Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

TOPAL OSMAN, ALİ ŞÜKRÜ BEY VE TEK ADAM(Bölüm 1-2)

“Topal Osman cahil insan,Var mı böyle kahraman? Ali Şükrü’yü harcayan,Seni de harcar hiç acımayan!Onur S.

 

Cezmi KOÇ

Yorumlarınız için adresimiz yazarcezmi@hotmail.com

 

TOPAL OSMAN, ALİ ŞÜKRÜ BEY VE TEK ADAM

-IV-

Topal Osman’ın Kahramanlıkları

Yukarıda kısa başlıklar halinde hayatını verdiğimiz Topal Osman ile ilgili olarak Sinop mebusu Dr. Rıza Nur “Hayatım ve Hatıralarım” adlı eserinde şöyle anlatmaktadır;

…..

Bir gün Topal Osman ile karşılaşan Dr. Rıza Nur arasında şu konuşma geçer;

-         Bu gâvurlardan hayır yoktur. Ben bu işleri iyi yapıyorum diye yapıyorum. Kötü ise iyisini söyleyin. Derhal öyle yaparım. Ben cahil bir adamım. Yalnız bir gayretim var; Türküm, Müslümanım. Evet, Türk’ü, dini gavurlardan kurtarmak için çalışıyorum. Başımı bu yola koydum.

-         Osman Ağa’nın bu sözü bana çok te’sir etti. Pek sevdim. Hem dindar, hem Türkçü. İkisi birden bu cahil adamda, mükemmel şey. Sonra bilfiil büyük bir cesaretle harpler ediyor. Yanıma çağırıp oturttum ve kendisine;

Ağa! Sen Ferid Bey’e, bilmem kime bakma! Yaptığın yanlış değil. Tamamıyla doğrudur. Haklısın, vatana büyük hizmetler etmişsin. Bildiğin yolda devam et! Dedim.

Memnun oldu.

-         Ya bunlar sonra bir şey yaparsa?, dedi.

-         Ben senin tarafındayım. Korkma! Dedim.

 

 Osman Ağa Pontus ihtilalının iptidalarında nerede bir Pontuscubaşı varsa oraya gider, onu öldürürmüş. Giresun’dakileri birer ikişer öldürmüş. Samsun, Sinop ve İnebolu’yu da temizlemiştir. İhtimal bu sayede Pontus ihtilalı tamamıyla yapılamamış, genişleyememiştir. Çünkü Ağa onları reislerinden mahrum etmişti. Sinop’ta işittimdi. Ağa bir gün Giresun’dan motoruna binip, Gerze’ye gelmiş. Orada gayet zengin. Harbioğlu adında bir Rum manifaturacı vardı. Meğerse bu, Pontuscular’ın orada başı imiş. Gerze’de epeyce de Rum vardı, iki-üçyüz kişilik, tüfekli. Dükkânına girmiş.

“- Harbioğlu kim? Demiş. Harbioğlu,

-         Benim! Demiş.

-         Şu kumaşı ver, demiş. Harbioğlu merdivene çıkmış, arkasını Ağa’ya dönmüş. Ağa tabancasını çekip ateş etmiş, herif devrilmiş. Ağa da gidip motoruna binmiş, açılmış. Sinop’ta Pontuscubaşı eczacı Altunoğlu Vasil’i de haklamak için Sinop’a gelmiş ise de mutasarrıf Zihni, Ağa’yı jandarma ile tehdit ederek mani olmuştur. Vasili’yi sonra meçhul başka biri öldürmüş.

-         Ağa, Pontus’u iyi temizle, dedim.

-         Temizliyorum, dedi.

-         Rum köylerinde taş taş üstüne bırakma, dedim.

-         Öyle yapıyorum ama kiliseleri ve iyi binaları lazım olur diye saklıyorum, dedi.

-         Onları da yık, hatta taşlarını uzaklara yolla, dağıt. Ne olur ne olmaz, bir daha burada kilise vardı, diyemesinler dedim.

-         Sahi öyle yapayım. Bu kadar akıl edemedim, dedi.

Topal Osman yeni bir Köroğlu’dur. Milli bir kahramandır. Halk kahramanıdır.

                …...

Dr. Rıza Nur, Osman Ağa’nın kahramanlıklarını da bahis ederken Giresun’a yapmış oldukları hizmetleri de yazmakta ve bu hizmetleri yaparken Rumlar’a karşı olan tutumunun da devam ettiğin belirtmektedir.

Giresun’a çıkıp gezdim. Osman Ağa’nın burada da dirayeti gözüküyor. Bir aralık belediye reisi olmuş. Birçok yerleri yıkmış, muntazam sokaklar açmış, geniş bir rıhtım yapmış. Motor tamirhaneleri yaptırmış. Giresun küçük bir minyatür Avrupa şehri olmuş. Giresun’da Rumlar’ın harpten evvel yaptırdıkları muazzam bir abide varmış. İşitirdim. Göremedim, sordum;

-         Osman Ağa dinamitle yıktı, dediler.

Bu Topal bizden daha iz’anlı nasyonalist. Aferin… Giresun’da Ağa’nın kardeşi bana ziyafet verdi. Oğlu vapura dağ çileği ile geldi. Daha on metreden misk gibi kokuyor. Ufak yabani çilek; fakat misk, Giresun’a mahsus.

-         Ağa, o sizin Giresun’daki abide ne oldu? Dedim.

-         Dehşetli bir deniz oldu. Daha Giresun’da böyle şey olmamış. Heykelin hepsini alıp götürdü, dedi.

-         Ya Gerze’deki Harbioğlu’na ne oldu?

-         Ha, firar etmiş!, dedi. Bu adam öldürdüklerine öldürdüm demez, firar etti derdi. Öyle tabi söylüyor ki, sanki kesilen bir serçedir. Ben de güldüm. O da güldü. Giresun’da azılı bir Pontuscu doktor varmış. Osman Ağa bunu hastayım diye evine çağırmış. Kurnaz Rum emniyetini temin için bir Türk doktorunu da alıp beraber gelmiş. Ağa tertibini yapmış. O evde Rum’u öldürmüşler. O esnada Türk doktoru kaza ile gitmiş.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi o günün Köroğlusu Topal Osman Ağa gösterdiği kahramanlıklarla Sinop’tan Hopa’ya kadar olan yerlerdeki Rumlar’ın etkisini kırmış ve gelecekte doğabilecek olan Rum istilasını büyük bir cesaretle önlemiştir.

 

Aslında bu yazımızda biz kişilerin hayatını değil karanlıkta kalan bazı olayları aydınlatmak istiyoruz. Yakın tarihimizin pek ifşa edilemeyen olaylarından biri olan Ali Şükrü Bey ile Topal Osman Ağa’nın ölümünü isterseniz biraz irdeleyelim. Hem Topal Osman hem de Ali Şükrü Bey birbirleriyle hemşeriyken niye istenmeyen olaylar gelişti. İsterseniz diğer yazımızda biraz da Ali Şükrü Bey’den bahsedelim.

 

TOPAL OSMAN, ALİ ŞÜKRÜ BEY VE TEK ADAM

-V –

Kadir Mısıroğlu Trabzon Meb’usu Şehid-i Muazzez Ali Şükrü Bey adlı kitabında Ali Şükrü Bey’den şöyle bahseder;

….

Evet, yakın tarihimizin en kahraman simalarından biri olan ve Büyük Millet Meclisi’nin Birinci Devresinde “Trabzon Meb’usu” sıfatıyla vazife görmekte iken –hiç şüphesiz fikirlerinden dolayı- feci bir şekilde suikasde kurban giden Ali Şükrü Bey, Trabzonlu olup 1884 yılında Vakfıkebir’e bağlı Şarli Nahiyesinde doğmuştur. Babası mütekaid Bahriye kolağası (önyüzbaşı yahud kıdemli yüzbaşı) Hacı Hafız Ahmet Kaptan’dır. Aileleri mahallen “Reisoğulları” namıyla meşhurdur.

Asıl mesleği itibariyle bahriye zabiti olan Ali Şükrü Bey, kardeşi Şevket (Doruker) Bey ile birlikte Heybeli Ada’daki Bahriye Mektebi’ne kaydolmuş, burasını 1904 senesinde bitirerek Bahriye Erkan-ı Harb zabiti (Deniz Kurmay Subayı) olarak orduya katılmıştır.

Şahsiyet ve faaliyetleriyle daha genç yaştan itibaren dikkatleri çekmeye başlayan Ali Şükrü Bey’i 1909 senesinde kurulan “Donanma-yı Osmanî Muavenet-i Milliye Cemiyeti”nin kurucuları arasında görmekteyiz. Kısaca “Donanma Cemiyeti” denilen ve Ali Şükrü Bey’in reis-i saniliğini (ikinci başkanlığını) deruhte eylediği bu cemiyetin gayesi o güne kadar ihmal edilmiş bulunan donanmayı kuvvetlendirmekti.

…..

Her neyse, şu gerçekti ki; 1909 yılına gelindiğinde Osmanlı Donanması çok zayıf durumdaydı. Ufukta beliren tehlikeler sebebiyle de bunu takviyesi icap ediyordu. İşte bu sebepledir ki, halkın da geniş ölçüde yardım ve alakasını sağlamak maksadiyle “Donanma-yı Osmanî Muavenet-i Milliye Cemiyeti” adıyla bir cemiyet kurulmuştu. O zaman Türk bahriyesinde birçok yüksek rütbeli şahsiyetler bulunduğu halde, Ali Şükrü Bey merhumun bu cemiyete ikinci başkan seçilmesi onun şahsiyet ve dirayetiyle etrafta uyandırdığı alaka ve teveccühü tek başına ispat eden bir keyfiyettir.

….

Ordunun büyük ölçüde siyasetin içine itilmesi ve siyonizmin hakim olduğu İttihad ve Terakki’nin burada kendinden olmayanı barındırmak istememesi üzerine çok sevdiği askerlikten istifa eden Ali Şükrü Bey, yine de mesleğiyle alakasını kesmemiştir. Donanma Cemiyeti tarafından alınmak istenen nakliye gemileri için Liverpool’a gönderilmiş olmasından istifadeyle İngiltere’de deniz hukuku tetkikat ve tahsili ile meşgul olmuş, meşhur Deniz Hukuku Profesörü Zibel’den hususi surette dersler almıştır.

Bilahare yurda dönen Ali Şükrü Bey, siyasi hayata atılmış ve bu sahada metin ahlakı, medeni cesareti ve şuurlu muhafazakârlığı ile kısa zamanda temayüz etmiştir.

….

1968 yılındaki Ulus Gazetesi’nde İnönü, Ali Şükrü Bey hakkında şunları beyan etmiştir;

“Ali Şükrü Bey, Meclisin en sert bir üyesi ve özellikle Atatürk’e karşı son derece insafsız ve kırıcı ifadeler ve hareketlerle muhalefet eden bir unsuru idi.”

Birinci Meclis’te mebus olarak bulunan Zamir Bey (Damar Arıkoğlu), Ali Şükrü Bey için şunları anlatıyor;

Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey, İstanbul Meb’usan Meclisi’ne 36 yaşında iştirak etmişti. Kendisine bahriye kurmay binbaşılığından istifa etmiş, iyi derecede İngilizce bilir, iri yapılı, sert bakışlı, ifadesi düzgün, iyi konuşan, sözünü dinleten, kendi bildiğinden şaşmayan hatipti.

Soysal duruma gelince…

Muhafazakar, hatta mutaassıptı. Cemiyet hayatımızda değişikliği tahammül edemeyen, kadınlarımızın cemiyet içinde vazife almalarına taraftar değildi. Hocalar ve muhafazakar mebuslar üzerinde itibari büyüktü.

 

Kaynak:
Bu haber toplam 49898 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri