Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Son elli yıllık vesayet anlayışı bittimi

11.08.2010 08:10
Emekli Tuğgeneral Adnan TANRIVERDİ'nin muhteşem yorumu

Tarihe not düşürecek muhteşem değerlendirme.

*****

2010 Ağustos Şûrası (10 Ağustos 2010)
Salı, 10 Ağustos 2010 19:05

2010 AĞUSTOS ŞÛRASI İLE

DARBECİ GELENEĞİN DEVRİ KAPANIYOR MU?
Evet, kapanıyor diyebiliriz.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un emekliye ayrılması ile, Türk Silahlı Kuvvetlerinde ve Türkiye Cumhuriyeti Siyasî hayatında yeni bir dönem açılıyor.

Yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ile birlikte, TSK’ de üst komuta kademesini, geçmiş elli seneye nazaran farklı, çağdaş düşünceye açık ve hukukun üstünlüğüne inanan yeni bir zihniyet dolduracaktır.

DARBECİ GELENEK 27 MAYIS 1960 DARBESİ İLE BAŞLADI:

28 Şubat 1997 Post Modern askeri darbesi dahil, son 50 yıla damgasını vuran bütün darbeler ve tesis edilen Askerî ve Yargı vesayetinin kaynağı ve mimarı 27 Mayıs 1960 darbesidir.

Bu darbe sadece millete ve sivil iradeye karşı yapılmamış aynı zamanda Ordunun üst kademesini de tasfiye etmiştir.

Darbeyi yapanlar genç subaylar cuntasıdır. 38 kişilik Milli Birli Komitesinde, 5 general, 8 albay, 8 yarbay, 11 binbaşı, 6 yüzbaşı bulunuyordu.

Darbe ile birlikte, Devletin ve TSK’nın yönetimi Milli Birlik Komitesinin eline geçmiştir. Bu durumdan rahatsız olan üst komuta kademesi ve generaller tarafında 06 Ocak 1961 tarihinde “Silahlı Kuvvetler Birliği” adı ile yeni cunta oluşturulmuş ve darbeciler arasında da bölünme ve mücadele başlamıştır..

Milli Birlik Komitesinin bir kısım üyeleri Silahlı kuvvetlerin fiili iktidarının devam etmesini isterken; Silahlı kuvvetler Birliği mensupları iktidarın sivillere teslim edilmesi, ancak inkilaplarda etkili olamazlarsa fiili müdahale yapılmalıdır fikrini savunmuşlardır. Darbenin şekli konusundaki bu kutuplaşma 12 Mart 1971 tarihine kadar devam etmiştir.

1960 ihtilalini takiben, Ağustos 1960-Şubat 1961 tarihleri arasında, darbeye destek vermeyen 235 general ile 5000 üst rütbeli subayın Silahlı Kuvvetlerle ilişiği kesilmiştir.

Yani, darbe taraftarı olmayanlar tasfiye edilmiş, geriye Devlet yönetiminde Silahlı Kuvvetlerin devamlı söz sahibi olmasını isteyenler kalmıştır. İşte son 50 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde darbe ve müdahalelere liderlik eden kadrolar, 1960 ihtilaline egemen olan zihniyeti benimseyen askerler olmuştur. Bu kadrolar hem birbirleri ile mücadele etmiş, hem de devletin yönetimine müdahale etmişlerdir.

Cunta içi mücadelenin ilk belirtisi; 14′lerin tasfiyesi olarak askeri ve siyasi tarihimizde yerini almıştır.

Reformlar yapılmadan önce iktidarın sivillere teslim edilmemesini savunan ve Başını Alparslan Türkeş, Orhan Kabibay ve Orhan Erkanlı’nın çektiği 14 subay, 13 Kasım 1960′ta emekliye sevk edilmiştir.

Cunta içi mücadelenin ikinci eylemi; 22 Şubat 1962 darbe girişimidir.

15 Ekim 1961 tarihinde yapılan millet vekili genel seçim sonuçlarını içine sindiremeyip Silahlı kuvvetlerin yönetime gelmesi için direndiklerinden dolayı aktif görevlerinden alınan Albay Talat Aydemir’in başını çektiği bir grup, atamalarının durdurulması ve taleplerinin yerine getirilmesi ve cunta karşıtlarının cezalandırılması için darbe girişiminde bulunmuştur. Bu girişimde 1962 Ağutosunda mezun olacak Kara Harp Okulu Subay sınıfının 600 mevcutlu subay taburu aktif rol almıştır. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ da bu taburun mensubu idi. Başarısız kalmış olan bu girişim sonucunda girişimin içinde bulunan genç subaylar tart edildi. Liderler emekliye sevk edildi. Ceza kovuşturulması yapılmaması için 30 Nisan 1962 tarihinde kanun çıkarıldı.

Cunta içi mücadelenin üçüncü eylemi; 20/21 Mayıs 1963 darbe girişimidir.

Gerekçe 22 Şubat darbe girişiminin aynıdır. Talat Aydemir, Bnb. Fethi Gürcan, Yb. Osman Deniz ve Ütgm. Erol Dinçer liderliğinde yapılan girişim başlamadan bastırılmış, Talat Aydemir ve Fethi Gürcan idam edilmiş, darbe girişiminde aktif rol alan 1459 Harbiyeli de Kara Harp Okulundan atılmıştır.

Cunta içi mücadelenin dördüncü eylemi; 12 Mart Muhtırası ve devrimci solcu grubun Silahlı kuvvetlerden tasfiyesi olmuştur.

1969 yılında Demokrat Partililere iadei itibar için kanun teklifi hazırlanması ve akabinde de ekim 1969′da yapılan genel seçimlerde Adalet Partisinin tek başına iktidar olması nedeniyle, Ordu içindeki, 27 Mayıs darbesinin gerçek lideri E. Korg. Cemal Madanoğlu’nun liderliğinde “Milli Demokratik Devrimciler” olarak örgütlenen cunta, 1969 seçimlerinden sonra henüz hükümet kurulmadan darbe yapılması taraftarı idi. Cuntacılar yine iki gruba bölünmüştü, bir tarafta siyasi partilerin demokrasi anlayışının oyalamacadan ileri gidemeyeceğini ve çözümün “ulusalcı-devrimci yöntem” olarak ifade edilen ilkeler doğrultusunda parlamento dışı muhalefetle mümkün olduğunu düşünen “Milli Demokratik Devrimciler”; diğer tarafta da Genelkurmay Başkanı ve 1. ordu Komutanının başını çektiği, sol bir devrimi engelleme girişimcileridir. Milli Demokratik Devrimcilerin 9 Mart 1971 tarihinde darbe yapacağının açığa çıkması üzerine, Genelkurmay Başkanlığı, 10 Mart 1971 tarihinde bütün orgeneral ve korgeneralleri Ankara’da “Genişletilmiş Komuta Konseyi” adı verilen bir toplantıya davet edildi. Bu toplantıda durum müzakere edildi. Toplantı sonucunda, Milli demokratik Devrimcilerin liderlerinin ordudan ilişkileri kesildi. Hükümete de meşhur 12 Mart 1971 Muhtırası verildi. Muhtıranın altında. 1960 ihtilalinde tasfiye edilmeyen genç generallerden ve aktif albaylardan olan, Genelkurmay Başkanı Org. Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Celal Eyiceoğlu ve Hava Kovvetleri Komutanı Org. Muhsin Batur’un imzası vardı. Asker, Muhtıra ile, inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin kurulmasını istiyor; bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlı olduğunu bildiriyordu. Sonuçta Demirel Hükümeti düşürüldü. Partiler üstü “Teknotratlar Hükümetleri” , koalisyonlar, 1980′lere uzanan siyasi istikrarsızlık, anarşi, kargaşa ve sıkıyönetimler süreci başlamış oldu.

Artık, Türk Silahlı kuvvetlerinde siyasete müdahale Üst Komuta kademesi vasıtasıyla yapılıyordu. Genç subaylardan oluşan cuntalar TSK’nın yönetiminden uzaklaştırılmıştı. Yani Cuntanın başı Genelkurmay Başkanları olmuştu. Diğer bir ifadeyle, 27 Mayıs 1960 ihtilalinin darbeci genç kadroları artık Silahlı Kuvvetlerin komuta kademelerini işgal edebilecek rütbelere ulaşmıştı. Ama, genç kadrolarda solculuk moda olmuş, TSK içinde sol ideoloji kökleşip gelişmeye başlamıştı.

İkinci büyük Askeri Darbe emir komuta zinciri içinde, TSK’nın bütünün katılımı ile 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleştirilmiştir.

Bu darbe, TSK’nin komuta kademesi tarafından planlı ve sitemli bir şekilde gerçekleştirildi. Sonucunda, TBMM’i fesih edildi. Hükümet görevden alında. Partiler kapatıldı. Parti ileri gelenleri tutuklandı, arkasından yargılandı. 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı. Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanından oluşan “Milli Güvenlik Konseyi” yasama ve yürütme yetkisini bünyesinde topladı. Konseyin atadığı üyelerden Danışma Meclisi oluşturuldu. Yeni bir anayasa yapıldı. 07 Kasım 1982 tarihinde halkoyuna sunulan yeni Anayasa %92 evet oyu ile kabul edildi. Temel Kanunların tamamı değiştirldi. Sağdan, soldan 1980 öncesi terör ve anarşiye karışmış örgütlerin mensupları yargı önüne çıkarıldı. 650 bin kişi gözaltına alındı. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 517 kişiye idam cezası verildi, 50′si infaz edildi. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 177 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten çıkarıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına gitti.

06 Ekim 1983 tarihinde genel seçimler yapıldı. Yönetim sivillere devredildi. Ancak Milli Güvenlik Kurulu vasıtasıyle milli ve siyasi irade sürekli kontrol altında bulunduruldu.

12 Eylül Cuntası (Konsey üyeleri, 1960 darbesi yapıldığında albay ve yarbay rütbelerinde bulunan ve darbe karşıtı olmadığı için orduda kalan subaylardı. Yani darbeci geleneğin temsilcileri idiler.) her darbeden sonra olduğu gibi, TSK’nin içinde darbeci geleneği sürdürecek geleceğin komutanlarını örgütleyerek ve görevi onlara teslim ederek görevden ayrıldı. Daha doğrusu 1960′tan beri süre gelen ihtilal cuntasını pekiştirdi. Yeni cuntanın bariz zihniyeti, 1960′lı yıllarda varlığını hissettiren “Milli demokratik Devrim” taraflarından ordu içinde kalanlarla, 1970-1980 yılları arasında Silahlı kuvvetlerin içinde örgütlenip de 1980 darbesinden sonra tasfiyeden kendini korumuş seküler-sol-kavmiyetçi zihniyet sahipleri olmuştur. Bu cuntaların siyasete müdahalesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştı. Siyasî istikrarın sağlandığı dönemlerde, saman altından, Milli güvenlik kurulu vasıtasıyla etkisini sürdüren bu cuntalar, siyasî istikrarın bozulduğu dönemlerde aktif olarak yönetime müdahale ediyorlardı.

28 Şubat 1997 müdahalesi, post-modern MİLLİ GÜVENLİK KURULU Darbesidir.

28 Şubat; Silahlı Kuvvetlerin üst komuta kademelerinde, Yüksek Yargıda, Yüksek Öğretimde, bir kısım etkili Sivil toplum Kuruluşlarında ve üst bürokraside kadrolaşmış olan seküler-sol-kavmiyetçi zihniyete ve bunların kadrolaştığı Anayasal Kurumlara; darbeye destek veren yasal mevzuatın örtüsü altında, yapılmış bir müdahale biçimidir. Entrikalarla hükümet düşürülmüştür. Zihniyetine hizmet edecek hükümetler iş başına getirilmiştir. İslami dini değerler hedef alınmıştır. Dindar insanlar, ordudan, yargıdan,yüksek öğretimden, kamu kurumlarından ve siyasetten tasfiye edilmiştir. Hukuk rafa kaldırılmış, güçlünün yasaları devreye sokulmuştur.

Bu darbenin askeri liderleri 1960 darbesinin genç subaylarıdır. İçlerinde Yassı Ada muhafızlığı yapanlar vardır.

28 Şubat kadrosu aktif görevden ayrılırken, kendilerinden önceki darbecilerin yaptığı gibi, ideolojilerinin devamı ve kendi geleceklerini garanti altına almak için darbeci cuntayı yeniden inşaa etmeyi ihmal etmemişlerdir. Bu gün yargı önündeki emekli ve muvazzaf askerler bunlardır.

28 Şubat bin sene sürecek diyen Genelkurmay Başkanı, Sarı Kız, Ay Işığı, Yakamoz Darbe planları, Balyoz Darbe Semineri’nin planlayıcısı ve uygulayıcısı ve bu gün seri iddianamelerle yargı önünde bulunan Orgeneraller, 28 Şubat’ın arkasındayız diyen Genelkurmay Başkanı, harp okulu öğrencisi olarak 1960-1963 kalkışmalarının aktif olarak içinde bulunan ve darbeci geleneğin son temsilcileridir.

Kafes Eylem Planı, Poyraz Köy, İrtica ile mücadele eylem planlarının mimarları da, muhtemelen bu darbeci geleneğin TSK içindeki uzantılarıdır.

2010 Yılı Ağustos Şurasının, darbeci gelenek mensuplarının son temsilcisi olan Genelkurmay Başkanı Sn. İlker Başbuğun görevden ayrılması nedeniyle, ayrı bir önemi bulunuyor ve bir devrin kapandığı tarih olarak önem kazanacağını zannediyorum.

Geçmiş 50 yıllık TSK Tarihinde, askerlerin de, sivil yöneticilerin de, Milletimizin de yeterli dersi aldığı kanaatindeyim

SİLAHLI KUVVETLERİMİZİN YENİ KOMUTA KADEMESİ MİLLETİMİZE HAYIRLI OLSUN.

Sancılı bir dönem ve endişeli bir bekleyişten sonra nihayet, Silahlı Kuvvetlerimizin önemli iki makamı olan Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığına da atanacak komutanlar belli oldu.

Anlaşılan, krizin birinci sebebi, sivil iradenin, Org. Hasan Iğsız’ın Kara Kuvvetleri Komutanı olmasına muhalefet etmesi, ikincisi de Org. Atilla Işığın emeklilik dilekçesi vermesi olmuştur. Ayrıca Karacı Orgenerallerin rütbe bekleme süreleri ve yasal yaş sınırları da gecikmenin süresini uzatmıştır.

2010 Ağustos YAŞ Toplantısına siyasî irade damgasını vurmuş, Askerî otorite de meseleyi uyum içinde çözme gayretini göstermiştir. Demokrasimizin gelişimine katkı sağlayan ve Ordunun milli irade tarafından kontrol edilmesinin başlangıcı olabilecek bir toplantı olmuştur.

Bizi ümitlendiren diğer bir husus da, artık TSK’nin üst komuta kademesinde, 1960 darbesinin ortaya çıkardığı darbeci kadroların döneminin sona ermiş olmasıdır.

Bu YAŞ toplantısını Türk Silahlı Kuvvetler tarihinde ve Türk siyasi tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak almak gerektiği kanaatindeyim.

Orgeneral Sn. İlker Başbuğ, 1960 darbesine fiilen iştirak eden son Genelkurmay Başkanıdır. Orgeneral Sn. Işık Koşaner ile birlikte, demokrat geleneğe sahip, yeni nesil komutanlar göreve geliyor. Bu yeni neslin disiplin anlayışı içinde, sivil iradeye tabi olma gereği de bulunmaktadır. Artık siyasiler isteseler de Türk Silahlı Kuvvetlerini darbelere heves ettiremeyeceklerdir.

Yeni Genelkurmay Başkanı Org. Sayın Işık Koşaner’in, ılımlı, olumlu ve yapıcı karakteri, siyasete bulaşmamış asker niteliği ve bilgi beceri ve birikimi ile uyum içinde, 3 yıllık görev süresinde Ordumuzu, Milletimizin gönlündeki yerine taşıyacak girişimlere imza atacağını ümit ediyorum.

Yeni Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Sn. Erdal Ceylanoğlu’nun, kişiliği, bilgisi, dikey ve yatay iletişim yeteneği ve mümtaz vasfı ile, bir yıl gibi kısa bir süre de olsa, Kara kuvvetleri Komutanlığına müspet katkılarda bulunacağına inanıyorum. Bu değerli Komutanımızın handikabı, generalliğin genç safhasında Zırhlı Birlikler Okul komutanı olması ve o sıradaki muhteris komutanlarının emirlerini yapmak zorunda kalmasıdır diyebiliriz. Bu durum, hak etmediği halde her rütbede önüne engel olarak çıkmış, terfilerde ve atamalarda layık olduğu yerlere zamanında ulaşmasını engellemiştir. Kara Kuvvetleri Komutanlığı için en son düşünülmesinin sebebi budur. Yine bu sebeple Ordu Komutanlığı da yaptırılmamıştır. Bu komutanlıkta kendisinden istifade edileceği için Ülkemiz kazançlı olacaktır.

Yeni Jandarma Genel Komutanı Org. Necdet Özel, temayüz etmiş ve seçkin bir komutanımızdır. Silahlı Kuvvetlerimizin zirvelerinde uzun bir hizmet süresi kendisini beklemektedir. Güzel şeylere imza atacağına inananlardanım.

Yeni kadronun en şansız tarafı; TSK bünyesi içinde, hakkında darbe hazırlığı içinde olmaktan dolayı iddianame hazırlanarak suçlanan ve bu iddiaların ciddi bulunarak mahkemeler tarafından kabul edildiği için yargı önünde darbe zanlısı olarak bulunan bir kısım üst düzey komutanların hala aktif görevde olmasıdır.

Bu durum Silahlı Kuvvetlerimizin ve üst komuta kademesinin başını ağrıtmaya devam edecektir. İfadeye çağırılmalar, yakalanma veya tutuklanma kararları, bu kararlara uyulmaması gibi sebeplerden dolayı TSK’nin üst komuta kademesi bu yeni dönemde de suçlanmaya devam edecektir.

Gönül isterdi ki bu YAŞ toplantısı bu meseleye noktayı koysun. Şaibe altında olanlardan TSK’ni temizlesin ve yeni dönem, temiz bir sayfa ile başlasın. Tabii bu gerçekleşmedi.

Şimdi yeni komuta kademesi, darbecilikten yargılanan subay ve generalleri, kendi istekleri ile emekliliğe zorlamalıdır. Emekli olmayanları da Aralık 2010 Şurasında re’sen emekli etmelidir.

Artık Ordumuz; darbeci kadrolardan arındırılmalı, cuntalara son vermeli, ideolojik cuntalaşmalara imkan veren mevzuatın, liyakati öne çıkaracak şekilde yeniden düzenlenmesine yardımcı olmalı; asli görevine dönmeli, Kendisini siyasetten arındırmalı, İç güvenlikten sıyrılıp, dış tehditlere yönelmelidir.

Yeni dönemin, Silahlı Kuvvetlerimize, Milletimize, Devletimize ve insanlık alemine hayırlı olmasını dilerim. 10 Ağustos 2010

Adnan Tanrıverdi

Emekli Tuğgeneral

Kaynak:
Bu haber toplam 3396 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri