Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Susurluk karşıtları neden Ergenekoncu oldu?

18 Temmuz 2008 / 10:42
Dün Susurluk çetesine karşı çıkanlar, bugün neden Ergenekon terör örgütünün savunucusu oldular?
Dün Susurluk çetesine karşı çıkanlar, bugün neden Ergenekon terör örgütünün savunucusu oldular?



Bunda anlaşılmayacak bir şey yok.

Çünkü, Susurluk bir bahaneydi.

Çetelerin devleti ele geçirdiği ve bağlı olarak 'laikliğin tehlikeye düşürüldüğü' tezi, geleneksel irtica politikalarının bereketiyle ayakta durmaya çalışan çevrelerin 'halkı devlete yaklaştırmama' politikasının bir devamıydı sadece...

Üstelik, bu iki örgüt arasında akrabalık bağı mevcut.

Bu bağ apaçık ortadayken, 'Susurluk' eyyamında başı çeken bir kısım basın neden tuhaf, anlaşılmaz, rasyonalize edilemez bir suskunluk içinde?

Hayır, suskunluk içinde de değiller.

Bilakis, soruşturmayı sulandırmak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar.

Demek ki, sorun 'çete'ler değilmiş.

Sorun, siyaset kurumunun inisiyatif almaya başlamasıymış.

Susurluk'la yatıp Susurluk'la kalktığımız günlerde, 'Çeteleri ortaya çıkarmak' áli maksadıyla başlatılan 'Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık' eyleminin TBMM'den çıkan meşru hükümete yönelik bir 'linç kampanyası'na dönüşmesini/dönüştürülmesini başka nasıl izah etmeli?

Hatırlayalım:

MİT ve Genelkurmay (sanki) yabancı devletler tarafından korunan bir çeteyi yakalamak istiyor da, siyasi iktidar (Refahyol hükümeti) buna izin vermiyor gibiydi... Siyasi iktidarın kontrolündeki parlamento da, sanki, olayı ciddiyetle ele almaya yanaşmıyordu.

Basında sürekli bu tez işleniyordu.

Bu tezi güçlendirmek için de, 'Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık' eylemi başlatılmıştı.

Bu eylemi ve basındaki linç kampanyasını müteakip, TBMM'den çıkan meşru hükümet düşürüldü, Mesut Yılmaz'a bir ara rejim hükümeti kurduruldu, akabinde 'hortumlamalar' ve 'banka soygunları' başladı.

Prof. Mahir Kaynak, o dönemde hükümetin 'çetelerle mücadele' konusunda 'özellikle' atıl bıraktırıldığını söylüyordu.

Çünkü, bir türlü ortaya çıkarılamayan 'çete' dış güdümlüydü. Ermeni terörüne karşı kullanılmıştı ama, onu sevk ve idare eden güç, terörün bitirilmesine karar verdiği için değil, 'terörü bu çeteye bitirtmek istediği için' terörü bitirmişti. Yani, Ermeni terörü bastırılmış gibi gösterilecek, böylece çeteye devlet içinde meşruiyet sağlanmış olacaktı.

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in (askeri) danışmanları ise şu tezi seslendiriyordu:

Genelkurmay devlet içinde yuvalanmış çetelerden arınmak istiyordu, ancak siyasi iktidar buna izin vermiyordu.

Bu arınma nasıl olmalıydı?

Şöyle olmalıydı:

Emniyet teşkilatına kadar sızmış bu oluşumu bertaraf etmeyen siyasi iktidar tasfiye edilmeli, polisin mukavemeti kırılmalıydı.

Hatırlarsanız, Refahyol hükümetiyle birlikte, kimi yayın organlarında 'polise karşı asker' tezi işlenmeye başlamış, 'çetelerle mücadele' görüntüsü altında, Emniyet içinde yuvalandığı iddia edilen 'muhafazakár' kadrolar tasfiye edilmişti.

Ardından da, bildiğiniz gibi, 28 Şubat gelmişti.

Susurluk, yukarıda da söylediğim gibi, geleneksel irtica politikalarının bereketiyle ayakta durmaya çalışan çevrelerin 'halkı devlete yaklaştırmama' politikasının bir devamı olarak gündeme getirildi.

Maksat hasıl olunca da, bugün Ergenekon konusunda sessizliğe bürünen kesim tarafından gündemden düşürüldü.

Durum bundan ibarettir.
Kaynak:
Bu haber toplam 578 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri