Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Televizyon Bir Hayal Alemi Oluşturuyor

04.05.2009 23:06
Prof. Dr. Osman ÖZSOY: Televizyon, Bir Hayal Alemi Oluşturuyor
Hocam, isterseniz önce çocukluktan başlayalım.Çocuğun dil gelişimi ile çevresinin ve kitle iletişim araçlarının yayınları arasında bir paralellik söz konusu mu?
 
Önce çevreden başlayalım. Çocuğun doğduğu andan itibaren ilk iletişime girdiği kişi annesi ve babasıdır. Dolayısıyla, anne ve babanın çocuk gelişimindeki etkisi yadsınamaz. Anne ve baba ne kadar bilgili, görgülü, kültürlü ve eğitimli ise çocuğun zekâ gelişimi de o kadar iyi olmaktadır.
 
Hayatın ilk yılları öğrenmenin en yoğun olduğu yıllardır. İnsan 17 yaşına kadar olan zihinsel gelişiminin %50'sini 4 yaşına kadar ki sürede edinmektedir. Çocuğun ilk beş - altı yılı, insan yaşamı için en verimli yıllardır.
 
Dilbilim çalışmalarının önemli isimlerinden Naum Chomsky göre insanlar doğuştan Dil Edinim Mekanizmasına sahiptirler. Dört yaşına kadar çocuk dili hızla edinir ve yetişkinlerin konuşmasına yakın bir dil düzeyine ulaşır. Bu süreçte çocuğun dil ediniminde anne, baba ve yakın çevresinin taklit, pekiştirme ve tekrarının önemli rolü bulunmaktadır.
 
Kitle iletiştim araçlarına gelince… Günümüzde birçok insan zamanının büyük bir kısmini televizyon karsısında harcıyor; geçmişe, bugüne ve yarına ait bilgilerin çoğunu televizyondan öğreniyorlar; tutum ve davranışlarını televizyonun tesiri altında şekillendiriyorlar.
 
Yale Öğrencisi 18 yaşındaki bir genç; “Öğleden sonraları okuldan eve geldiğimde televizyon karşısında geçirdiğim zamanı piyano çalmaya harcasaydım, bugün iyi bir piyanist olurdum. Ya da dans etmeye, okumaya, resme... Fakat ben bunun yerine her gün ama her gün, bir bardak süt ve yiyeceklerle onun karşısındaki koltuğa oturdum, tüm o harcadığım öğleden sonralarıma dönüp baktığımda kendimi o günleri boşa geçirmediğimi inandırmaya çalışıyorum. Hayatımın yaklaşık 5 bin saati bu kutuya gitti" diyor
 
Televizyon, rengarenk, hareketli, müzikli kutu. Tam çocuklara göre. Onunla mamasını yiyor, onunla uyuyor, onunla eğleniyor. Daha 9 aylıkken sese ve görüntüye başlarını çevirerek ilgi gösteren bebeklerin 1 yaşlarına geldiklerinde melodisini sevdiği bir reklamı muhakkak oluyor. İşte bundan sonra çocuğu ekrandan almak zorlaşıyor. Yaşamı ekranda tanıyor, ekrandakileri örnek alıyor, değerleri ekranla şekilleniyor.
 
ABD' de yapılan bir araştırma 4 yaşındaki çocukların gerçekle hayal arasında bir ayrım yapamadıklarını ve televizyonda gördükleri her şeyi gerçek sandıklarını ortaya koymuştur.
Fransa'da yapılan bir araştırmaya göre de çocuklar yılda 900 saatlerini okulda geçirirken televizyon izlemeye 1200 saat ayırmaktadırlar. Amerikan Çocuk Bakımı ve Sağlığı Akademisinin araştırmasına göre 3 ile 5 yaşındaki çocukların günde 2 saatten fazla televizyon izlemeleri, onları hırçın yapmaktadır.
 
Avustralya'da 10 ile 11 yaşlarında 1500 çocuğun televizyon seyretme alışkanlıkları üzerine yapılan bir araştırmada, çocukların seyrettikleri filmlerin yarısı çocuklar için uygun bulunmamıştır. Ayrıca bu çocukların 1/3'ü özellikle şiddet içeren sahnelerden hoşlandıklarını belirtmişlerdir.
 
Televizyon kullandığı dil ve yansıttığı görüntü ile izleyiciyi illüzyona sokmakta ve bu yönü ile de insani gerçeklerden uzak bir hayal aleminde yaşatmaktadır.
 
Televizyon, izlenme biçimi eğer kontrol edilmezse zararlı bir araça dönüşebiliyor diyorsunuz yani..
 
Elbette… Fransız psikopediatri uzmanı Prof. Dr.Lufeau, Francc Soir gazetesinin kendisi ile yapmış olduğu röportajda, 6-14 yaş gurbunda 100 çocuk Üzerinde yapılan araştırmada, televizyon ekranı başından ayrılmayan çocuklarda dinleme yeteneğinden, olayları kavramaya kadar varan çeşitli sosyalleşme olayları için gerekli olan fonksiyonlarda gerileme ve zeka derecesinde düşüş gördüğünü, bu çocuklarda günde 50 dakikadan fazla ekrana bağlı kalanların göz yorgunluğu ve uykusuzluk, dikkatlerini uzun süre bir noktaya toplamalarından ötürü günlük yaşamın şartlarına uymakta güçlük çektiklerini, derslerine kendilerini veremediklerini ve işlerini ağır bir şekilde yerine getirdiklerini söylemiştir.
 
Bugün pek çok çocuk "okumak istemiyorum, yalnızca resimlerine bakmak istiyorum" demektedir. Televizyon okumayı doğrudan etkilemektedir. Her geçen yıl çocuklar daha çok televizyon seyretmekte ve daha az okumaktadır. Çocuk zamanını ailesiyle konuşmak, arkadaşları ile oynamak, okula devam etmek veya kitap okumak yerine televizyon seyrederek geçirmektedir.
 
Televizyon, dilin gelişimine yardımcı olabilecek okuma zamanı ile oyun zamanını tüketmektedir. Televizyon, kısa anlatı, hızlı aksiyon, hızlı planlar, flaşlar v.b. anlatı teknikleriyle, insan beynini anlık, kısa metrajlı alımlara alıştırır ki bu durum "düşüncede devamlılığı" engeller. Anlık açılıp kapanan algının artık uzun süreli "verme"lerden haz almaması ve bunu reddetmesi, çocuklarda bozulmaya yol açar. Çocuklar birçok mesajla boğuşur ve bütün bu karmaşaya bir anlam veremezler.
 
Televizyon öncelikle görsel bir araçtır. İzleyicinin bilincine egemen olan görüntüdür. İnsanlar TV’yi izlerler, okumazlar; hatta dinlemezler. Onu sadece izlerler. TV, anlamayı değil, algılamayı gerektirir. TV izlemek hiç bir beceri gerektirmez, aynı zamanda hiç bir beceriyi de geliştirmez.
 
Amerikalı öğretmen ve eğitimciler televizyon izlemenin, öğrencilerin dikkat sürelerini belirgin derecede azalttığı görüşünde birleşmektedirler. Amerika'da California Eğitim Dairesi'nin yarım milyon 6 ile 12nci sınıf öğrencilerini kapsayan araştırmasında, yüksek seviyede televizyon izleme (günde 3 saatin üzeri) ile düşük notlar arasında güçlü bir bağ olduğu saptanmıştır. Araştırmaya göre yüksek seviyede televizyon izleme, ders çalışma ve okumaya ayrılan zaman ne denli arttırılırsa arttırılsın, öğrencilerin başarısını düşürmektedir.
 
Hocam bir de kitle iletişim araçlarının dilimizi getirdiği noktaya değinmek istiyorum, İnternet ve cep telefonu yazışmaları gördüğümüz kadarıyla dilin yozlaşmasına önemli bir katkı sağlıyor.
 
Haklısınız. İnternette anlık yazışma imkânı doğması gerek kelimelerin kısaltılarak kullanımı gerekse de argonun yaygınlaşması konusunda yozlaştırıcı bir etkiyi de beraberinde getirmiştir.
 
Cep telefonu ile yapılan mesajlaşmalarda kullanılan yazım üslubu da dil üzerinde büyük bir tahribat yapmaktadır. Kuşkusuz insanlığın iletişim tarihi açısından oldukça yeni olan bu iletişim süreçlerinin kısa, orta ve uzun vadede ne tür etkiler yapacağı konusu da yakın gelecekte daha yoğun araştırmalara konu olacaktır.
 
Kitle iletişim araçlarında kullanılan dil toplum üzerinde ne gibi tesirler bırakıyor?
 
Kitle iletişim araçlarında kullanılan dil, bu araçların muhataplarının şahsiyetlerini doğrudan etkilemektedir. Kitle iletişim araçları varlıklarını sürdürebilmek için sürekli ilginç şeyleri ekrana yansıtıyorlar. Kitle iletişim araçlarının en etkili olanları ise gazete ve televizyondur. Haberlerin drama diliyle verilmesi, izleyicinin gerçekle kurguyu birbirine karıştırmasına yol açmaktadır. Öte yandan şiddet sahnelerinin etkisiyle saldırgan bir insan tipi de yaratılmaktadır. Drama dili ile gerçekler dünyasından koparılan kişiler, kendilerine ve toplumlarına yabancılaşmaktadır.
 
Sizce ülkemizde gerek televizyon gerekse radyo ortamlarında Türkçenin kullanımı konusunda yeterince özen gösteriliyor mu?
 
Kitle iletişim araçlarının dil üzerindeki etkisinin çok yönlü değerlendirilmesi gerekiyor. Bence bu konuda gösterilen çabalar yetersiz.
 
Örneğin özel radyo ve televizyonlarda sunucu olmanın belirlenmiş, yazılı hale getirilmiş ve bir kurala bağlanmış kıstasları henüz yoktur. Her yayıncı kuruluşun bu konuda özenli davranması ve kendi ilkelerini geliştirerek bunları kesinlikle uygulaması gerekmektedir. Dil sürekli gelişen bir varlık olduğundan, yayıncı kuruluşların mutlaka çalışanlarını hizmet içi eğitimden geçirmeleri gerekiyor.
 
Televizyonun büyülü ve büyüleyici bir dili vardır. Bugün bu büyülü dil, insanların yararına değil, zararına çalışıyor. Kelimelerin büyülü gücünü insanlığın yararına kullanacak olanlar ise dil ustalarıdır. İzleyicileri zihin, duygu ve davranış özürlü hale getiren televizyonun diline müdahale edip televizyonu insanlık üzerinde kötü bir efendi olmaktan çıkarıp iyi bir köle haline getirmek hususunda dilciler birinci derecede sorumludur.
 
Türkiye’de radyo ve televizyon alt yapısının henüz bu konuda dil edinim ve öğreniminde önemli bir basamak olan okul öncesi programlarıyla yeterli seviyede ilgilendiğini söyleyemeyiz. Buna karşılık, gelişmiş ülkelerde bir çizgi film için bile binlerce insanın çalıştığını ve ana diliyle ile ilgili öğretilecek kelime, kavram ve davranışların adeta bir dil sosyolojisi yoluyla gözden geçirildiğini, kültürel yapılanmada kitle iletişim araçlarının bu arada radyo ve televizyonun programlarının gerek projelendirilip yapımı sırasında; gerekse pazarlanmasında asgari bilimsel yeterliliğe dikkat edildiğini belirtmeliyiz.
 
Hocam, Türk Dili’nin kitle iletişim araçlarında kullanımı sırasında yeterince önem verilmediğini belirttiniz. Sizce bu konuda neler yapılmalı ne gibi tedbirler alınmalı?
 
Gazeteler ve televizyonlardaki dil ihmali bugün Türkçenin yanlışlara doğru sürüklenmesinde en büyük etken olarak göze çarpıyor. Hatalar normalleştiriliyor, yanlışlar ısrarla tekrar ediliyor. Özenli, düzgün bir Türkçe kimsenin dikkatini çekmezken sorumsuzca yinelenen bu yanlışlar geniş halk kitlelerine hızlı ve etkin bir şekilde ulaşıyor ve dilde yozlaşmanın kaynağını oluşturuyor. Geniş kitlelerin Türkçeyi gazetelerden okuduğunu, radyo ve özellikle de televizyonlardan işittiğini düşünürsek bu etkinin doğuracağı sonuçların da ne kadar önemli olduğunu tahmin edebiliriz. Dili sürekli hatalı ve bozuk kullanmaktan dolayı bazı gazete köşelerinde, dergilerde yapılan eleştirilerin gün geçtikçe artması da zaten ortada bir sorun olduğunu açıkça göstermektedir.
 
 Dilimizin sağlıklı bir şekilde gelecek nesillere aktarılması bağlamında kitle iletişim araçlarına düşen sorumlulukları sıraladığımızda şunları not etmek mümkündür:
 
- Türkçe konusunda bireysel ve toplumsal duyarlılık ve ana dil bilinci oluşturulmalı,
- Yabancı dizilerin konuşma metinleri, Türkçe’ye çevrilirken bu iş; Türkçe’yi iyi bilen ve doğru kullanan insanlara yaptırılmalı,
- Sunucu seçiminde doğru ve güzel Türkçe kullanmak başlıca ölçüt haline gelmeli,
- Sunuculara Türkçe’yi doğru ve güzel kullanma konusunda kurslar verilmeli,
- Kitle iletişim araçlarında hazırlanan yapımların, hazırlık aşamalarında dilin toplum için önemi göz önüne alınmalı ve bu, görev ahlakının değişmez bir unsuru olarak görülmelidir.
 - RTÜK, Türkçe’nin korunması ve geliştirilmesi konusunda daha etkin görev almalıdır.
- Dizilerde ve reklamlarda bölgesel ağızlar yerine İstanbul Türkçesi esas alınmalı,
- Yabancı isim taşıyan dergi, gazete, radyo, televizyon gibi kitle iletişim araçlarına Türkçe isim taşımaları yönünde kamuoyu baskısı oluşturulmalıdır.
 
Prof. Dr. Osman ÖZSOY kimdir?
1965 yılında Bartın'da doğan Özsoy, ilkokulu Bartın’da, ortaokulu Zonguldak’ta ve lise öğrenimini de İstanbul Kadıköy’de yaptı. 1987 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun olan Osman Özsoy, 1990 yılında Yüksek Lisans Programını, 1995 yılı sonunda da uzun arşiv çalışmalarının ardından Doktorasını tamamladı. Doktora çalışması sırasında Osmanlı Devleti’nin son 30 yılına ait basınını taradı, ayrıca Osmanlı Arşivleri’nde incelemelerde bulundu.
 
1982 yılından buyana çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda makalesi ve araştırması yayınlandı. Hizmet İçi Eğitim Programları geliştirdi. Bu programlar çerçevesinde Türk Basın Tarihinde ilk kez bir gazete bünyesinde “Gazetecilik Eğitim Öğretim Merkezi”nin kurulmasına öncülük etti. Türkiye’nin ünlü simalarının burada genç gazeteci adaylarına dersler vermesini sağladı ve bu alanda koordinasyon görevi üstlendi.
 
STV’de 101 hafta boyunca canlı olarak yayınlanan ve genel olarak üst düzey devlet ve siyaset adamlarıyla, iş ve basın dünyasından ünlü simaların konuk edildiği “Bizim Kürsü” programının yapım ve sunuculuğunu yaptıktan sonra, programın günlük olması yönündeki istekler üzerine, hafta içi her akşam yayınlanan ve günün gelişen olaylarının sıcağı sıcağına değerlendirildiği “Haber Kritik” adlı programın da 202 bölüm boyunca yapım ve sunuculuğunu yaptı. Bu arada akademik hayatını da devam ettirmekte olan yazar, TV ve Radyo Haberciliğinde Kamuoyu Oluşturma, Medya ve Siyaset İlişkileri konularında yüksek lisans ve doktora dersleri de vermektedir.


Analitik Bakış
Bu haber toplam 7884 defa okunmuştur

Etiket(ler): ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri