Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Safa Mürsel : 'Toplum tuzağa düşmedi'

16.01.2010 17:25
'Demokratik açılım sürecinde öyle şeyler yaşandı ki; toplumu tuzağa düşürmeye çalıştılar. Ama istedikleri olmadı.' diyen Av. Safa Mürsel, Moralhaber.Net'e önemli açıklamalar yaptı.

 

Dursun Kabaktepe'nin röportajı   

Av. Safa Mürsel:
'Proplemi sadece Kürt sorunu olarak ele aldığınız zaman fotoğrafın tamamını göremezsiniz. Sorun, Türkiye’nin  lokal bir  krizi olmanın ötesinde, çok yönlü toplumsal boyutlara sahiptir.'
‘Uzun yıllar boyunca bir yanda terörist tazyiki, diğer yanda olağanüstü yönetim şartları bölge insanını canından bezdirmiştir.  Açılım başarılı olamazsa, alternatif çözüm yine çatışma ve şiddettir.’
‘Yakın zamana kadar 'Kürt Sorunu' kavramını kullananların bile  ceza mahkemelerinde yargılanıp hüküm giydiği bir ülkede, konunun her zeminde   özgürce konuşulabilir hale gelmesi,  küçümsenmeyecek bir gelişim ve  zihni değişim göstergesidir.’
‘Muhalefetin  sert ve ağır  eleştirilerine karşı , hükümetin aynı  dozda karşılık vermesi, bu konu bağlamında yanlıştır. Konuyu, barış ve kardeşlik içinde birlikte yaşama projesi olarak  takdim eden bir hükümet, söz ve eylem alanında, bu kavramlara uygun  empatik bir üslup benimseyebilmelidir.’

NEDEN  SAFA MÜRSEL?

Demokratik açılım süreci Türkiye’nin gündemini o kadar meşgul etti ki hala tartışmaları sürüyor. Hükümet kardeşlik projesi ismini kullansa da medya Kürt açılımı, muhalefet ise ihanet projesi söylemini ön plana çıkardı. Türkiye’nin kronikleşmiş bir problemi olan ‘Demokratik açılım’ insan hak ve özgürlüklerinin ön plana çıkması gereken bir proje olmasına rağmen çok farklı yönlere çekildi. Siyasi araneda bir hesaplaşma malzemesi olarak kullanılmaya başlandı. Yüz yıllık geçmişi olan bu sorun tartışılırken en çok isminden bahsedilen kişi de  Bediüzzaman Said Nursi oldu. Birçok aydın Bediüzzaman’ın Kürt meselesi üzerindeki görüşlerini referans alarak çözüm konusunda öneriler sundu. Bizde Türkiye’nin kanıyan bir yarası olan Kürt sorununu “Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi” isimli kitabın yazarı Av. Safa Mürsel ile konuştuk. Mürsel,  demokratik açılım sürecinde yaşanan sorunları, hükümetin tutumunu, muhalefetin aldığı tavrı ve bundan yüzyıl önce Bediüzzaman Said Nursi’nin bu konu üzerindeki görüşlerini Moralhaber.Net’e anlattı.

Fotoğraf: Eray Hacıosmanoğlu

KÜRT SORUNUNUN TOPLUMSAL BOYUTLARI VAR
-Hükümet, bir süre önce ülkenin kronikleşmiş Kürt sorununu çözmek için “açılım süreci”ni gündeme getirdi. Sizce bu sorun uzun yıllar niçin çözülemedi ?
Açılım adı altında konuştuğumuz ve tartıştığımız sorunların kökleri oldukça derindir. Türkiye bu sorunların bir kısmını   Osmanlı döneminden devralmıştır.  Konunun Kürt sorununa indirgenmesi  olayın sadece bir boyutudur.  Proplemi sadece Kürt sorunu olarak ele aldığınız zaman  fotoğrafın tamamını göremezsiniz. Sorun, Türkiye’nin  lokal bir  krizi olmanın ötesinde, çok yönlü toplumsal boyutlara sahiptir.  Bu çerçeveden bakıldığında,  haklar ve özgürlükler,  devlet toplum ilişkileri, sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik sorunların,  kamuoyu önünde bütün boyutlarıyla  masaya yatırılması gerekmektedir. Kürt Sorunu da bunun  içinde yerini bulacaktır.

-Sorunun ülke gündemindeki yeri ne olmalıydı?
Kürt sorunu,  çözüm için siyasi ve sosyal boyutlarıyla ülke gündeminde  öncelikli bir yere sahip olması gereken bir sorun idi.

-Açıklar mısınız?
Çünkü bu sorun, zaman içinde artan bir dozda toplum güvenliğini  tehdit  eden boyutlar kazandı. Halen de bu özelliğini korumaktadır. Ne var ki, soruna, ısrarla  güvenlik ve şiddet temelinde yaklaşılmış ve şiddete karşı şiddet yöntemi izlenmiştir. Bu yöntem, kanıksanmış bir mücadele yöntemi olarak kesintisiz sürdürülegelmiştir. Otuz yılda kırk bin cana mal olan bu sorunun, elbette çözüm arayışlarında bir önceliğe sahip olması gerekir. Terörün sıcak tehdidini içinde barındıran bu konu çözüldüğünde, Türkiye, elini ayağını bağlayan  önemli bir  prangadan kurtulmuş olacaktır.

-Nerede yanlışlar yapıldı?
Türkiye bu konuyu, terörün yaşandığı dönemlerinde yok saymış ve hatta inkar etmiştir. Ciddi tedbirlerin konusu yapmamıştır. Kürt sorununun terörist boyut kazanması üzerine, yöntem olarak benimsenen güvenlik ve çatışma odaklı ideolojik yaklaşım, sağlıklı çözüm zannedilmiştir. Sorun, uzun yıllar güvenlik sorunu olarak gündemde kalmıştır. Toplum, terörün tepesine balyoz gibi inildiği zaman, problemin kökünden çözüleceği beklentisine sokulmuş, buna inandırılmak istenmiştir. Etnik teröre, iç ve bilhassa dış konjonktürün sağladığı destek  yeterince hesaba katılmamıştır. Diğer taraftan devlete yönelik böyle bir tehdidin mevcudiyeti,  ideolojik ve  vesayetçi yönetimi sürdürmenin meşruiyet aracı yapıldığı için toplumdan, “düşük yoğunluklu bu savaş”a katlanması  adeta  istenmiş ve beklenmiştir.

-Peki, güvenlik birimleri  içinde neler oldu?
Güvenlik birimlerine sızmış, demokrasi dışı bazı odakların, halkı kendilerine muhtaç kılmak için etnik terörü  kullandıkları yolundaki yaklaşımın gerçeklik payı taşıdığını düşünenler giderek artmaktadır. Ergenekon sürecindeki bazı bulgular,  bu yöndeki kaygıların  gerçek payı taşıdığı inancını güçlendirmektedir. Terörle iç içe yaşama  realitemiz, yanlış bir yöntemden ziyade, birilerinin  bilinçli bir  tertibi olarak  okunmaya açık zaaflar taşımaktadır. Öncelikle bu gerçeğin görülmesi ve kabulü, gerçekçi bir çözüm sürecinin başlangıcı olacaktır. Bu sebepledir ki, barışçı yöntemi öngören açılım sürecinin başarısı, ayrı bir önem kazanmış bulunıyor.
   
DEMOKRATİK AÇILIM SABOTE EDİLMEK İSTENDİ   
-Açılım sürecinin yol haritası olarak  benimsendiği dönemde Mahmur Kampı’nın boşaltılması ve  Kasım 2009’da oradan gelen PKK’lıların törenlerle karşılanması, buna ek olarak yeni şehit haberlerinin gelmesi, ardından DTP’nin kapatılması ve sokak gösterilerinin başlaması gibi hoş olmayan olaylar  yaşandı. Bunlar süreci nasıl etkiledi?

Kasım ve Aralık 2009 içinde yaşanan bazı mevzii gerilimlerin, açılımı sabote amaçlı olduğu görülmüştür. Toplum sağduyusu da bu gerçeği kısa sürede farketmiştir. Bugün toplum genelinde etnik kaynaklı  terörün çözüm olmadığı ve olamayacağı, artık ortak aklın azami müşterek değeri haline gelmiştir. Her çevrede barışçı bir çözüm iradesi ve beklentisi oluşmuştur. Çözüme inanmayanlar, çözümden yana olan ortak aklın karşısına çıkmak mecaline sahip değildir. Sessiz çoğunluk, hukuk içinde geliştirilecek çözümden yanadır. Siyasi iradenin barışçı çözüm çabalarında  kararlı olması gerekiyor. Zira, siyasi iradenin kararlılığı  çözüm umudunu arttıracak önemli bir etkendir. Değişik kurumlarca gerçekleştirilen kamuoyu  yoklamaları buna ihtiyaç olduğunu gösteriyor. 

PROVOKASYONLAR TOPLUMUN UMUDUNU KIRAMADI    
  Bir kısım teröristin sınırda teslim oluşu sırasında yaşanan gereksiz taşkınlık ile süreci  sabote etmeye yönelik bazı provokasyonlar, toplumdaki çözüm beklenti ve umutlarını kırmada başarılı olamamıştır. Aksine, tahrik amaçlı her  tertip , kitleleri terör odaklarından koparıyor. Hatta tahrikçi ve uzlaşmaz  tutumlar, barışçı çözüm çabalarını daha da cesaretlendiriyor. Doğu ve Güneydoğuda yaşayan vatandaş ve   kardeşlerimizin, barışçı çözüm çabalarına herkesten ziyade ihtiyacı var. Çünkü, iki taraflı bir güvenlik cenderesinin kıskacında daha fazla yaşayamayı seçemezler. Uzun yıllar boyunca bir yanda terörist tazyiki, diğer yanda olağanüstü yönetim şartları bölge insanını canından bezdirmiştir. Açılım bu açıdan başarı olmak zorundadır. Açılım başarılı olamazsa, alternatif çözüm çatışma ve şiddettir. Şehit cenazelerinin gelmeye devam etmesi demektir. Çatışmacı bir ortam, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı başta olmak üzere terörün sağladığı ranttan beslenenlerin dışında  kimsenin tercihi olamaz. Açılım çabaları ne kadar saptırılmaya ve sabote edilmeye çalışılırsa çalışılsın, başlatılan süreç devam etmelidir.

 -Açılım süreci başladığında nasıl algılandı?
Zihinlerde bir belirsizlik vardı. Bu ise,   büyük bir risk teşkil ediyordu. Açılımdan beklenen sonucun toplumsal dayanışma ve bütünleşme olduğu anlaşıldıkça riskli dönem geride kalmaktadır. Bu noktadaki zorluklar ve psikolojik tedirginlik önemli ölçüde aşılmak üzeredir. Çatışmanın devamından yana olanlar, çözüm ümidini kırmak için her fırsatta, süreci baltalayacak, kitleleri çatıştıracak provokatif  çılgınlıklar yapmaya çalıştılar. Fakat başarılı oldukları söylenemez.   Toplum sağduyusu, bu güne kadar    tuzağa düşmemiştir.  Süreci sabote çabaları mevzii ve münferit kalmıştır. Bundan sonra aynı dikkat ve hassasiyetin korunması halinde, açılımın önü daha da açılacaktır.

-Sizce  demokratik açılım konusunda AK Parti’nin süreci yönetimi başarılı mıydı? Bu konuda hataları oldu mu?
Açılım konusu hükümet çevrelerince  ilk defa ortaya atıldığı zaman, ne yapılmak istendiği çok net ortaya konulmadı. Açılımdan ne kastedildiği yeterince açık  değildi. Hatta açılımı isimlendirmede bile bir netlik yoktu. İlk anda “Kürt sorunu” olarak tanıtılan açılımın adı, biraz daha genel çerçeveye alındı ve ”demokratik açılım”a dönüştü. Fakat Kürt  sorununun ülkenin demokratikleşme sürecindeki sorunlara göre  öncelikli  olduğu ifade edildi.  Tartışmalar ilerledikçe, barış, kardeşlik ve bir arada yaşama gibi kavramlar da sorunun adını koymada kullanılan değerler olarak takdim edildi.  Açılım karşıtı çevrelerin, hükümete yönelik  sert ve hatta vatan hainliğine varan eleştirileri de eklenince, kamuoyunda  bir belirsizlik ve tereddüt oluştuğu inkar edilemez. Çerçevesi önceden belirlenmiş bir proje, hükümetçe  ana hatlarıyla da olsa  ortaya konulmadığı için ilk anlarda bir tedirginlik yaşanmıştır.

-Hükümet süreci yönetme konusunda çok eleştirildi. Sizce hükümet ne yaptığını biliyor muydu?
 Bence hükümet,  açılım konusunda neler  yapılması gerektiğinin  farkındaydı ve halen de farkında olduğunu  düşünüyorum. Aksi takdirde ezbere yola çıktığı söylenebilir ki, bu mümkün değildir.

TEMEL ZORLUK ANAYASAL DÜZENLEME
-Neden zorluk yaşandı?
Konu ile ilgili temel zorluk,  Anayasal seviyedeki  düzenleme  ihtiyacıdır. Bunu gerçekleştirmenin garantisi olmadığı için hem  telaffuz, hem de teşebbüs  edilmediğini düşünüyorum. Sorunun güvenlik boyutundan çıkarılarak, Anayasal çapta siyasi ve sosyal haklar zeminine taşınması gerekiyor. Bu konuda icrai ve somut  bir irade ortaya koymaya ihtiyaç vardır. Ama şu ana kadar bu yönde kayda değer bir iş yapılmamıştır. Daha işin başında net bir yol haritası ön görülmemesi, hükümetin, biraz da, “göç yolda düzülür” anlayışında olduğunu akla getiriyor.  Bu yüzden daha ilk günlerden itibaren “Açılıma taraftar olanlar - karşı olanlar” saflaşması oluşmuştur. Bilgi kirliliği ortadan kalktıkça ve iyi niyetle bazı somut adımlar atıldıkça, kamuoyu, ağırlığını açılımdan yana koymaya devam edecektir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgesinin,  hatırı sayılır kitle desteğine sahip sivil toplum kuruluşları ile muhalefet  çevrelerinin hatırı sayılır entelektüel   bir kesimi, açılıma sıcak bakıyor ve sahiplenilmesini isteyen bir tutum sergiliyor.

-Peki, bu Kürt sorunu başlıklı tartışmanın geçmişi nasıldır?
 Bu noktada şu değerlendirmeyi yapmanın gereğine ve zaruretine inanıyorum: Özellikle Cumhuriyet döneminde Kürt sorunu hakkında  çalışmalar yapıldığı  ve bazı raporlar düzenlendiği biliniyor. Sorunun çözümü için bugün yapılması  gerekli görülen bazı düzenlemelerin o çalışmalarda da yer aldığı bir gerçektir. Yakın zamana kadar “Kürt Sorunu” kavramını kullananların bile  ceza mahkemelerinde yargılanıp hüküm giydiği bir ülkede, konunun her zeminde   özgürce konuşulabilir hale gelmesi,  küçümsenmeyecek bir gelişim ve  zihni değişim göstergesidir.

KAVGACI ÜSLUP KİMSEYİ SEVİMLİ YAPMAZ
-O zaman bu açılım sürecinde neden kutuplaşma yaşandı?
 Hükümet ve partisi ve diğer muhalefet partileri başta olmak üzere herkes, bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek anlayışında  olmalıdır.  Bu konu milli bir meseledir. Herkesin sorunu çözmeye odaklanması beklenir. Hükümete ise, daha farklı bir sorumluluk düşüyor. Muhalefetin  sert ve ağır  eleştirilerine karşı , hükümetin aynı  dozda karşılık vermesi, bu konu bağlamında yanlıştır. Konuyu, barış ve kardeşlik içinde birlikte yaşama projesi olarak  takdim eden bir hükümet, söz ve eylem alanında, bu kavramlara uygun  empatik bir üslup benimseyebilmelidir.Kavgacı üslup kimseyi sevimli yapmıyor. Gerçi proje koordinatörü  sayın Bakan bu noktaya oldukça dikkat ediyor. Projeden yana  olan herkes aynı özeni gösterebilmelidir. Projenin başarısı,  bu konuda gösterilecek özenle yakından ilgilidir. Kaldı ki, eleştiriye tahammüllü, empatik ve kucaklayıcı bir üslubun, projeye olan toplumsal desteği geometrik olarak arttıracağı, duygusal ve temelsiz dirençleri kıracağı açıktır.

RÖPORTAJIN DEVAMI: PAZARTESİ GÜNÜ

Bediüzzaman Said Nursi bundan yüzyıl önce Kürt sorununu nasıl tanımladı?
Kutuplaşmalar yaşandığında ilk tepkisi ne oldu?
Bediüzzaman'ın Kürtçülük, Türkçülük ve etnik yaklaşımlara karşı tavrı ne idi?
Bediüzzaman ve II. Abdülhamid arasında nasıl bir diyalog geçti?
Doğu hakkındaki düşünceleri nelerdi?

MORALHABER.NET

 


 

Bu haber toplam 4052 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri