Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Son 12 yıla ışık tutan KİTAP

20 Ocak 2009 / 15:47
Tuncay Güney’in Ergenekon’un A takımı dediği bir dönemin kudretli komutanları siyaset satrancının nasıl baş aktörleri oldu?
Siyasetin tıkandığı ya da yön bulamadığı dönemlerde ordu içindeki gruplar kendi yöntemlerini uygulamaya koydu. Amaç siyasileri kendi hallerine bırakmamak ve geçmişteki müdahalelerle ele geçirilen gücü kaybetmemekti.

Gazeteci yazar Şamil Tayyar, Ergenekon Terör Örgütü davası münasebetiyle geçmişin yeniden sorgulandığı şu günlerde 28 Şubat’tan 27 Nisan’a uzanan son 12 yılda Ankara satrancındaki derin hamleleri ve ilginç anekdotlarla kaleme aldı.

Operasyon Ergenekon ve Gölge İktidar kitaplarıyla ses getiren Tayyar, son kitabı KIT'A DUR'da da 28 Şubat döneminde devlet içindeki gizli yapılanmalara dikkat çekerken asker merkezli sistemin işleyişini farklı çevreler tarafından kaleme alınan kitaplardan da alıntılar yaparak ve ilk kez yayınlanan belgelerle destekleyerek gözler önüne serdi.

İşte Tayyar’ın kitabından ilginç bölümlerde bazıları:

Rakı kadehiyle Refah Partisi’ne test

Şura yemeği 5 Ağustos’taydı. Başbakanlık konutundaki davette misafirlere meyve suyu ikram edildi. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, garsondan rakı isteyerek iktidarı içki testine tabi tuttu.

Erkaya, Taner Baytok’a (Bir Asker Bir Diplomat, sayfa 243-245) rakı testini şöyle anlattı:

“Yemekte garsonların servis yaptıkları tepsilere baktım, alkollü içki yoktu. Bir garson yaklaştı, bir kadeh rakı istedim. ‘Alkollü içki yok efendim’ dedi. ‘Peki, istesek de vermez misiniz?’ diye sordum, ‘Kimse istemediği için alkol ikram etmiyoruz’ deyince; ‘Öyleyse ben istiyorum, bana bir kadeh rakı gönderiniz’ dedim… Biraz sonra getirdiler…

Yemeğe geçilmeden evvel basın ve medya mensuplarını içeriye aldılar. Ben rakıyı ön plana çıkardım. Etrafındaki bardakları kenara çektim. Yemek bitti eve geldim. Yatmak üzereyken telefon çaldı. Genelkurmay Başkanı (İsmail Hakkı Karadayı) telefondaydı. ‘Aferin Güven, çok iyi yaptın, biliyorsun ben de şarap isteyip içtim’ dedi… Bu Refah Partisi’yle ilk karşılaşmamdı.”

..........................................................

Tanklar Hürriyet için yürüdü

Bu plan çerçevesinde 4 Şubat (1997) sabahı Sincan’da tanklar yürütüldü. Etimesgut Zırhlı Birlikleri’ne ait tankların Sincan seferi, medyada “darbenin ayak sesleri” gibi görüldü. Askeri cenahta ise palet sesleri bir balans ayarıydı. Çevik Bir, Sincan’da tankların yürütülmesinden iki hafta sonra gittiği ABD’de Türk-Amerikan Dostluk Konseyi balosunda şöyle dedi: “Sincan’da demokrasiye balans ayarı yaptık. Atatürk ilkeleri ve laiklik konusunda taviz vermeyiz.”

Tank yürüyüşünün medyadaki yansımalarına bakılacak olursa komutanlar amaçlarına ulaşmıştı. Ama o esnada trajikomik hadiseler yaşandı. Sincan’da tankları ilk olarak görüntüleyen Sabah’ın adliye muhabiri Cemal Doğan’dı. Emniyet muhabiri Kamil Elibol da yanındaydı. O tarihte ben de Sabah’ta başbakanlık muhabiriydim.

Cemal ve Kamil, habercilik refleksiyle Sincan’a giderek o ana tanıklık yaptıklarını söylüyorlar ama ben aynı kanaatte değilim. Görevle gittiler. O günkü yöneticilerimiz, 3 Şubat günü bu görevlendirme sonrası, ‘Sincan’da önemli gelişmeler olacak, özellikle askeri araçlara dikkat edin’ diyorlardı.

Öyle ki, parlamento muhabiri arkadaşımız Mehmet Çetingüleç de ekibe dâhil edildi. Çetingüleç, ‘İki polis muhabirini gönderiyorsunuz benim orada ne işim var’ diyerek görevlendirmeye itiraz etti ama kimseyi ikna edemedi.

Sincan’da tankların yürütüleceği bilgisi, belli bir merkezden bazı gazetelere önceden haber verildi. Birçok gazetenin muhabiri gece yorgun düşüp Ankara’ya dönerken sadece Sabah muhabirleri Cemal Doğan ile Kamil Elibol Sincan’da kaldı. Gazetenin kendileri için tahsis ettiği otomobilde gecelediler.

4 Şubat sabahı saat 08.00 sularında tank paletlerinin gürültüsü, Sincan sokaklarında duyulmaya başladı. Sabah’ın aracı da bu gürültüden sallanmaya başlayınca yerinden fırlayan Cemal, hemen fotoğraf makinesine sarıldı.

Diğer taraftan Kamil’i uyandırmaya çalıştı. Tankların giderek kendilerine yaklaştığını gören Cemal, uyanmakta güçlük çeken Kamil’i şu sözle ikna etmeye çalıştı: ‘Kamil kalk, manşet yürüyor.’

Kamil kalktı ama fotoğraf makinesi soğuktan donmuştu. Cemal, Sincan’da dolaşan tankları ayrılana kadar görüntüledi.

Bu arada ilginç bir gelişme yaşandı. Tank görüntülerinin Sabah tarafından çekildiği duyulunca, başta Hürriyet olmak üzere çok sayıda gazete o fotoğrafların peşine düştü. Ama Sabah, fotoğrafları vermedi.

Bunun üzerine bazı gazetelerin üst düzey yöneticileri, Genelkurmay’ı arayarak tankların Sincan’da ikinci kez yürütülmesini sağladılar.

Aynı gün saat 16.00 sularında tanklar ikinci kez Sincan sokaklarında tur attılar. Böylece, tank yarışında geride kalan medyamız muradına erdi.

Fakat buna en çok bozulan ilk fotoğrafları çeken Cemal Doğan’dı. Tanklar ikinci kez yürütülürken bir komutana yanaşıp sordu: ‘Komutanım ne oldu?’ Komutan: ‘Tankları bakıma götürüyoruz.’

Cemal yeniden devreye girdi: ‘O zaman niye ters istikamete gidiyorsunuz?’ Komutanın şu sözü tarihe geçecek nitelikteydi: ‘Ne sorup duruyorsun? Sizin büyük başlarınız aramış. Döndük geldik.’

Demirel’i kandırdılar

4 Şubat günü Çankaya da hareketliydi. Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i ziyarete gitmişti. Tankların ikinci kez Sincan’da yürütüldüğü sırada baş başa görüşüyorlardı.

Özel kalem müdürü, ‘acil’ olduğunu düşünerek görüşmenin ortasında Demirel’e bir not iletti. Demirel, bu notu okudu ama Çiller’e bir şey söylemedi.

Çiller, Köşk’ten ayrılırken tanklardan haberdar oldu. Dönüp yeniden Demirel’e gitti, Sincan’daki tanklardan söz etti. Demirel, ‘Önemli bir şey yok. Konuyu biliyorum’ diyerek Çiller’i sakinleştirmeye çalıştı.

Çiller, ‘Çok acil, Sincan’da tanklar yürümüş, bu meseleyi konuşmamız lazım’ dese de Demirel, dinleme niyetinde değildi: ‘Sen git! Genelkurmay’ı arar konuşurum.’

Sonra Demirel, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’yı aradı. Kendisine verilen cevap şuydu: ‘Olağanüstü bir durum yok. Tanklar bir yerden bir yere geçiyormuş.’

Komutanların kavgası

Ancak, yukarıda anlattığım gibi Karadayı Paşa’nın olaydan sonradan haberdar olduğu iddiası hep konuşuldu. Nitekim, Bilal Çetin’in Vatan Gazetesi’nde yayınlanan 28 Şubat’la ilgili yazı dizisindeki (Şubat-2001) şu iddia çok önemli.

Karadayı, tankların Sincan’da yürütüldüğünü öğrenince Çevik Bir’i çağırıp soruyor: “Bu emri kim verdi? Benim neden haberim yok?”

Bir ‘Ben’ deyince Karadayı, iyice sinirleniyor: “Durum çok nazik. Keşke yapmasaydın.” Bir de öfkeleniyor, Karadayı’nın yakasına yapışıyor: “Komutanım Türkiye elden gidiyor, siz ne diyorsunuz? Demirel de bizi uyutuyor. İrticaya karşı seyirci mi kalacaksınız?”

Çevik Paşa, odasına döndüğünde “Ben bittim” diyor. Adli Müşavir Tuğgeneral Erdal Şenel’e “Herhalde artık beni tutuklarsınız” diye takılıyor.

Daha sonra Genelkurmay Genel Sekreteri Özkasnak’ın önerisi üzerine Karadayı’nın odasına yeniden gidip özür dileyen Bir, olayın büyümesini önlüyor.

.........................................................

BÇG sahnede

MGK kararları hükümet ortakları arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirirken, askerler Mart ayında (1997) Batı Çalışma Grubu’nu (BÇG) oluşturarak 18 maddelik irticayla mücadele paketinin takibini üstlendi. BÇG’nin mimarı, kimilerince 28 Şubat sürecinin lideri olarak gösterilen Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya’ydı. O nedenle BÇG’nin merkez üssü de Deniz Kuvvetleri karargâhı oldu.

Bu kurum, zaman içinde sürecin tüm kontrolünü ele geçirdi. MGK kararlarının takibi amacıyla kurulduğu belirtildiği halde daha sonra tüm Türkiye’nin BÇG tarafından fişlendiği ortaya çıktı. BÇG, Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya adına Kurmay Başkanı Koramiral Aydan Erol imzasıyla ilgili birimlere gönderdiği yazıda, gerek görüldüğünde diğer askeri birimlerden de destek alınarak yürütülecek fişleme alanını şöyle belirledi:

-Tüm demekler, vakıflar, meslek kuruluşları, işçi ve işveren sendikaları ve konfederasyonları
-Yüksek öğrenim kurumları (Fakülte, yüksekokul ve enstitüler)
-Yurtlar (Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı kurum ve kuruluşlarına bağlı özel yurtlar)
-Üst düzey yöneticiler (vali, kaymakam, büyükşehir belediye başkanları, belediye başkanları, müdür, daire başkanlarına ait biyografiler, anıları, siyasi görüşleri)
-İl genel meclisi ve belediye meclisi üyeleri
-Siyasi parti il ve ilçe teşkilatları yönetim kurulları
-Yerel TV, radyo, gazete, dergi ve diğer basın yayın kuruluşları

Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan ise “Refah Gerçeği-3” isimli kitabında (Sayfa 75) özel çizimle BÇG şemasını yayınladı. BÇG’nin temel hedefinin RP, dar anlamda ise hükümet olduğuna işaret eden Kazan’ın şemasına göre; BÇG, toplum üzerinde baskı oluşturma, devletçi ideolojiyi yayma, İstanbul dükalığını güçlendirme ve mutlu azınlık oluşturma amacıyla MGK, derin istihbarat, rantiyeci medya, kartelci sermaye, sivil toplum kuruluşları ve muhalefet partilerini kullandı.

Ama bu şema resmi nitelikte değil, özel çizimdi. Kazan’la bu şemayı konuştum: “Bu işleri çok iyi bilen bir general dostum bu şemayı çizdi. BÇG, o dönemde bu şemada tarif edildiği gibi çalıştı.”

Projenin gerçek mimarı Güven Erkaya ise daha sonra (Taner Baytok, “Bir Asker Bir Diplomat”, sayfa 253) BÇG’nin bir askeri darbenin alt yapısını oluşturmak üzere MGK üstü bir anlayışla kurulduğunu itiraf etti:

“…Genelkurmay başkanının odasında şunu savundum: İhtilal için ortam hazırlanana kadar beklensin isteniyorsa o zaman nasıl tayin edilecek? Yani durum ihtilali gerektirecek safhaya geldiğinde neye göre karar vereceksiniz? Buna erken teşebbüs edilirse iç ve dış kamuoyundan tepki gelebilir. Geç kalırsak bu sefer de ihtilal yapılamayacak bir duruma düşmüş olunabilir… MGK’nın yaptırım gücü yok. MGK’daki gayretlerimize rağmen bir sonuç alınmaz ve işler daha kötüye giderse ne yapacağız? Onun için hazırlıklı olunmalı, bir plan yapılmalı ve çalışmalar bunun üzerine bina edilerek yoğunlaştırılmalı. Bu önerim komutan arkadaşlarım arasında genel kabul gördü.”

Bu ifadelerden anlaşıldığı üzere; BÇG, Genelkurmay Başkanı Karadayı’nın makam odasında, Erkaya’nın önerisi ve diğer komutanların desteğiyle muhtemel darbe projesi olarak hazırlanmıştı.

Refahyol’un yıkılmasından sonra BÇG, faaliyetlerine bir süre daha devam etti. Bu grubun mimarı Güven Erkaya, ANASOL-D hükümetinin ilk günlerinde (Milliyet-5 Ağustos 1997) yaptığı açıklamayla yeni hükümeti de uyardı:

“BÇG görevine devam ediyor. İrtica gücünü daima sokaktan alır. İrtica, İran’a seçimle mi geldi? İşte bunun için önlem gerekir. Önlemi emniyet alacak, yetmezse silahlı kuvvetler alacak. Asker bu önlemi aldı. Bu, Batı Çalışma Grubu’dur. Yerinde bir önlemdir ve devam ediyor.”

Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun 1998 yılı ağustos ayında Genelkurmay Başkanı olmasıyla birlikte 28 Şubat kadrolarının tasfiye süreci başlarken, bu yeni dönem BÇG’nin sonu oldu. Daha tehlikeli bir gelişme yaşandı ve BÇG yerini yıllardır raflarda tozlanan Ergenekon projesine bıraktı.

..............................................................

Darbe senaryoları

1996 yılı ekim ayından itibaren kulisleri dalgalandıran darbe söylentileri, 28 Şubat MGK kararlarından sonra daha sıkça telaffuz edilmeye başlandı. Özellikle 28 Şubat tarihli MGK toplantısı ve ardından BÇG’nin kurulmasından sonra darbe iddiaları, başkentin kodlarını bozdu. Koalisyon ortakları başta olmak üzere tüm siyasiler, deyim yerindeyse güvercinlerin kanatlarını çırpışından bile ürkmeye başlar oldular.

Şevket Kazan’ın anlatımına göre ilk ciddi darbe ürpertisi 1 Nisan 1997’de yaşandı. İçişleri Bakanı Meral Akşener, askerlerin darbe hazırlığı içinde olduğu yönünde bazı duyumlar aldığını belirterek Kazan’ın kapısını çaldı. Kazan, Akşener’i yatıştırmaya çalıştı: “Merak etme darbe yapamazlar.”

1997 yılı Nisan-Haziran arasında 5 kez darbe söylentisiyle karşılaştıklarını belirten Kazan, şöyle devam etti:

“İkinci darbe haberi, 13 Nisan tarihinde Samsun’da bir programda konuşma yaptığım sırada yine Meral Akşener’den geldi. Bu haberleri 29 Nisan, 9 Mayıs ve 13 Haziran’daki şayialar takip etti. 29 Nisan’daki darbe şayiaları bayağı yoğundu ama en yoğun olan darbe haberi Genelkurmay brifinglerinden sonra 13 Haziran’da yaygınlaştırıldı ve milletvekilleri bir hayli etkilendi.”

O dönemde başkentte parlamento ve başbakanlık muhabirliği yapan bir gazeteci olarak söz konusu darbe söylentilerinin çoğuna tanık oldum. Gerçekten Kazan’ın ifade ettiği gibi birçok siyasi, darbe olacağı kuşkusuyla yurt dışına kaçma planları bile yaptı.

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu da bir sohbetimiz sırasında başından geçen ilginç bir darbe paniğini şöyle anlattı:

“Sanıyorum 12 Haziran’ı 13 Haziran’a bağlayan geceydi. Saat 03.00 sularıydı. İstanbul’dan bir partili arkadaşım aradı, çok telaşlıydı, ‘darbe oluyor başkanım kalk’ dedi. Yeni yatmıştım, yerimden doğrularak ‘merak etme bir şey olmaz, ben yatıyorum sen de git yat’ dedim ama ikna edemedim, ‘başkanım kalk, darbe oluyor, siz inanmıyorsunuz ama sokağa tanklar çıktı’ demeye devam etti. ‘O tanklar tatbikat için çıkmıştır’ dedim, bana ‘başkanım pencereden görüyorum tanklar çıktı’ diye cevap verdi. Baktım olacak gibi değil, ‘Yahu git yat, darbe olsa önceden haberim olurdu, rahat uyuduğuma göre demek ki bir şey yok’ dedim, zorla telefonu kapattı.”

Ankara’da darbe söylentilerinin ayyuka çıktığı haziranda Çevik Bir, New York Times’a (14 Haziran 1997) şu açıklamayı yaptı: “Hükümetle mücadelede kesin kararlıyız. Türk Anayasası çerçevesinde hareket ediyoruz… ABD’de ya da İngiltere’de siyasi sistemi savunmak askerin görevi değildir. Ama Türkiye’de bu görev yasayla bize verilmiştir.”

Genelkurmay ikinci başkanının çok açıkça hükümete karşı savaş ilan ettiği bir süreçten geçiyorduk.

O günlere dair fıkra gibi anekdotlar bile kitaplara konu oldu. Faruk Bildirici’nin “Maskeli Leydi” kitabındaki (sayfa 383) şu bölüm, oldukça düşündürücüydü:

“Bir akşam geç vakitlerde, Çiller ailesinin en güvendiği isimlerden olan Meral Akşener, RP’li Şevket kazan’a telefon etti. Sesi heyecanlıydı:
-Şevket ağabey, arkadaşlarımızdan çok önemli bilgiler geldi. Askerler yarın akşam bu işi hallediyorlarmış. Ne yapalım?
Kazan, Akşener’in telaşlı sesinden etkilenmedi. Darbe haberini sakin karşıladı.
-Sen bir Elham, üç kuluvallahü oku, yat. Merak etme.
-Peki sen ne yapacaksın Şevket ağabey?
-Ben de aynısını yapacağım.”

………………………………

Cezaevine atmayacak mısınız?

Kıbrıs’taki ölümlü tatbikatın gerçekleştiği 6 Ekim 1997 günü Başbakan Mesut Yılmaz Ankara dışındaydı. Hemen Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ı aradı: “Genelkurmayı ziyaret et, başsağlığı dile…”

Eyüp Bey, telefon açıp Genelkurmay’a gitti. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir, özel bir salonda tatbikatla ilgili haritayı duvara asmış bekliyordu. Yanında başka komutanlar da vardı. Aşık içeri girdikten sonra alt rütbeli bir subay, Bir’in talimatıyla harita üzerinden tatbikatı anlatmaya başladı.

Onlara göre, yaşananlar sadece kazaydı. Orgeneral Kıvrıkoğlu’na yönelik herhangi bir suikast girişimi asla sözkonusu değildi!

Brifing tamamlanınca Bir, herkesten salonu boşaltmasını istedi. Kısa süre sonra Aşık’la baş başa kaldılar.

Bir lafa girdi: “Bırakın bunları, çok önemli değil. Siz ne yapıyorsunuz?”

Aşık: “İyi, hükümet çok güzel çalışıyor. Gerginlik kalmadı, siyasette normalle süreci başladı.”

Bir: “Ne iyiye gidiyor, kardeşim? Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Ne yaptınız?”

Aşık: “Anlamadım, ne demek istiyorsunuz?”

Bir: “Yahu kardeşim, siz bu Erbakan’ı, Çiller’i hapse atmayı düşünmüyor musunuz? Adamlar hala dışarıda geziyor.”

Aşık: “Olur mu öyle şey.”

Bir: “Neden olmasın? Adamların bir yılda neler yaptıklarını görmediniz mi? Bunların hesabını vermeyecekler mi?”

Aşık: “Siz bizi yanlış anladınız herhalde.”

Bir: “Ne yanlışı? Eğer suç bulamıyorsanız bizden yardım isteyin, size gerekli belgeleri verelim.”

Aşık: “Kusura bakmayın, hakikaten yanlış anlamışsınız. İktidar değişikliğini sağlayarak siyaseten doğru olanı yaptık. Ama siyasetçileri cezaevlerine atmak olacak iş mi? Asla bunu kabul edemeyiz. İstiyorsanız gidin Mesut Bey’le görüşün ama asla yanaşmayacaktır. Hepimiz karşı çıkarız.”

Görüşme gergin atmosferde geçti. Toplantıdan hemen sonra Yılmaz’ı arayan Aşık, ertesi gün Albay Vural Berkay’ın cenaze töreni için İstanbul’da buluştukları sırada Bir’in sözlerini aynen aktardı.

İlginçtir, törende karşılaştıkları Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Necati Özgen ve 1. Ordu Komutanı Orgeneral Atilla Ateş’le yaptıkları ayaküstü sohbetlerde aynı tonda olmasa da hesaplaşma talebiyle karşılaştılar.

Tablo ürkütücüydü.

3-Bu bölümden hemen sonra devam etmesi şartıyla:

Küçük’e dokunmayın

Daha sonra Alaaddin Çakıcı ile görüşme kaseti yayınlanınca Devlet Bakanlığı görevinden istifa edecek olan Eyüp Aşık, Susurluk’taki gelişmelerle de yakından ilgiliydi. Çevik Bir şokunu yaşamadan önce, hükümet kurulduktan kısa süre sonraydı.

Bir gün Başbakan Yılmaz’a gitti: “Veli Küçük sorgulanmadan bu Susurluk hadisesini çözmek mümkün değildir. Hangi taşı kaldırsan altından Veli Küçük çıkıyor.”

Yılmaz, “Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman’la görüşürüm” dedi. Koman, eski MİT Müsteşarıydı. Susurluk Komisyonu’na ifade vermeyen 3 kişiden biriydi.

Yılmaz, Koman’la görüştü. Ama aldığı cevap karşısında şaşkındı.

Koman: “Veli Paşa çok önemli, değerli bir komutandır. Söylenenlere inanmayın. Sakın ha, Veli Paşa ile ilgili herhangi bir işlem yapmaya kalkmayın.”

Koman’un bu uyarısı, hükümet için pranga gibiydi. Hiçbir işlem yapamadılar. Koman’ın 1997 Ağustos’unda Jandarma Genel Komutanlığı’ndan emekliye ayrılmasıyla Küçük’ün kalkanı ortadan kalktı. Ama himaye devam etti.

Ta ki, Ergenekon’a kadar…

……………………………..

Daha fazlasını gazeteci yazar Şamil Tayyar’ın geçtiğimiz hafta piyasaya çıkan ve bir dönemin karanlık günlerine ışık tutmaya çalıştığı son kitabı KIT’A DUR’da bulabilirsiniz.

Tayyar'ın kitabında,

"28 Şubat'tan kısa bir süre önce, Çevik Bir ve Mehmet Ağar'ın katıldığı toplantıda hangi kararlar alındı? Cumhuriyet tarihine damgasını vuran gizli toplantıda başka kimler vardı?

Hüseyin Kıvrıkoğlu'na düzenlenen suikast girişimini soruşturan Eyüp Aşık'ı Genelkurmay'a çağırıp, Bu işi araştırmayı bırakın! talimatı veren komutan kimdi? Ordudaki saflaşmanın perde arkasında hangi mücadele yatıyordu?

Mesut Yılmaz, Çevik Bir'den gelen Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller'i hapse atmak için neden vakit kaybediyorsunuz! tehdidine karşı ne yaptı?

Mehmet Ağar, Söyleyin Mehmet'e, bir ülkede iki ordu olmaz! haberini gönderen komutana ne cevap verdi? Emniyetle Genelkurmay arasındaki gerilimde neler yaşandı?

27 Nisan muhtırasından sonra Bakan Hüseyin Çelik'le görüşen Yaşar Büyükanıt, Bu muhtırayı sadece hükümete karşı yayınlanmış bir muhtıra olarak görmeyin! derken neyi ima etti?"

Kaynak:
Bu haber toplam 2860 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri