Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Okurken bile KANINIZ DONACAK

12.10.2009 19:25
1993'te Şırnak Görümlü Karakolu'nda altı köylünün katledilmesine tanıklık eden asker Taraf'a konuştu.
Şırnak Görümlü Köyü'ndeki taburda görevli komutanın emriyle bacaklarından vurulan altı kişi, daha sonra ayaklarından bir askerî araca bağlanıp ölene dek sürüklendi ve cesetleri karakolun arkasındaki yamaca gömüldü.

Şırnak'ın Silopi ilçesine bağlı Görümlü köyünde 1993 yılında askerler tarafından gözaltına alınıp karakola getirilen ve kendilerinden bir daha haber alınamayan altı köylüyle ilgili Taraf, o dönem Görümlü Karakolu'nda askerlik yapan bir görgü tanığına ulaştı. Ergenekon iddianamesinde de yer alan iddiayla ilgili ismi bizde saklı görgü tanığı, altı köylünün önce ayaklarına kurşun sıkıldığını, ardından ayaklarından jeepe bağlanıp yerde bir saat süründürüldüklerini ve cesetlerinin tabura gömüldüğünü söyledi. Görgü tanığı cesetlerin gömüldüğü yerle ilgili bir de kroki çizdi. Krokiye göre cesetler 1993'teki haliyle, taburun dere kenarına bakan yamacına gömülü.

Taraf'ın ulaştığı görgü tanığı, altı köylüye hangi komutanın emriyle kimlerin kurşun sıktığını tüm detaylarıyla anlattı. Görgü tanığının söylediği isimleri şimdilik açıklamıyoruz. Kazı yapılıp iddiaların doğru çıkması üzerine, görgü tanığının bizlere anlattığı tüm isimleri ve detayları kamuoyuyla paylaşacağız.

Altı köylünün kaybolma hikâyesi, 13 Mayıs 1993 tarihinde çıkan bir çatışma sonucu iki askerin şehit olması haberinin duyulmasıyla başladı. 14 mayıs günü Görümlü'ye bağlı Derecik mezrasına gelen JİTEM yetkilileri, Şemdin Culaz, İbrahim Akıl, M. Salih Demirtaş, Halit Özdemir, Hamdin Şimşek ve Hikmet Şimşek'i gözaltına aldı. Gözaltı işlemine gerekçe olarak iki askerin şehit olması gösterilmişti. Görgü tanığı ise o gün hiçbir askerin şehit olmadığını, askerlerin bir birini vurduğunu söyleyip, köylüleri gözaltına almak için gerekçe icat edildiğini iddia ediyor.

20 kişilik JİTEM timi

Taburda o gün yaşananları ise şöyle anlatıyor: “1993'te askerliğimi yapmak üzere Görümlü Karakolu'na gelmiştim. Bizim dönemimizde karakol binası yoktu. Karargâh olarak iki tane seyyar baraka vardı. Komutanlar bu barakalarda kalıyordu ve Karargâh olarak kullanılıyordu. Bizlerde iki kişilik çadırlarda kalıyorduk. Karakolda yaklaşık bin kişi vardı. Bizim taburun yanı sıra Kayseri Hava İndirme ve Tekirdağ Ulaş'tan bir tabur daha Görümlü Karakolu'ndaydı.

Altı kişinin karakola getirilmesinden üç hafta önce 20 kişilik JİTEM grubu karakola geldi. Bu grup gece köylere baskına gidiyor, gündüz ise karakolda yatıyordu. İçlerinden birini tanıyordum. Daha önce Bingöl'ün Solhan ilçesi Yenibaşak köyünde karakol komutanı olan M. Astsubaydı. Daha sonra tayini yine Solhan'a bağlı, Şerefmeydan Karakolu'na çıkmıştı. ‘Yeşil' olarak bilinen Mahmut Yıldırım'ın köyü de bu karakola bağlıydı. M. Astsubay 1990'dan sonra Görümlü'ye gelip gidiyordu. Sivil ve sakallıydı ama ben onu Solhan'dan tanıyordum.

Kurşuna dizip, arabayla çektiler

Altı köylünün getirildiği gün sabah saat 10 gibi karakolun bahçesinde içtima için toplanmıştık. Karşımıza da altı kişiyi dizmişlerdi. Biz onların kim olduğunu bilmiyorduk. İçlerinden biri takım elbiseliydi. Diğerleri 30-40 yaşlarında normal giyimli kişilerdi. Tabur Komutanımız, onlara ‘neden PKK'lılara yardım ediyorsunuz' dedi. İçlerinden birine hoca diye hitap ediyordu. Hoca ‘Biz kimseye yardım etmiyoruz. Bize iftira atıyorlar' dedi.

Yaklaşık yarım saat bu tarz konuşmalar oldu. Sonra komutanın emriyle beş subay, köylülerin ayaklarına kurşun sıkmaya başladı. Daha sonra Land Rover marka jeepin arkasına altı kişiyi ayaklarından iplerle bağlayıp, taburda baş aşağı süründürmeye başladılar. Öğlen saat 1-2 gibi gerçekleşen bu olay yaklaşık bir saat sürdü. Altı köylü de bir saat sonra ölmüştü.

Taburun içine gömüldüler

Komutanın emriyle, karakolun hemen arkasında araba parkı olarak kullanılan garajın hemen ardındaki yamaçta birkaç askere toprak kazdırıldı. Görümlü çayına doğru bu kişiler gömüldü. Hatta kazı yaparken, çevre güvenliğini alan askerlerden İstanbul Bağcılar'da oturan Erzurumlu Yunus, tel örgülerinin hemen yanındaki mayına bastı ve bacağı koptu. Bir gün sonra ise televizyonlarda çıkan haberde, Silopi'de çıkan çatışmada altı teröristin öldürüldüğü, iki askerin şehit olduğu, birinin de mayına basıp bacağının koptuğu haberlerini izledik. İki şehit haberi gerçek değil. Gelen JİTEM elemanları da 15 gün sonra taburdan ayrıldı.”

Görgü tanığı ayrıca geçtiğimiz aylarda Silopi Hac Konaklama tesislerinde yapılan kazıda bu altı kişinin de arandığını ancak bulunamadığını söyleyip, karakolda kazı yapılması halinde cesetlerin ortaya çıkacağını iddia ediyor. “Cesetler halen orada. Geçtiğimiz yıl bir köylüm de orada askerliğini yaptı. O da asker arkadaşlarından karakola ceset gömüldüğünü duymuş. Demek ki bizden sonra 1993'ten itibaren bu bilgi askerler arasında kulaktan kulağa yayılmış ve bugünlere kadar gelmiş” diyen görgü tanığı, soruşturmayı yürüten savcılara da gerekirse konuşabileceğini söyledi.



Kayıp altı köylü Ergenekon iddianamesinde

Ergenekon iddianamesindeki gizli tanıklardan birinin verdiği ifade, Taraf'a konuşan askerin anlatımıyla örtüşüyor. İddianamede yer alan bilgi şöyle: “Görümlü'de düştüğümüz pusuda iki askerin şehit olması üzerine, dönemi Görümlü Bölük Komutanı olan Mehmet Zekeriya Öztürk, köy halkından altı kişiyi gözaltına aldı. Sonra da köylüleri öldürüp, taburun içindeki boş alana gömdü.”

Görümlü'de gözaltına alınıp bugüne kadar haklarında bilgi alınamayan altı köylünün yakınlarının suç duyurusu üzerine Avukat Tahir Elçi, 2002 yılında suç duyurusunda bulundu. Elçi dilekçesinde müvekkillerinin halkın gözleri önünde alınıp götürüldüğünü ve kendilerinden bir daha haber alınamadığını belirterek, tanıkların dinlenmesini istedi. Silopi Başsavcılığı, talep üzerine gösterilen tanıkları dinledi ancak ilginç bir karar verdi. 50 yıldır bölgede Görümlü Karakolu olmasına rağmen, savcı “Görümlü'de Jandarma Taburu bulunmadığı” gerekçesiyle konuyla ilgili takipsizlik kararı verdi. Bununla da yetinmeyen savcılık, söz konusu kişilerin PKK'ya katılmış olabileceğini iddia edip, dava açılması istemiyle dosyayı Diyarbakır DGM Başsavcılığı'na gönderdi. Bu karar üzerine 6 Şubat 2003'te Elçi, Siirt Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz etti. Konuyu görüşen Siirt Ağır Ceza Mahkemesi 28 Nisan 2003'te verilen takipsizlik kararını bozdu ve soruşturmanın devamına karar verdi. Soruşturma halen devam ettiği gibi Diyarbakır'daki dosya da aynı şekilde bekletiliyor.

MEHMET BARANSU - TARAF
Bu haber toplam 5116 defa okunmuştur

Etiket(ler): , , ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri