Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Tolon'un 'mutlaka oku' dediği

21 Temmuz 2008 / 01:18
Emekli general Hurşit Tolon'un "Mutlaka okuyun" dediği "Kod Adı Darbe" kitabının yazarı, neler anlatıyor:

Ergenekon soruşturması kapsamında Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan emekli Orgeneral Hurşit Tolon, kendisini ziyaret eden Kocaeli Gazetesi'nin İmtiyaz Sahibi Tanzer Ünal'a herkesin Zihni Çakır'ın yazdığı 'Kod Adı Darbe' isimli kitabı okumasını istedi. Tolon, "Bu kitabı herkes okusun. Türkiye'de nelerin olup bittiğini anlarsınız" dedi.

Zihni Çakır ise cezaevine girmeden son röportajını gazeteci Feridun ve Arzu Erdoğral'a vermişti. İşte, Zihni Çakır ile yapılan son röportaj:

- Daha önce Ergenekonun çöküşü 1 ve Ergenekonun çöküşü 2 adlı kitaplarla büyük bir yankı uyandırdınız, son kitabınız “Kod Adı Darbe” kitabınızda ise önemli iddialar var. Özellikle Yekta Güngör Özden, Sabancı suikastı ve Genelkurmay'a yönelik yapılacağı iddia edilen saldırı ile ilgili.. Bu konular  medyada da geniş yer buldu. MİT'ten de kitapta yer alan konuyla ilgili bir yalanlama geldi. Özde' den de "Ben ABD'ye dahi gitmedim bu iddiaların hepsi asılsız. Avukatlarım bu konuyla ilgili gerekeni yapacaktır" açıklaması geldi.. Kitabın yazarı olarak gelinen bu noktayı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bu kitabın çalışması sürecinde zaten benim belgelere dayanmak için beklemiş olmamın sebebi karşıma çıkacak bu tarz eleştirilerin, bu tarz saldırıların ve bu tarz yalanlamaların altını doldurmak amaçlıydı. Neticede gazeteciyiz ve gazeteci haber kaynağına sadık kalarak elinde bulundurmuş olduğu belgeleri yayınlayarak kamuoyunu bilgilendirme görevini yürütmektedir.

Bu anlamda bu belgelerle ilgili yalanlanan haberlerin çıkması zaten beklenen bir durumdu zira örneğin MİT ile ilgili 96 yılında hazırlandığı iddia edilen ve bu belgede de görülen suikastın araştırılması raporu elbette ki MİT'in üst düzey yetkilileri tarafından yalanlanacaktı. Çünkü yalanlanmasaydı birileri onlara çok rahat kalkar derlerdi ki “Siz 12 yıldır nerdeydiniz” derlerdi. Böyle bir saldırının karşısına sağlam çıkabilmek için doğal olarak gazeteciyi hele kitapları ile piyasayı bilgilendirmeye çalışan, kendini belli köşelerde savunma şansı olmayan bir gazeteciyi yalanlamak çok kolay olacaktı ve bunu bekliyordum neticede sürpriz bir gelişme olmadı.

Yekta Güngör Özden ile ilgili bölüme gelecek olursak bir şahıs "Ben CIA ajanıyım" diyerek ortada gezecek hali yok ama bu suçlarla isnat edilen şahısların geçmişte ülke için yaptıklarına ülkenin bugün için içinde bulunmuş olduğu çıkmazın geçmişte atılan temellerindeki pozisyonlarına baktığınız zaman bu insanların kimlere hangi amaçlarla hizmet ettiklerini çok daha iyi algılarsınız.

YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN'İN CIA AJANLIĞI İDDİASI

- Tabii ki gazeteciye kaynak sorulmaz ama şunu sormak istiyorum.Türk demokrasi tarihi sürekli olarak kesintiye uğratılıyor ve bu kesintiler neticesinde hep çetelerle karşımıza çıkan yapılanmalar var. Neden bu yapılanmaların sonu gelmiyor bunun zeminini hazırlayan sizce Türkiye'de nedir?

- Aslında bunların zeminlerini hazırlayan bizlerin yani medya mensuplarının tutumlarıdır en başta. Çünkü bakın çok enteresan gelecektir siz, Yekta Güngör Özden'in CIA ajanı olduğuna dair belgeyi yayınlayan ve kendi gazetelerinde, internet sitelerinde kullanan medya mensupları nedense aynı belge içerisinde iki isim daha var bunları görmezden geldiler. Yani biz eğer demokrasiye sahip çıkmayı kendi yandaşımız olmayanlar ile hesaplaşmaya çevirirsek, demokrasi ile mücadele sürecinde, demokrasiye darbe vurmak isteyenlerin önünü her zaman açarız.
Şimdi benim yayınlamış olduğum o belgede üç isim var.

Yekta Güngör Özden bunlardan birisi. Ama onun dışında Türkiye'de 28 Şubat'ın “Babası” olduğu iddia edilen şahsın, CIA'ya çalıştığı ve 2000-2005 yıllarındaki Amerikan programında çok rahat kullanılabileceği ifade ediliyor. Şimdi siz bu şahsın oradaki CIA ajanı olduğuna dair metnin içeriğini yayınlamayacaksınız, ama sadece Yekta Güngör Özden, neden?

Çünkü onunla hesaplaşıyorsunuz. Eğer biz bu mantıktan vazgeçmezsek, demokrasi karşıtları ile falan mücadele edemeyiz.  Demokratik bir sürece giremeyiz. Çünkü biz objektif bakmıyoruz. Biz sadece, gelişmeleri olayları,ortaya çıkan gerçekleri,birileri ile hesaplaşma babında kullanıyoruz. Eğer biz gerçekten demokrasi düşmanları ile mücadele etmiş olsaydık zaten 80 yıllı Cumhuriyet tarihinde biz bu mücadelede başarılı olurduk. Ama bugüne kadar bu tavrımızda bir değişiklik olmadığı için bir arpa boyu bile yol alamamışız.

TSK VE HÜKÜMET KONSENSÜS SAĞLADI

- Bazen siyasi aktörlerin, bu çetelerin çökertilmesinde etkisi olabilecekken koltuk derdine etkisini kullanmadığını görüyoruz, bunun yanı sıra bu iddialar ortaya atıldığında vatansever kuvvetler güç birliğine daha önce bağlantılarınızın olmasına dikkat çekildi ama siz açıklamalarınızda bu vatansever kuvvetler güç birliğinin içeriğini öğrendikten sonra oradan ayrıldığınızı belirttiniz ve netice itibarıyla şu an çetelerle mücadele ediliyor. Tüm bunların yanı sıra son noktada gündeme gelen konuların yanı sıra halen çetelerle mücadele edilirken süreci siz nasıl değerlendiriyorsunuz, nasıl bir süreçteyiz? Hangi noktadayız şu an yasa dışı güçler ile mücadelede?

- Aslına bakarsanız bugünkü siyasi iradenin çetelerle mücadele konusunda ciddi anlamda kararlı olduğunu görüyorum. Zaten bizim bu kadar açık ve net bir şekilde bu çetelerin arka planını deşifre edilmesindeki cesaret gücümüz siyasal iktidarın yani yürütmenin bu konunun üzerine gitmekteki kararlılığından kaynaklanıyor. Çünkü ne kadar cesur olursanız olun yani insan kendi hayatıyla ilgili olduğu zaman attığı adımları ölçülü atmaya çalışıyor.

İnanın bu son kitabımdan sonra attığım adıma baktığımda ölçü falan kalmadığını görüyorum, yani çetelerle mücadele noktasında bugün yargı, TSK ve hükümet ciddi anlamda konsensüs sağlamış durumda.
Bu konsensüsü bizim gibi çetelerin çökertilmesini isteyenlere de cesaret vermekte, eğer zaten bu konsensüs sağlanmamış olsa idi bugün Ergenekon ile ilgili bu gerçeklerin ortaya çıkması da mümkün değildi, Ergenekon konusunda bu kadar adım atılması da mümkün değildi. Birileri hükümetle TSK ve yargı arasındaki konsensüsü bozmaya çalıştıysa da en başta ana muhalefet partisi lideri Deniz Baykal şu ana kadar bunda başarılı olduğunu söyleyemeyiz bu anlamda gelecek için ümitliyim aslında.

TOLON'UN TASİYE ETTİĞİ KİTABI HANGİ SİYASİ CİDDİYE ALMAMIŞTI?

- Danıştay provokasyonunun tarihi ile ilgili ilginç noktalar dikkat çekiyor, özellikler bugünlere gelinmesinde Danıştay saldırısının bir başlangıç olduğu öne sürülüyor, sizin bu konudaki araştırmalarınız bir gazeteci olarak nelerdir?

- Bugün Türkiye'de Türk demokrasisinin ve halk iradesinin tecellisinin önüne geçmek isteyen güçlerden oluşan ve o güçler tarafından yönetilen derin yapılanma şimdi karşımızda Ergenekon adıyla duran yapılanma, Türkiye'yi ve Türk demokrasisini yaralayacak eylemlerin en büyüğüne Danıştay saldırısıyla birlikte start vermiştir, geçmişte de vardır faili meçhul cinayetler ama toplumsal anlamda Türkiye'deki siyasal iktidarı destekleyenleri ürkütecek olan eylemi Danıştay saldırısıdır. Bunu bu şekilde değerlendirebiliriz..

YARGININ REFERANSI BİR GRUBUN DIŞINA ÇIKMADI

- Danıştay saldırısından önce Türkiye'de ekonomik kriz çıkarılmak istendiği, bu başarılamayınca Danıştay saldırısının yapıldığı ve bu çirkin provokasyonun ardından özellikle dinci bir saldırı şeklinde lanse edilmesi ardından Alparslan Arslan'ın ulusalcı, darbeci Ergenekon çetesi bağlantılarının ortaya çıkartılması ve bunların hasıraltı edilmesi ise kafa karıştırıcı bir durum. Bu durumun bazı hukukçular tarafından desteklenmesi sanki olay dinci bir kesim tarafından yapılıyor imajının verilmesi de enteresan gelen bir konu. Siz ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında?

- Türkiye'de bu tarz derin yapıda illegal örgütlenmeye ülkenin belli güçlerinin desteği olmadan yol kat edebilmesinin mümkün olmadığını söyleyecek olursak, Danıştay saldırısının ana temasının da Türkiye'deki mevcut yasal iktidarın gayri meşruluğunu ya da gayri meşru örgütlenmelere cesaret verdiğini ispat etmek için planlamış olursak tabiî ki bu saldırının altında bu örgütlenme yapısının olmadığını söylemek çok kolay olur ve bizim temel amacımız bu olur.

Danıştay saldırısıyla ilgili mahkeme karar veriyor, mahkemenin karar verdiği süreç içerisinde o saldırıdaki sanıklar yani bizzat o saldırıyı düzenleyen sanıklar itirafta bulunuyorlar ama siz mahkeme olarak diyorsunuz ki hayır ben senin itirafını kabul etmiyorum, bu itirafını araştırma gereğini bile duymuyorum.

Neden öyle diyorsunuz şimdi sizin referansınız yani Türkiye'deki yargının referansı maalesef belli bir siyasal görüşün dışına çıkmamıştır şimdiye kadar. Bu bağlamda aynı referansla da hazır böyle bir saldırı sonrasında Türkiye'de her geçen gün destekçisi artan bir dünya görüşünü yok edebilecek argümanları elinizde bulundururken böyle bir itirafla bu argümanları yok etmek istemiyorsunuz.

Doğal olarak da gerekçeli kararınızı diyorsunuz ki hayır ben senin samimi itiraflarını kabul etmiyorum, bu böyledir, nasıldır? İşte Türkiye'de bir siyasal iktidardan güç alan yani bazı faaliyetlerin odağı olan kesimler tarafından işlenmiş bir cinayettir diyorsunuz aynı zamanda. Türkiye'deki iktidar partisiyle yani Adalet ve Kalkınma Partisiyle ilgili açılmış olan kapatma davasının en güçlü argümanını da yok etmek istemiyorsunuz, buna bu şekilde bakmak lazım..

KÜRESEL OYUNCULARIN YEREL PİYONLARI KİMLER?

- Danıştay saldırısıyla  AK Parti'ye açılan kapatma davasının ilişkilendirildiğini düşünürsek şu an hayali bakanlar işte Reuters'e açıklamalar yapıyor. "AKP kapatılacak" vesaire. İşte eski bir AKP'li milletvekilinin hukukçularla ve siyasi parti liderleriyle görüştüğü iddia ediliyor. Bu isimlerden birinin Ergenekon ile bağlantısının olduğu iddia ediliyor, tüm bunları düşünürsek şu an nasıl bir süreçteyiz? Ne kadar çetelerin önüne geçilebildi? Ve bir de şu enteresan bir konu, yaşananlarda ABD'nin parmağı olduğu söyleniliyor. ABD'nin parmağı varsa neden kapatmaya karşı çıkıyor bunlarda merak edilen sorular?

- Şu ana kadar konuştuklarımız bile Türkiye'deki Cumhuriyet rejimi için modern denen demokrasi için o kadar acı gerçekler ki; yani biz bağımsız bir ülkeyiz Türkiye Cumhuriyeti devletiyiz ve bu devlet içerisindeki siyasal iktidarın dünyadaki hangi oyun kurucu tarafından kapatılmak istendiğini tartışıyoruz ve biz aynı zamanda bunu tartışırken Türkiye'deki yargının bağımsız olduğunu iddia etmeye çalışıyoruz.

Türkiye'deki siyasal aktörlerin Türkiye'nin çıkarları için hizmet etmeye çalıştığından söz ediyoruz halbuki çok acı. Yani biz iktidarı değiştirmek isteyen güçlerin, Avrupa'nın ya da Amerika'nın hangi kanat olduğunu tartışırken böyle bir şey söyleyebilir miyiz? Ben Türkiye'nin bağımsız bir ülke olduğuna, Türkiye'deki siyasal iktidarların içinde hala halk iradesinin olduğuna inanıyorum. Ama maalesef bugünkü AKP'nin küresel aktörlerin bir planı olarak gördüğünü söyleyen sizin biraz önce sözünü ettiğiniz AKP'li eski milletvekili maalesef bu küresel aktörlerin küresel oyun kurucularının Türkiye'de piyonluğunu yapmaktan geri durmuyor.

Neden durmuyor? AKP ile ilgili bir kapatma davası süreci işlerken o kapatma davasına bakan mahkemenin en üst yetkililerinden birisi ile yemekte buluşabiliyor. Aynı şahsın AKP'ye yönelik ithamlarını, AKP'ye yönelik suçlamalarını bu toplum unutmadı. Buna rağmen birlikte olmak AKP ile ilgili kapatma kararının hangi küresel oyun kurucu tarafından, hangi küresel piyonlar tarafından yaptırıldığını anlamak çok kolaydır aslında.

Ben Türkiye'nin kendi sürecinde yargının kendi içselliğinde AK PARTİ'nin kapatılacağına inanmıyorum. Ama işte o küresel oyun kurucuların Türkiye'deki bu piyonları vasıtasıyla kapatmayı gerçekleştirebileceği endişesini taşıyorum içimde, yoksa AKP'nin eylemleriyle, fiilleriyle, beş yıllık uygulamış olduğu politikalarla ve beş yıl önceki söylemleri de dahil olmak üzere kapatmayı gerektirecek bir fiilin içerisinde bulunmadığını hepimiz biliyoruz. Ama maalesef dediğim gibi aynı oyun kurucular aynı senaryoyu tekrar işleme koydular, bu esas üzüntülü olan, bu aslında toplumda endişe yaratan.

TURAN ÇÖMEZ NELER DEDİ?

Arzu Erdoğral, bu bilgiler ışığında; gazeteci yazar Zihni Çakır'ın iddialarını ve Yeni Şafak gazetesinde çıkan haberdeki bazı iddiaları Turhan Çömez'e sordu…

Öncelik ile, Yeni Şafak gazetesinde geçen ,”Paksüt ile AK Parti davası hakkında hiçbir şey konuşmadığını söyleyerek ilginç bir iddia da ortaya attı" denilen ve “Asıl bazı AK Partililer'in Paksüt'le görüştüğünü biliyorum, onu araştırın” diyen “Çömez'in açıklamasının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı sorusunun kendisine sorulması üzerine, Turhan Çömez, "Evet haberi hazırlarken oradaki bilgileri kullanabilirsiniz" dedi.

Çakır'ın iddiaları sorulduğunda ise biraz sinirlenen Çömez; “Ben Zihni Çakır falan tanımıyorum, iddiaların da tam ne olduğunu bilmiyorum. Ama iddiaları ortaya atanlara da saygı duyuyorum” dedi…

Konu ile ilgili görüşleri sorulan ve isminin açıklanmasını istemeyen eski bir siyasetçi ve gazeteci de Turhan Çömez'in büyütülecek kadar önemli bir isim olmadığını ve bu tarz haberlerle gündeme çıkarak eğlendiğini iddia etti.

Ergenekon soruşturması kapsamında Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan emekli Orgeneral Hurşit Tolon, kendisini ziyaret eden Kocaeli Gazetesi'nin İmtiyaz Sahibi Tanzer Ünal'a herkesin Zihni Çakır'ın yazdığı 'Kod Adı Darbe' isimli kitabı okumasını istedi. Tolon, "Bu kitabı herkes okusun. Türkiye'de nelerin olup bittiğini anlarsınız" dedi.

Zihni Çakır ise cezaevine girmeden son röportajını gazeteci Feridun ve Arzu Erdoğral'a vermişti. İşte, Zihni Çakır ile yapılan son röportaj:

- Daha önce Ergenekonun çöküşü 1 ve Ergenekonun çöküşü 2 adlı kitaplarla büyük bir yankı uyandırdınız, son kitabınız “Kod Adı Darbe” kitabınızda ise önemli iddialar var. Özellikle Yekta Güngör Özden, Sabancı suikastı ve Genelkurmay'a yönelik yapılacağı iddia edilen saldırı ile ilgili.. Bu konular  medyada da geniş yer buldu. MİT'ten de kitapta yer alan konuyla ilgili bir yalanlama geldi. Özde' den de "Ben ABD'ye dahi gitmedim bu iddiaların hepsi asılsız. Avukatlarım bu konuyla ilgili gerekeni yapacaktır" açıklaması geldi.. Kitabın yazarı olarak gelinen bu noktayı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bu kitabın çalışması sürecinde zaten benim belgelere dayanmak için beklemiş olmamın sebebi karşıma çıkacak bu tarz eleştirilerin, bu tarz saldırıların ve bu tarz yalanlamaların altını doldurmak amaçlıydı. Neticede gazeteciyiz ve gazeteci haber kaynağına sadık kalarak elinde bulundurmuş olduğu belgeleri yayınlayarak kamuoyunu bilgilendirme görevini yürütmektedir.

Bu anlamda bu belgelerle ilgili yalanlanan haberlerin çıkması zaten beklenen bir durumdu zira örneğin MİT ile ilgili 96 yılında hazırlandığı iddia edilen ve bu belgede de görülen suikastın araştırılması raporu elbette ki MİT'in üst düzey yetkilileri tarafından yalanlanacaktı. Çünkü yalanlanmasaydı birileri onlara çok rahat kalkar derlerdi ki “Siz 12 yıldır nerdeydiniz” derlerdi. Böyle bir saldırının karşısına sağlam çıkabilmek için doğal olarak gazeteciyi hele kitapları ile piyasayı bilgilendirmeye çalışan, kendini belli köşelerde savunma şansı olmayan bir gazeteciyi yalanlamak çok kolay olacaktı ve bunu bekliyordum neticede sürpriz bir gelişme olmadı.

Yekta Güngör Özden ile ilgili bölüme gelecek olursak bir şahıs "Ben CIA ajanıyım" diyerek ortada gezecek hali yok ama bu suçlarla isnat edilen şahısların geçmişte ülke için yaptıklarına ülkenin bugün için içinde bulunmuş olduğu çıkmazın geçmişte atılan temellerindeki pozisyonlarına baktığınız zaman bu insanların kimlere hangi amaçlarla hizmet ettiklerini çok daha iyi algılarsınız.

YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN'İN CIA AJANLIĞI İDDİASI

- Tabii ki gazeteciye kaynak sorulmaz ama şunu sormak istiyorum.Türk demokrasi tarihi sürekli olarak kesintiye uğratılıyor ve bu kesintiler neticesinde hep çetelerle karşımıza çıkan yapılanmalar var. Neden bu yapılanmaların sonu gelmiyor bunun zeminini hazırlayan sizce Türkiye'de nedir?

- Aslında bunların zeminlerini hazırlayan bizlerin yani medya mensuplarının tutumlarıdır en başta. Çünkü bakın çok enteresan gelecektir siz, Yekta Güngör Özden'in CIA ajanı olduğuna dair belgeyi yayınlayan ve kendi gazetelerinde, internet sitelerinde kullanan medya mensupları nedense aynı belge içerisinde iki isim daha var bunları görmezden geldiler. Yani biz eğer demokrasiye sahip çıkmayı kendi yandaşımız olmayanlar ile hesaplaşmaya çevirirsek, demokrasi ile mücadele sürecinde, demokrasiye darbe vurmak isteyenlerin önünü her zaman açarız.
Şimdi benim yayınlamış olduğum o belgede üç isim var.

Yekta Güngör Özden bunlardan birisi. Ama onun dışında Türkiye'de 28 Şubat'ın “Babası” olduğu iddia edilen şahsın, CIA'ya çalıştığı ve 2000-2005 yıllarındaki Amerikan programında çok rahat kullanılabileceği ifade ediliyor. Şimdi siz bu şahsın oradaki CIA ajanı olduğuna dair metnin içeriğini yayınlamayacaksınız, ama sadece Yekta Güngör Özden, neden?

Çünkü onunla hesaplaşıyorsunuz. Eğer biz bu mantıktan vazgeçmezsek, demokrasi karşıtları ile falan mücadele edemeyiz.  Demokratik bir sürece giremeyiz. Çünkü biz objektif bakmıyoruz. Biz sadece, gelişmeleri olayları,ortaya çıkan gerçekleri,birileri ile hesaplaşma babında kullanıyoruz. Eğer biz gerçekten demokrasi düşmanları ile mücadele etmiş olsaydık zaten 80 yıllı Cumhuriyet tarihinde biz bu mücadelede başarılı olurduk. Ama bugüne kadar bu tavrımızda bir değişiklik olmadığı için bir arpa boyu bile yol alamamışız.

TSK VE HÜKÜMET KONSENSÜS SAĞLADI

- Bazen siyasi aktörlerin, bu çetelerin çökertilmesinde etkisi olabilecekken koltuk derdine etkisini kullanmadığını görüyoruz, bunun yanı sıra bu iddialar ortaya atıldığında vatansever kuvvetler güç birliğine daha önce bağlantılarınızın olmasına dikkat çekildi ama siz açıklamalarınızda bu vatansever kuvvetler güç birliğinin içeriğini öğrendikten sonra oradan ayrıldığınızı belirttiniz ve netice itibarıyla şu an çetelerle mücadele ediliyor. Tüm bunların yanı sıra son noktada gündeme gelen konuların yanı sıra halen çetelerle mücadele edilirken süreci siz nasıl değerlendiriyorsunuz, nasıl bir süreçteyiz? Hangi noktadayız şu an yasa dışı güçler ile mücadelede?

- Aslına bakarsanız bugünkü siyasi iradenin çetelerle mücadele konusunda ciddi anlamda kararlı olduğunu görüyorum. Zaten bizim bu kadar açık ve net bir şekilde bu çetelerin arka planını deşifre edilmesindeki cesaret gücümüz siyasal iktidarın yani yürütmenin bu konunun üzerine gitmekteki kararlılığından kaynaklanıyor. Çünkü ne kadar cesur olursanız olun yani insan kendi hayatıyla ilgili olduğu zaman attığı adımları ölçülü atmaya çalışıyor.

İnanın bu son kitabımdan sonra attığım adıma baktığımda ölçü falan kalmadığını görüyorum, yani çetelerle mücadele noktasında bugün yargı, TSK ve hükümet ciddi anlamda konsensüs sağlamış durumda.
Bu konsensüsü bizim gibi çetelerin çökertilmesini isteyenlere de cesaret vermekte, eğer zaten bu konsensüs sağlanmamış olsa idi bugün Ergenekon ile ilgili bu gerçeklerin ortaya çıkması da mümkün değildi, Ergenekon konusunda bu kadar adım atılması da mümkün değildi. Birileri hükümetle TSK ve yargı arasındaki konsensüsü bozmaya çalıştıysa da en başta ana muhalefet partisi lideri Deniz Baykal şu ana kadar bunda başarılı olduğunu söyleyemeyiz bu anlamda gelecek için ümitliyim aslında.

TOLON'UN TASİYE ETTİĞİ KİTABI HANGİ SİYASİ CİDDİYE ALMAMIŞTI?

- Danıştay provokasyonunun tarihi ile ilgili ilginç noktalar dikkat çekiyor, özellikler bugünlere gelinmesinde Danıştay saldırısının bir başlangıç olduğu öne sürülüyor, sizin bu konudaki araştırmalarınız bir gazeteci olarak nelerdir?

- Bugün Türkiye'de Türk demokrasisinin ve halk iradesinin tecellisinin önüne geçmek isteyen güçlerden oluşan ve o güçler tarafından yönetilen derin yapılanma şimdi karşımızda Ergenekon adıyla duran yapılanma, Türkiye'yi ve Türk demokrasisini yaralayacak eylemlerin en büyüğüne Danıştay saldırısıyla birlikte start vermiştir, geçmişte de vardır faili meçhul cinayetler ama toplumsal anlamda Türkiye'deki siyasal iktidarı destekleyenleri ürkütecek olan eylemi Danıştay saldırısıdır. Bunu bu şekilde değerlendirebiliriz..

YARGININ REFERANSI BİR GRUBUN DIŞINA ÇIKMADI

- Danıştay saldırısından önce Türkiye'de ekonomik kriz çıkarılmak istendiği, bu başarılamayınca Danıştay saldırısının yapıldığı ve bu çirkin provokasyonun ardından özellikle dinci bir saldırı şeklinde lanse edilmesi ardından Alparslan Arslan'ın ulusalcı, darbeci Ergenekon çetesi bağlantılarının ortaya çıkartılması ve bunların hasıraltı edilmesi ise kafa karıştırıcı bir durum. Bu durumun bazı hukukçular tarafından desteklenmesi sanki olay dinci bir kesim tarafından yapılıyor imajının verilmesi de enteresan gelen bir konu. Siz ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında?

- Türkiye'de bu tarz derin yapıda illegal örgütlenmeye ülkenin belli güçlerinin desteği olmadan yol kat edebilmesinin mümkün olmadığını söyleyecek olursak, Danıştay saldırısının ana temasının da Türkiye'deki mevcut yasal iktidarın gayri meşruluğunu ya da gayri meşru örgütlenmelere cesaret verdiğini ispat etmek için planlamış olursak tabiî ki bu saldırının altında bu örgütlenme yapısının olmadığını söylemek çok kolay olur ve bizim temel amacımız bu olur.

Danıştay saldırısıyla ilgili mahkeme karar veriyor, mahkemenin karar verdiği süreç içerisinde o saldırıdaki sanıklar yani bizzat o saldırıyı düzenleyen sanıklar itirafta bulunuyorlar ama siz mahkeme olarak diyorsunuz ki hayır ben senin itirafını kabul etmiyorum, bu itirafını araştırma gereğini bile duymuyorum.

Neden öyle diyorsunuz şimdi sizin referansınız yani Türkiye'deki yargının referansı maalesef belli bir siyasal görüşün dışına çıkmamıştır şimdiye kadar. Bu bağlamda aynı referansla da hazır böyle bir saldırı sonrasında Türkiye'de her geçen gün destekçisi artan bir dünya görüşünü yok edebilecek argümanları elinizde bulundururken böyle bir itirafla bu argümanları yok etmek istemiyorsunuz.

Doğal olarak da gerekçeli kararınızı diyorsunuz ki hayır ben senin samimi itiraflarını kabul etmiyorum, bu böyledir, nasıldır? İşte Türkiye'de bir siyasal iktidardan güç alan yani bazı faaliyetlerin odağı olan kesimler tarafından işlenmiş bir cinayettir diyorsunuz aynı zamanda. Türkiye'deki iktidar partisiyle yani Adalet ve Kalkınma Partisiyle ilgili açılmış olan kapatma davasının en güçlü argümanını da yok etmek istemiyorsunuz, buna bu şekilde bakmak lazım..

KÜRESEL OYUNCULARIN YEREL PİYONLARI KİMLER?

- Danıştay saldırısıyla  AK Parti'ye açılan kapatma davasının ilişkilendirildiğini düşünürsek şu an hayali bakanlar işte Reuters'e açıklamalar yapıyor. "AKP kapatılacak" vesaire. İşte eski bir AKP'li milletvekilinin hukukçularla ve siyasi parti liderleriyle görüştüğü iddia ediliyor. Bu isimlerden birinin Ergenekon ile bağlantısının olduğu iddia ediliyor, tüm bunları düşünürsek şu an nasıl bir süreçteyiz? Ne kadar çetelerin önüne geçilebildi? Ve bir de şu enteresan bir konu, yaşananlarda ABD'nin parmağı olduğu söyleniliyor. ABD'nin parmağı varsa neden kapatmaya karşı çıkıyor bunlarda merak edilen sorular?

- Şu ana kadar konuştuklarımız bile Türkiye'deki Cumhuriyet rejimi için modern denen demokrasi için o kadar acı gerçekler ki; yani biz bağımsız bir ülkeyiz Türkiye Cumhuriyeti devletiyiz ve bu devlet içerisindeki siyasal iktidarın dünyadaki hangi oyun kurucu tarafından kapatılmak istendiğini tartışıyoruz ve biz aynı zamanda bunu tartışırken Türkiye'deki yargının bağımsız olduğunu iddia etmeye çalışıyoruz.

Türkiye'deki siyasal aktörlerin Türkiye'nin çıkarları için hizmet etmeye çalıştığından söz ediyoruz halbuki çok acı. Yani biz iktidarı değiştirmek isteyen güçlerin, Avrupa'nın ya da Amerika'nın hangi kanat olduğunu tartışırken böyle bir şey söyleyebilir miyiz? Ben Türkiye'nin bağımsız bir ülke olduğuna, Türkiye'deki siyasal iktidarların içinde hala halk iradesinin olduğuna inanıyorum. Ama maalesef bugünkü AKP'nin küresel aktörlerin bir planı olarak gördüğünü söyleyen sizin biraz önce sözünü ettiğiniz AKP'li eski milletvekili maalesef bu küresel aktörlerin küresel oyun kurucularının Türkiye'de piyonluğunu yapmaktan geri durmuyor.

Neden durmuyor? AKP ile ilgili bir kapatma davası süreci işlerken o kapatma davasına bakan mahkemenin en üst yetkililerinden birisi ile yemekte buluşabiliyor. Aynı şahsın AKP'ye yönelik ithamlarını, AKP'ye yönelik suçlamalarını bu toplum unutmadı. Buna rağmen birlikte olmak AKP ile ilgili kapatma kararının hangi küresel oyun kurucu tarafından, hangi küresel piyonlar tarafından yaptırıldığını anlamak çok kolaydır aslında.

Ben Türkiye'nin kendi sürecinde yargının kendi içselliğinde AK PARTİ'nin kapatılacağına inanmıyorum. Ama işte o küresel oyun kurucuların Türkiye'deki bu piyonları vasıtasıyla kapatmayı gerçekleştirebileceği endişesini taşıyorum içimde, yoksa AKP'nin eylemleriyle, fiilleriyle, beş yıllık uygulamış olduğu politikalarla ve beş yıl önceki söylemleri de dahil olmak üzere kapatmayı gerektirecek bir fiilin içerisinde bulunmadığını hepimiz biliyoruz. Ama maalesef dediğim gibi aynı oyun kurucular aynı senaryoyu tekrar işleme koydular, bu esas üzüntülü olan, bu aslında toplumda endişe yaratan.

TURAN ÇÖMEZ NELER DEDİ?

Arzu Erdoğral, bu bilgiler ışığında; gazeteci yazar Zihni Çakır'ın iddialarını ve Yeni Şafak gazetesinde çıkan haberdeki bazı iddiaları Turhan Çömez'e sordu…

Öncelik ile, Yeni Şafak gazetesinde geçen ,”Paksüt ile AK Parti davası hakkında hiçbir şey konuşmadığını söyleyerek ilginç bir iddia da ortaya attı" denilen ve “Asıl bazı AK Partililer'in Paksüt'le görüştüğünü biliyorum, onu araştırın” diyen “Çömez'in açıklamasının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı sorusunun kendisine sorulması üzerine, Turhan Çömez, "Evet haberi hazırlarken oradaki bilgileri kullanabilirsiniz" dedi.

Çakır'ın iddiaları sorulduğunda ise biraz sinirlenen Çömez; “Ben Zihni Çakır falan tanımıyorum, iddiaların da tam ne olduğunu bilmiyorum. Ama iddiaları ortaya atanlara da saygı duyuyorum” dedi…

Konu ile ilgili görüşleri sorulan ve isminin açıklanmasını istemeyen eski bir siyasetçi ve gazeteci de Turhan Çömez'in büyütülecek kadar önemli bir isim olmadığını ve bu tarz haberlerle gündeme çıkarak eğlendiğini iddia etti.

Bu haber toplam 1114 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri