Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Temel değer ilkeleri

14 Mayıs 2008 / 10:48
Hüseyin Hatemi'nin yorumu

Temel değerleri belirleyen ve insanlara bu yolu gösteren; Yaratıcı'dır. Ne var ki bu gerçeği söylemek; bizim gençliğimize kadar kullanılan bir deyimle “demode” olmuş, daha doğrusu insanlar bu telâkkîye “yönlendirilmiştir”. Kullanılan terimler de sık sık değiştirilir ki, yeni nesiller, “bâtıl”ın değişmeyen yanlış çağrısını sürekli “çağdaş” görsünler, Hakk'ın çağrısına ise “demode” veya “out” desinler.

“Elleziy kaddere fehedâ”. Değer ilkelerini belirleyen, bu ilkeleri insanlığa gösteren, Yaratıcı'dır. Yaratıcı; Rabb'dir. (A'lâ, 87/3).

Yazık ki bugün bu gerçeği düşünmek unutturulmuş, söylemek de ayıplanmıştır. Söylerseniz, “gerici” sayılmayı göze almanız gerekir. Oysa temel değer ilkeleri İbrahim ve Musa'nın da “suhuf”unda belirtilen ilkelerdir. İnsanlık için kurtuluş bu ilkelerde birleşerek sevgi ehli olmadadır.

Sütten kesilebilmeleri için emziğe alıştırılmış çocuklar, emziklerini kolay terketmezler. Bazı “okumuşlar” için agnostisizm böyledir. Hele emzikleri -uyumaları için- haşhaşa batırılmışsa keyiflerine diyecek yoktur.

Oysa bu tutum insanlığın hayrına değildir. Temel değerlere ve bunları açıklayan temel ilkelere gelince “bunların değişmezliklerine ve Rabb'den geldiklerine inanmak bilim ve akıl dışı bir seçim olur, bunlar değişir, Tabiî Hukuk diye birşey yoktur, herşeyi insan belirler!” demek, sonra da kendi isteklerini dayattıkları ve “Pozitif Hukuk”ta dahi temeli olmayan emir ve yasaklara gelince, “bunlar değişmez, hele değiştirmeye kalkın da, (aman ne olur değiştirmeye kalkın da) külâhları değişelim, iktıdar tâcına hasret kaldık, verin şu kaşığı da biraz da biz ölelim!” “mod”una geçmek, çok ibret verici bir müşahade alanıdır.

Emîr-ul-mü'minîn, “iktıdar”ın amacını şöyle belirtir: Mazlûmun hakkını zâlimden alıncaya kadar, bu yolda didinmeyi aslâ bırakmama konusunda, Allah'a olan ahdini yerine getirmek!

Biz, hiç değilse “üzümünü ye, bağını sorma!” derecesinde dahî bir basîret göstermeyip değişmez temel değer ilkelerini reddetmeyi akılcılık saymada diretiyoruz.

AB içinde de, sonuçta ne “agnostikler”e, ne de “hristiyanlar”a şirin görünebiliyoruz. Çünkü onlar hiç değilse -son zamanlarda oldukça zedelenmiş olsa da- “üzümünü ye, bağını sorma!” anlayışı ile, bu temel değer ilkeleri üzerinde bir “uzlaşma”ya varabiliyorlar. Bizde, kendi aramızda hiçbir uzlaşma noktası -hemen hemen- bırakılmadı. Uzlaşma sevgiyle olursa sürekli olur. “İkrah” ile, cebirle, zorla sağlanan görünürdeki uzlaşmalar kısa zaman sonra bozulurlar ve üstelik durum eskisinden kötü olur. Dayatılmış uzlaşmalar, hınç ve öç duygularına, intikam isteklerine yol açar.

Geçen yılki “coşku”, şânımıza yakışır bir Anayasa yapmamızı sağladı mı? Heyhat! 2008 yılında Tarihimiz'e Anayasa yerine iki ayrı Hukuk âbidesi armağan etmekle kaldık: İddianame ve savunma! Anayasa'ya ne zaman kavuşacağız? -Eldekiyle yetinin şimdiki halde! Şimdi sırası mı?

Ne yapmalıyız? Yine aynı noktaya geldik: Temel değerlerde uzlaşmalıyız. Bu uzlaşmada “Yaradılmışı hoş gördük/Yaradan'dan ötürü!” bilincine dayanmalıdır. “İnsanlık onurunda, insanlık değerinde eşitlik ilkesi”ni benimsemeksizin yapılan hiçbir uzlaşma da uzun ömürlü olamaz. Uzlaşmalar “Sağlam kaya” üzerinde kurulmuş olmalıdır.

Bir heyhat daha! Bu sözleri tekrar etmenin bir yararı oluyor mu? Kendi feryâdımdır ancak ses veren feryadıma! (M.Akif Merhum) Ne yapmalıyız ey Azîzan?

-Ne yapabiliriz ki? Gel de bir çay içelim! Bundan başka yapacak birşey var mı? Tee trinken und abwarten!

-Bugün de biraz kısa dertleşmiş olalım! Söylesem te'sîri yok/Sussam gönül râzî değil! Allah encâmımızı hayr eylesin!

Kaynak:
Bu haber toplam 744 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri