları gösteren Kurtulmuş, “Askeriyenin yasama organı, MGK’dır. Yürütme organı, YAŞ’tır. Yargı birliğine aykırı bir şekilde, askerlerin tüm suçlarına bakan bir yargı sistemi ve bunun başında da Askeri Yargıtay bulunmaktadır. Bakanlar Kurulunca alınmış olsa bile askerlerle ilgili tüm idari işlemleri denetleyen Danıştay’a paralel olarak Yüksek Askeri İdari Mahkemesi vardır. bu paralel sistemin de milletin egemenliğine ve hukukun üstünlüğüne uygun bir yapısı bulunmamaktadır”diye konuştu. 

Türkiye’deki tartışmanın ana kaynağının vesayetçi sistem olduğunu kaydeden Kurtulmuş,  “Bunu çözmeye odaklanmayan bir siyasal iradeyi ortaya koymayan, siyasetin; Türkiye’deki bu sorunları kabuktaki bir takım tartışmalardan öteye taşımasının mümkün olmadığı kanaatindeyiz” diye konuştu.

Kurtulmuş, yüksek tansiyonda devam eden çatışmanın sona erdirilmesi ve demokratikleşmenin bir an önce sağlanması gerektiğine işaret ederek, “Gerçekten bir diyalog zeminin sağlanması için 6 adımın atılması gerekir. Eğer atılmazsa, Türkiye’de ciddi şekilde halka doğru inmekte olan bir kamplaşma ve kutuplaşma olacaktır. Ve Türkiye gerçekten, bu krizi fırsata dönüştürme fırsatını, yeni çağdaş bir Anayasa ile millet egemenliğini sağlama imkânını ileriki yıllara erteleme durumunda kalacaktır” dedi.  

6 MADDELİK  ÇÖZÜM ÖNERİSİ 

Saadet Lideri Numan Kurtulmuş, yargı krizinin çıkış nedenleri üzerindeki tespitlerinin ardından Hükümete ve TBMM’ye 6 maddelik bir çözüm önerisi sundu. İşte Kurtulmuş’un reçetesi:  

SİVİL ANAYASA İÇİN KURUCU MECLİS

1-Bu kriz, bir kaosa dönüşme potansiyeli taşımaktadır. Burada herkes dikkat etmelidir. Halkımızın bir tabiri vardır. En son güveneceğimiz yargıdır. Bu uygulama ile tuz kokmuştur. Çok ciddi bir şekilde Türkiye’nin yeni bir siyasal yapılanmaya ihtiyacı vardır. Bunun yolu da, yeni, çağdaş, katılımcı ve demokratik bir Anayasa yapmaktır. Bunun yegane yolu da milleti bu yeni Anayasa’yı yapma sürecine paydaş kılmaktır. Bunun için de, dar bölge tek milletvekilliği yöntemiyle millet tarafından seçilmiş bir Kurucu Meclis oluşturulmalıdır. Kurucu Meclis’in  tasarısı, millete götürülmelidir. Referandumda milletin onayına sunulmalıdır. Milletin bizatihi içinde olduğu yeni bir atılım ve reform süreci başlatılmak zorundadır. Bu yapılmadığı takdirde aslında hiçbir şey yapılmamış olacaktır. 

YARGI DEVLETİ  DEĞİL HUKUK DEVLETİ 

2-Acilen yargı reformu, gerçekleştirilmelidir. Bu yapılırken; bir yargı oligarşisi, bir yargı devleti değil; gerçekten hukuk devleti normları esas alınarak gerçekleştirilmelidir. Yargı, sivil-asker diye iki başlılıktan çıkarılmalı ve yargı sistemi millet denetimine açılmalıdır.  

DEVLET’DE BİLEK GÜREŞİ OLMAZ

3-Bugün yaşadığımız tartışma, kim kime hakim olacak tartışmasıdır. Kimse lafı başka tarafa çekmeden konuşsun. Yargı mı siyasete hakim olacak? Siyaset mi yargıyı kontrol edecek? Asker mi sivil siyaseti kontrol edecek? Tartışmanın bu şekilde devam ettirilmesi ikinci önemli yanlışı ortaya koyuyor. Devletin kurum ve kuruluşları arasında bilek güreşi olmaz. Birisinin diğerinin üzerine hakimiyet savaşı olmaz. Devletin bütün kurum ve kuruluşları, milletin denetimi ve emrinde olmalıdır. Böyle bir siyasal sistem kuruluncaya kadar Cumhurbaşkanını göreve çağırıyoruz. Yasama ve yargı arasındaki bu yüksek dozdaki kavganın sona erdirilmesi, Türkiye kurumlar arasındaki diyalogun kamuoyu önünde gerçekleştirilmesi, koordinasyonu ve eşgüdümü sağlaması için Sayın Cumhurbaşkanını, Anayasa’nın 104. Maddesi gereği görevini yapmaya davet ediyoruz. 

HÜKÜMET CESUR ADIMLAR ATMALI

4-Bazı çevrelerde; bu süreçte Adalet ve Kalkınma Partisi’ne açılacak yeni bir kapatma davasının altyapısının oluşturulduğu tartışmalarını görüyoruz. Bu asla kabul edilebilir bir husus değildir. Türkiye’de bunun önlenebilmesi için, mutlaka bu hukuki ve siyasal reformlar sürecinde hükümetin cesur adımlar atmasını ve parlamentoyu son güne kadar ciddi şekilde çalıştırmasını tavsiye ediyoruz. Bu anlamda sadece Anayasa değişikliği değil siyasi partiler yasası, seçim yasasındaki değişiklikleri gündeme getirerek, Türkiye’de siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırıldığı, seçim barajlarının kaldırıldığı yeni bir seçimin altyapısını hazırlamak da hükümetin boynunun borcudur.  

ÇÖZÜM TBMM’NİN İÇİNDEDİR

5- Türkiye’de çözümün ve millet adına karar vermenin tek adresi, her türlü eksikliklerine, üslup, esas, yöntem ve muhteva bakımından yanlışlıklarına rağmen; TBMM içinde olduğunu herkesin özümsemesi şarttır. Biz parlamento dışında bir partiyiz ve parlamento içindeki partilere tabiî ki köklü eleştirilerde bulunuyoruz. Ancak biz Saadet Partisi olarak yeni parlamento seçilip göreve başlayana kadar, bu parlamentonun millet adına karar almaya tek yetkili merci olduğu kanaatindeyiz. Onun için hiç kimse ‘Bu parlamento, Anayasa ve yasa değişikliği yapma yetkisi yitirmiştir’ gibi sözler söylememelidir. Sayın Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanının bu yöndeki açıklamalarını anlayamadığımı ifade etmek istiyorum.  

YA MÜSTEŞARI ALIN YADA MAĞDUR EDEBİYATINI BIRAKIN

6-Hükümet, sistemin niteliğinde millet adına demokratikleşmeyi gerektiren adımlarda yapıyormuş gibi davranıyor. Bu krizde de;  sanki hükümetten habersiz çıkmış, hükümetin bir payı yokmuş gibi davranma hakları olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü biliyoruz ki, Sayın Adalet Bakanlığı Müsteşarı bu toplantıya katılmıştır. Bu toplantıya katılması da, herhalde Sayın Başbakanın bilgisi dışında olmamıştır. Eğer Sayın Başbakanın bilgisi dışında bu toplantıya katılmış ve cumhuriyet savcılarının görevden alınmasını sağlamışsa, Sayın Başbakan’ın üzerine düşen siyasi sorumluluk, müsteşarını görevden almaktır. Yoksa televizyonların karşısına çıkıp, buradan bir siyasal polemik çıkarmak değildir. Ama Müsteşar, Sayın Başbakanın bilgisi dâhilinde katılmışsa, o zaman hükümetin kameraların karşısına geçip mağdur edebiyatı yapma hakkı yoktur. Sayın Başbakan ya müsteşarı görevden alın ya da mağdur edebiyatı yapmayın. 

Bu haber toplam 1182 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri