Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Terör tehdidi geri tepiyor

19 Mayıs 2008 / 08:40
'Terör tehdidi' geri tepmeye başladı - Ahmet Kurucan'ın yorumu
Semitizm ve anti-semitizm; dünyadaki siyasi gelişmelerle uzaktan yakından alakası olan hemen herkesin zihninde çeşitli çağrışımlar uyanır bu iki kavramı duyduğunda. Bu çağrışımlar Yahudi yanlısı ya da karşıtlığı, müsbet veya menfi olabilir.

Bu, biraz meseleye nereden baktığınıza bağlıdır. Nerede duruyorsunuz, ideolojiniz nedir, hangi dine ve kültüre mensupsunuz, nerede yaşıyorsunuz, eğitim durumunuz, analiz-sentez kabiliyetiniz, bu çerçevede cereyan eden hadiselerden etkilenme durumunuz vb. sorularının cevapları, semitizm, anti-semitizm karşısındaki düşüncelerinizi şekillendiren ana unsurlar olacaktır.

Meselemiz semitizm veya anti-semitizm değil; mevzuumuz bu tip kavramlara her gün yeni ilavelerin yapılması. Söz gelimi; İslamofobia, İslamofaşizm, yenilerde gündeme giren Eurabia ve bugünkü yazımızın konusunu teşkil edecek olan terörofobia (terrorophobia). Terörofobia genelde 11 Eylül sonrası başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinin terör karşısındaki politikalarının tutarsızlığını nazara veren bir kavram. Bu kavram terörü önleme adına ortaya konan ve adına anti-terör/counter-terör denilen uygulamalarının karşıtında yer alıyor. Aklıselim sahibi herkesin iştirakiyle elde edilen ortak kanaat şu ki anti-terör/counter-terör denilerek 6-7 yıldan beri acımasız ve tavizsiz bir şekilde uygulanan önlemler -ki savaşlar buna dahil- terörü yok etme adına istenilen sonucu vermiş değil ve gidişattan anlaşılıyor ki bu metotta ısrar edildiğinde verecek gibi de gözükmüyor. İşte bu gerçeği gören üniversitelerdeki akademisyenlerden, think-tank kuruluşlarında çalışan uzmanlara varıncaya kadar birçokları, anti-terör politikalarına terörofobia ismini vermiş durumda. Bunlara siyasi kadrolardaki muhalif sesleri de ilave edebilirsiniz.

"Terörle mücadelede" ölen insan sayısı terörist saldırılarda ölenlerden daha fazla

Hissi değil, aklî, mantıkî temeller üzerine oturuyor bu kesimlerin terörofobia eksenli değerlendirmeleri. En baştaki delilleri, yetkili makamların da bildiği ve önlem almak için çaba ve gayret içinde bulundukları Amerikan karşıtlığı. Tüm dünya genelinde hemen her gün yükselen bu karşıtlık adına PEW tarafından 26 İslam ülkesinde yapılan anketin bazı sonuçlarına isterseniz birlikte bakalım: Bu ülkelerdeki Amerikan karşıtlığı ortalamada % 70'in üzerinde. Türkiye'de % 83. Anti-terör uygulamalarında ABD'nin taraf tuttuğu, Müslüman ülkelerle, Müslüman olmayan ülkeler arasında ayırımcılık yaptığı bu kanaatin oluşmasında en önemli etken. Afganistan ve Irak'a olduğu gibi gün gelecek bize de saldıracak endişesi ikinci etken. Ankete katılanların % 76'sı böyle düşünüyor. ABD'nin BM başta hiçbir uluslararası güce inanmaması, altında imzası bulunan anlaşmalara rağmen bu kurumları ve anlaşmaları yok sayması, bir başka dille onu kontrol edecek bir gücün olmaması ise bir başka önemli faktör. Diyor ki uzmanlar: "İşte bu bakış açısı bile, ABD ekonomisini menfi olarak etkiliyor ve etkilemeye de devam edecek."

Bunun yanında 11 Eylül sonrası çıkartılan vatanseverlik yasası (Patriot Act) sonucu terörist ithamı nedeniyle sorgulamaya alınan insanlara yapılan muameleler Amerikan karşıtlığını besleyen bir başka sebep. Nasıl olmasın ki Hollywood filmlerine bile konu oldu bu işkenceler. Çok sesliliğin her şeye rağmen yaşandığı ABD'de yükselen bu muhalif sesleri destekleyecek çok başka argümanlar da var. En basitinden 11 Eylül'den bu yana el-Kaide'nin içinde bulunduğu terör eylemlerinde ölen kişi sayısı ortalama 300; ama ABD'nin terörü önleme adına yaptığı savaşlarda ölen kişi sayısı ise 80.000. Her iki rakam da yıllık. Daha açık bir ifadeyle terörü önleme adına devlet eliyle yapılan mücadelelerde ölen kişi sayısı terörist saldırılarda ölen kişi sayısının 266 katı. Hem realite hem de psikolojik bağlamda özelde ABD'ye, genelde Batı dünyasına kan kaybettiren bir sonuç bu.

İşte bu tablodan dolayı yüksek sesle konuşan uzmanlar iç sorunlar itibariyle trafik kazalarının terör eylemlerinden çok daha sahici ve tehlikeli bir boyuta sahip olduğuna inanıyorlar. Rakamlar da bu görüşü destekliyor. Çünkü istatistiklere göre 2002 yılında ABD'de trafik kazalarında ölen insan sayısı 25.849. 2007'de ise 42.815. 5 yıldaki yükselişe dikkat. 2007 yılı rakamları esas alınacak olursa günde ortalama 117 kişi hayatını yollarda kaybediyor demek bunun manası. Oklahoma saldırısı ve 11 Eylül günü hariç günde ABD'de terörden bu kadar insan ölmemiş. Sonuç itibariyle; 'önleyici doktrin' deyip savaşı da ihtiva eden önlemler paketinin yeni baştan ele alınması gerekiyor. Anketlerdeki sonuçlar da gösteriyor ki İslam dünyası Batı'ya bir bütün olarak bakıyor. Belki inancın bağı onları böyle düşündürüyor. Belki savaşın sadece Afganistan ve Irak'a değil İslam'a ve İslam dünyasına açıldığına inanıyor. Bugün onların başına gelenlerin bugün olmasa da yarın kendi başlarına gelebileceğini düşünüyor.

Onları böyle düşündüren unsurlar da yok değil. İran ve Suriye eksenli son dönemlerdeki tartışmalar bu bakış açısını destekleyen faktörler arasında sayılabilir bence. İsrail'in ABD'nin bir eyaleti statüsünde olduğu imajını veren sahiplenmeler bu çizgide bir başka delil olarak kabul edilebilir. Nitekim bazı sağduyu sahibi uzmanların şu tesbiti oldukça manidardır: "İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ı şahsı, tavırları, karakteri itibariyle sevmeyebilirsiniz, ama dış politikamıza yönelik getirdiği eleştirileri yabana atamazsınız!."

Dile getirilen bu düşüncelerden teröre karşı önlem alınmasın manası çıkarılmamalı. Ama alınan önlemler eşitlik ve adalet ilkesini gözetmeli. Heptenci ve toptancı bir tavır izlememeli. Terörofobia kavramını haklı çıkaracak korku ve panik unsurlarını bünyesinde barındırmamalı. Uzun soluklu, serinkanlı ve kalıcı çözümler üzerinde durulmalı. Bataklığı kurutmak hedef alınmalı. Dolayısıyla terörle mücadelenin yanında terörü doğuran sebeplerle mücadeleye daha fazla zaman, kaynak ve enerji ayrılmalı.

Gerçek bir anekdotla bitirelim yazıyı: Terörle mücadelede en üst düzey yetkililerden birisi basın toplantısında gazetecilere yakında 11 Eylül benzeri bir saldırı olabileceğini söylüyor. Gazeteciler hemen "Delilleriniz nedir, bu hususta istihbarat mı aldınız?" diye soruyor. Yetkili Türkçeye "Kalbime öyle doğdu." diye tercüme edilebilecek bir cümle ile cevap veriyor. Sonuç, o günden bu yana 11 Eylül bir saldırı olmadı, ama sırf bu endişelerden dolayı güvenlik alarmının rengi hedef sanılan bazı şehirlerde ara ara turuncuya, sonra kırmızıya çıkartıldı. Renk değişmesi diye hadiseye bakmamak lazım; her bir rengin değişimi alınan önlemlerden dolayı milyarlarca dolara mal oldu bu ülkeye. Ve şimdilerde mizahın konusu oldu yukarıda aktardığımız bu cevap. Diyorlar ki terör saldırılarını tespit adına bir "gut-o-meter" icat edildi. Gut, içgüdü demek. Kimin içgüdüsü? Yetkililerin! İşin mizahi boyutu bir yana, gerçekten terörofobia kavramını haklı çıkaran uygulamalara son verme zamanı geldi de geçiyor bile.

Kaynak:
Bu haber toplam 728 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri