Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Saddam'ın Askerleri filmine 18 yaş sınırı!

Gani Rüzgar Şavata'nın Saddam'ın Askerleri filmine Bakanlık şoku! Bakanlıkça 18 Yaş sınırı getirilen filme en çok Cumhurbaşkanı sahip çıkar' diyen Şavat'a, Haber 7'ye içini döktü...
Gani Rüzgar Şavata, o Türk sinemanın en çok sansüre uğrayan isimlerinden bir tanesi... Yaptığı filmler çok konuşuldu, tartışıldı... Birçoğu yasaklara maruz kaldı. Ama o yılmadı... Mücadelesini her alanda yıllarca sürdürdü...

Dizilerde hergün ekranlara yansıyan şiddeti görmezden gelen, gösterime giren onlarca küfür, argo dolu filmleri yasaklamayan yetkililerin aldıkları bu karara isyan eden Şavata; bugüne kadar yasaklarla ilgili çok mücadeler verdiğini ve bu konuda da filmine getirilen 18 yaş sınırıyla da hem hukuki hem de sinemanın özgürlüğü adına mücadelesini sürdüreceğini söyledi...

Filmi konusunda 'bu bizim, bölgemizin gerçek öyküsüdür, soykırıma isyandır, Irak'tır, Filistin'dir, Afganistan'dır, Vietnam'dır' diyen Şavata; filmi konusunda çok iddialı... Şavata filmin galasında yoğun izdiham olduğunu ifade ederken; 'bu filme en çok Cumhurbaşkanı, Başbakan sahip çıkacaktır' dedi.

"Davos'ta çıkış yapıyoruz, dünyaya başkaldırıyoruz, Avrupa Birliği yolunda ilerliyoruz ama sansürcü zihniyeti bir türlü kurutlamıyoruz" diyen Şavata, "Film gerçekleri anlatıyor " diyor...

Şavata Antalya Film Festival’inde de işkence ve şiddet var diye ön jüri Atilla Dorsay’ın açıklamalarının filmi baltaladığını anlatırken; Şavata kararın altında imzası olan yıllarca Yılmaz Güney filmleri çekmiş Bakanlık'tan bir isim hakkındaki değişimi de böyle yorumluyor...


H. Göksel : Saddam'ın Askerleri filminiz Gala'nın hemen ardından 18 yaş sınırlaması getirildi... Bu sınırlamaya neden olan filmin işlediği konu bakımından nasıl bir mesaj içeriyordu? Kısacası filmin konusu ne idi?

G.R.Şavata- Saddam’ın askerleri, diğer ismi Bush’un askerleri, diğer ismi soykırımdır. Irak’ın işgali, Filistin’in işgali, Afganistan işgali veya derinine baktığımızda Vietnam’ın durumunu bile anlatan bir filmdir ve zaman zamanda 12 eylül döneminde cezaevlerinde yapılan Türkiye’deki işkenceleri de anlatır.

Türk-Kürt kardeşliğine değinen ve yüce din İslam’ı da en güzel şekilde yer edinen bir hikayenin gerçeğinin kesitlerinden yola çıkılmıştır. Ve biz 7 aylık çalışmamızı bitirdik, 2 yılda senaryo yazdık, doğal mekanlarda çektik, gerçek silahlarla çalıştık... Basında ve ulusal medyada tanıtımlar yapıldı. Pinema şirketiyle anlaşıldı ve bütün sinemalara girecekken -şu an 16 vilayette billboardlarımız asılı, İstanbul dahil-yasaklandı... 27 Şubat'ta vizyona girecek film 23 Şubat'ta yaptığımız galada bize Kültür Bakanlığı bir jest yaptı. Sinema telif hakları 18 yaş sınırı getirdi ve ister istemez sinemalar -sinemadaki seyircinin 15 ile 30 yaş arasında olduğunu düşünerek- geri durdular ve gösterimini gerçekleştirmek istemediler... Bizde filmi geri çektik ve Kültür Bakanlığını da dava edeceğiz... Dava 10 Nisan'da sonuçlanacak yeniden ve inşallah kazanacağız ve yeniden yasaksız vizyona girecek...

H.Göksel-Gerekçesi neydi Kültür Bakanlığı'nın?

G.R.Şavata -Gerekçesi 'gerçek şiddet ve işkence var'... Oysa televizyonda dünyasına baktığımızda her gün dizilerde hele maalesef çok izlenen dizilerde, gündüz ve akşam kuşağında oynayan dizilerde şiddet, işkence, kan, revan dolu... Diğer taraftan şu an sinemalarda gösterimde olan filmler Recep İvedik’ler, Gora’lar aşırı argo, kültürü yozlaştırıcı düşünceler, sözler, konular ve sıradan dijital kameralarla çekilen bu filmleri 7 yaş grubu bile izlerken maalesef biz dünyada insanlığına yapılan zulmü, gerçek olarak anlattığımızda sansüre takılıyoruz. Zaten yıllarca ben hep sansür yedim. Sansürle mücadele ettim ama yılmadım.

Devlet gereği mahkemelerde yargılandım ama yılmadım. Ve bu film bir haykırıştır, bu film bir duruştur ve bu film bugün Filistin’de öksüz kalan çocukların, dul kalan kadınların, Irak’ta tecavüze uğrayan kadınların sesidir... Bir kimliktir... Geçmişte Halepçe katliamını anlatan, Amerika ve işbirlikçilerinin Saddam döneminde, Saddam öncesinde ve Saddam’ı ortaya koyan ve Saddam’dan sonra Saddam’ı yok eden ve Irak’ı işgal eden bir zihniyetin ürünüdür...

Bu film hatırlarsanız Antalya Film Festival’inde de işkence ve şiddet var diye ön jüri Atilla Dorsay’ da bunu canlı yayında açıkça söylemişti. Onun için festivale almadık demişti. Ve zannedersem Kültür Bakanlığı da bu sinema telif haklarını incelemekte ve Atilla Dorsay’ın o sözleri basın medyada yer alması galiba bu sansürü gerçekleştirdi.

Çünkü, sinemanın bu eleştirmenleri bu Amerika’ya peşkeş çeken Amerikan lobisine Amerikan filmlerine sahip çıkan bu tür düşünceler bu tür beyinler zaman zaman basında, medyada büyük prim yapıyorlar ve bunların bu sözleri dikkate alınıyor.

Yani bizim filmimiz gerçekten bir insanlık dramıdır. Öyle ağır şiddet, işkenceler yoktur acılar vardır gerçekler vardır ve 1000 kişilik salona 5000 kişi dolmuştur,gala izdiham içinde geçmiştir. Yüzlerce basın ve binlerce insan ve siyasi partilerin genel başkanlarından tutunda sanatçı camiasına kadar salon hınca hınç doluydu ve ayakta izlediler ve film bitince 9’da başlayan film 11’de tekrar gösterilmek zorunda kaldı...

İnsanlar gözyaşlarına boğuldular. İnsanlar duygularını bizimle paylaştılar. "Biz geçmişi yaşadık. Filmde Irak’ı yaşadık, Afganistan’ı yaşadık, Filistin’i yaşadık, Türkiye’deki 12 Eylül dönemlerini yaşadık" dediler ama maalesef Atilla Dorsay’ın Antalya Film Festivali’nde ön jüride bir çıkış yapması filmi festivale koymaması, koydurtmaması ve bu sinema telif haklarını denetimine bu düşünceyle rapor vermesi, 18 yaş sınırını getirilmesinin belirtmesi resmen filme sansür olmuştur.

Filmi boykot ettirmiştir ve biz sanatçılar üzgünüz. Sinema sendikaları, sinema dernekleri, sinema yönetmenleri birliği tamamen bunun karşısındayız... Zaten yıllardır biz bu sansüre karşı dururuz ama maalesef halen duyarlı olan yetkili birim, yetkili kuruluş ve kültür bakanlığı, devletin birimleri seyirci kalmaktadır.

Ben bir sinema yönetmeni olarak bunu protesto ediyorum ve inanın hak yerini bulacaktır ve biz şuan filmimizi vizyondan çekmek durumunda kaldık. Reklam,tanıtım için cebimizden kuruşuna kadar harcadık film yaptık ve olan paramızla borçlandık reklam,tanıtım,basın,medya ile özdeşleştirdik,bütünleştirdik. Ama maalesef filmimize son bize nakavt ettiğimiz halde nakavt edildik ve 18 yaş sınırı getirildi. Filmimizi vizyondan çekmek zorunda kaldık.

H.Göksel: Peki filmin verdiği mesajın yasakla ilişkisi olabilir mi? 12 Eylül dediniz, Amerikan karşıtlığı dediniz...

G.R.Şavata-Hayır.. Tamamen asla. Çünkü film bir kimliktir, film bir gerçektir, film hakikattir, film İslam’dır, film insandır ve filmde asla düşürücü bir şey yoktur ama zaman zaman Amerika ve işbirlikçilerine mesaj gitmiştir. Bu da bizim hakkımız olsa gerek ancak filmde işte kan var, işkence var, gözyaşı var bunlar hayattan kesitlerinden gerçeklerdir bunlar, geçmişte yaşananlardır ama maalesef ne hikmetse diğer taraftan kültürü, yaşamı, tarihi ve dili, dini yozlaştıracaksın ve damganı vuracaksın hem televizyon dizi furyalarında hem televizyon filmlerinde hem de sinemada o tür filmler seyirci ile boşa iş yapacak ve Amerika’ya peşkeş çekecek ama böyle onurlu bir duruşu anlatan bir gerçeği anlatan film sansüre uğrayacak ve tarih tekerrür ediyor...

Biz filmimizin arkasındayız, biz bu filmi dünya festivaline götüreceğiz ve bu film Türk-İran-Irak ortak yapımıdır ve bu film artık Türkiye adına dünya festivallerinde yarışmayacak, Irak Kültür Bakanlığı adına dünya festivallerinde yarışacak. Biz bu filmimizi çektik ama 10 Nisan’da tekrar seyirci ile buluşturacağız çünkü 10 Nisana kadar dava açtık ve biz hakkımızı arayacağız. İnanıyorum hak yerini bulacaktır. Film 18 yaş kimliğinden kalkacaktır.

Filme ne kadar bütçe ayırdınız?

G.R.Şavata- Filme biz şuan 1 trilyon üzerinde bir para harcadık ve bir ona yaklaşıkta sinema kopyaları, tanıtım için yapılan 1-2 Trilyona yakın bir masraf var.

Yani gösterime girmeyen her saniye sizin için zarar?

G.R.Şavata- Tabi zarar ve bu zarar devam ediyor. Sanatçılarımız tepkili, sinemanın emekçileri tepkili ve biz sansürle yıllardır mücadele ettik. Ama maalesef Avrupa’ya gideceğiz diyoruz ve maalesef Davos’ta ayaklanma yapıyoruz ve maalesef filmimiz sınıfta kalıyor. Kültümüz sınıfta kalıyor ve maalesef damga yiyoruz ve bu damga Türk sinemasına bir kara lekedir. Yaşasın Türkiye Sineması!

Siyasi kimliğinizle alakası olabilir mi? Siz adaysınız aynı zamanda..

G.R.Şavata- Onunda düşüncesi bende var yani işin gerçeği o içimi belki okudunuz o da var ama ben adayım ve Esenyurtta’da kazanacağız. Bu bir halk dayanışması benim için parti önemli değil. Ben bir halk sanatçısıyım, sinema sanatçısıyım ve bütün partiler bana aynı mesafededir ama benim adresim olduğum partidir ve ben bu partiyle bir halk dayanışması yaptım. Zaten inanıyorum Esenyurt’ta Gani Rüzgar ŞAVATA rüzgarı estirdim. Tabi bunun da nedenleri var ama ne hikmetse Türkiye’de gerçekleri anlattığın zaman ceza yersin, işkence yersin, zulüm yersin ve Türkiye’de gerçek sanatçıların nerede yaşayıp nerede öldüklerini biliyoruz. Ama ben ülkemde ölmek istiyorum...

Bu kaçıncı sansürlenen filminizdi?

G.R.Şavata- Yedinci sansürlenen filmdi. Ama hepsini geçtim.

Gerekçeleri hep aynı mıydı? Şiddet, işkence..

G.R.Şavata- Aşağı yukarı.. Geçmişte hep kürt kimliği ile filmlerimde yargılandım. Devlet mahkemelerinde kendimi buldum. Ama hepsini başardım ve dünyada çok ödüller aldım... Türkiye’de çok ödüller alan ve çok tutan filmlerim halen, sansürleniyor... Bunları televizyonlar yayınlamıyor. Ama biz buna hoşgörüyle bakıyoruz bir gün güneşi balçıkla sıvamaya kalkarsalar sınıfta kalacaklardır,kalmışlardır ve bir gün bu günler geçecek ama bugün Saddam’ın Askerleri gerçekten dünyadaki acı manzarayı, insanlık dramını ortaya koyuyor.

Yani biz geceleri televizyon izliyoruz, akşam kuşağında izliyoruz o kadar yabancı filmler oynuyor ki Vietnam’ı anlatan, Afrika’yı anlatan, Afganistan’ı anlatan ve biz Rambo’larla özdeşleştik ve bugün haberlerimiz cinayetlerle dolu... Cinayetler adeta cinayet makineleri haline gelmiş insanlarca işleniyor. Kanla, revanla, maalesef..

Saddam’ın Askerleri bir kimlik gibi, bir gerçek gibi sansüre uğradı ve şu an halk filmi beklerken ne buldu... Ama bu halk sinemaları protesto edecektir. Amerikan işletmelerini protesto edecektir. Ama başta Kültür Bakanlığı'nı protesto edecektir. Çünkü bu sansür geçersizdir.

Yani elimden gelse ben sinema makinelerini bölgelere koyacağım, belediye sahnelerine koyacağım filmi halkla kavuşturacağım. Ne kadar yasaklarsalar yasaklasınlar ben bu filmi dvd-cd olarak gerekirse korsan furyasına sokarak halkla buluştururum. Yani yasakları delerim. Ben bu yasaklara karşı onurumla şerefimle halkın cesaretini sırtıma alarak yüreğimde hissederek mücadele ettim, bu yasakları deldim.

Bu olay ticari kaygıdan ziyade biraz daha fikir kaygısı düşünce kaygısı gibi.

G.R.Şavata- Tabiî ki fikir kaygısı var, düşünce kaygısı var, gerçekler var. Ama maalesef biz kime tellallık yapıyoruz kime tambura çalıyoruz... Ben halen buna bir anlam veremedim.

H.Göksel- Galadan sonra izleyici görüşlerini aldınız. Nasıldı geri dönüşler?

G.R.Şavata- Çok güzeldi ve izleyiciler inanır mısınız 650 kişilik salonlarda bir o kadarda o salonlarda ayakta beklediler ve tekrar 11’den sonra film bitti tekrar aynı salonda seanslar yapıldı ve insanlar gözyaşlarına boğuldular.

H.Göksel- Filmin süresi ne kadardı?

G.R.Şavata- Filmin süresi 101 dakika.

H.Göksel- Filmde ünlülere de yer verdiniz hangi isimler vardı?

G.R.Şavata- Mesela Tuğba Özay var, Yalçın Dümer var... Irak diyarlı sanatçılar vardı yani aslında bu filmde birçok kimlik var... Birde gerçekten bir sinema emeği ile yani birde teknolojinin var olduğunu bir dönem, teknoloji ile biz bu filmi çektik. Her şey gerçek yani tamamen arabalardan tutun, silahlardan tutun, mekanlardan tutun ve hatta makyajlardan tutun her şey gerçek. Biz mezbadan alıp hayvan kanı bile kullandık.

H.Göksel- Film yalnızca Türkiye'de mi gösterime girecek, mesela İran, Irak dediniz. Bu ülkelerde de gösterimi gerçekleştirilecek mi?

G.R.Şavata- Irak’ta Kürtçe, İran’da Farsça, Türkiye’de Türkçe. Yani 3 dilde çekildi. Avrupa’da altyazı İngilizce geçecek, Almanca geçecek, Fransızca geçecek ve bugün Avrupa sinemaları bu filmi bekliyor ama ben önce ülkemde bu filmin gösterilmesini istiyorum.

İşte şöyle bakın bir geçin bütün billboardlarda “Saddam’ın Askerleri”, basında medyada “Saddam’ın askerleri”, galası yapılan bir film Cumartesi 27 Şubatta sinemalara girecek ve filme sansür geliyor ve film durduruluyor ve filme 18 yaş sınırı getiriliyor. Bu gerçekten bir adaletsizliktir. Gerçekten bir hürriyetin kısıtlanmasıdır. Yani biz hürriyet istiyoruz, hak istiyoruz. Biz sansüre karşı halkımızın dayanışmasıyla artık bu düşüncelerinde gerçekleri görmesinden yanayız.

H.Göksel- Bakanla görüşmeyi denediniz mi hiç?

G.R.Şavata- Bakanla görüşeceğim ama inanıyorum Bakan bu filmi izlese -ki biz bu filmin Ankara’da galasını da yapacağız- bu yasakçılara cevabını verecektir. Çünkü bu filmde inanın Kültür Bakanı da, Başbakan da bu filmi takdir edecektir... Cumhurbaşkanı bu filmi takdir edecektir... İnanın bu filme uygulanan bu sansürün hatalı olduğuna en başta Kültür Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı sahip çıkacaktır. Çünkü bu film gerçektir. Bu film bu ülke, Afganistan’da, Filistin’de, Irak’taki zulümdür.

Türkiye’de geçmişte 12 Eylül’lerde yaşanan işkencelerdir, acılardır. Yani bu film gerçektir. Bu film Hiroşima’dan tutun da bu ülke insanlık durumunun acı manzarasıdır. Yani inanın bu filme ilk başta Cumhurbaşkanı sahip çıkacaktır ve inanın herkes bu filme sahip çıkacaktır... Bu film diğer tarafta İslam’ı anlatır ve bu film İslam’a karşı olan kötü düşüncelere karşı bir duruştur. Bu filmi izleyin, bu filmi izlettirin. Basın medya izleyenler var. Yani bunu ben ilk kez burada sizin huzurunuzda basın medyada paylaşmak istedim. Sizlerden çıkacak sonuçta; basın hür.. Basın meydanında bu filme sahip çıkacağına inanıyorum ve bu film Türkiye’de ya sinemanın var olacağını ya da yok olacağını anlatmaktadır.

Kaynak:
Bu haber toplam 8418 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri