Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türk gazeticinin Mübarek anısı

01 Ocak 2009 / 08:51
1986 yılında Mısır'ı ziyaret Türk gazeteci Ardan Zentürk, Hüsnü Mübarek'e sorduğu bir sorunun nasıl tepkiye neden olduğunu yazdı. Zentürk, Star'daki makalesinde olayı şöyle anlattı:
Mübarek anısı Araplar... İkiyüzlülük

Ardan Zentürk

Mısır’ın, artık anladığımız kadarıyla emr-i hak doğmadan makamından ayrılmaya pek niyeti olmayan Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ile Kahire’deki sarayında buluştuğumuzda takvimler 1986 yılını gösteriyordu ve ‘Filistin halkının çilesi’ aynı bugünlerdeki görüntülere sahne oluyordu.

Ben, o dönem Turkish Daily News’un sahibi İlnur Çevik, ve Cumhuriyet yazarı kartvizitini taşıyan Cengiz Çandar... Dönemin cumhurbaşkanı Kenan Evren’in Mısır ziyareti öncesinde bu heyete ben de Güneş Gazetesi Dışhaberler Editörü olarak katılmıştım...

Mübarek, güvenlik nedeniyle bizleri yaklaşık bir hafta Kahire’de zorunlu ikamete mecbur edip, bir sabah otelimize gelen özel bir sivil polis ordusuyla sarayına aldırmıştı. Gariptir, özel söyleşi sırasında yanında dönemin Mısır Genelkurmay Başkanı da bulunuyordu.

Dönem, Lübnan’daki Filistin varlığının önce Sabra-Şatila katliamlarına şahit olduğu (İsrail’in Lübnan işgali-1982), Mübarek’le buluştuğumuz 1986 yılında ise Şii-Emel milislerinin Filistin kamplarını kuşatıp katliamları sürdürdükleri bir dönemdi. Yaser Arafat Lübnan’dan çıkmaya zorlanmış, bütün bu gelişmeler sürecinde her zaman ‘Arap dünyasının liderliğine’ oynayan Mısır’dan ‘çıt’ çıkmamıştı...

Ben de Mübarek’e bunu sordum... Yani... Nasıl bir liderlik anlayışı ki bu, Arafat’ı yem ediyor, Filistinliler yok edilirken sessiz kalıyor...

Mısır Devlet Başkanı iri bir insan, uzun boylu... Oturduğu yerden fırlayıp bana ulaşması sadece üç adım tuttu ve ben de oturduğum için tam anlamıyla ‘tepeme dikildi...’ Gözleri sinirden yerinden fırlamış gibiydi ve ‘her an elinden bir kaza çıkacak insan’ görünümündeydi... Bağırdı: ‘Beni vuracaksan burada vur, memleketine dönüp İstanbul’da vurma!..’

İlnur Çevik ve Cengiz Çandar’ın yaşadıkları ‘şok’u yüzlerinden anlamak mümkündü. Ben soğukkanlı bir ses tonuyla, ‘Sayın Başkan, benim gibi bir Türk gazetecisi için Mısır Devlet Başkanı çok yüksek bir hedef olur, biz buraya esas olarak ülkelerimiz arasında bahar iklimi yaratmaya geldik, gerginlik değil’ diyerek konuştum... Mübarek yerine döndü, söyleşinin devamı biraz sinirli geçti...

İsrail’in ‘Gazze Şeridi katliamı’ ne gariptir, bunca yıl bir kez daha Mübarek yönetimindeki Mısır’ın sorgulanmasına neden oluyor.

İsrail, Gazze’de yaşayan 1.5 milyon insanı açlık, gıdasızlık, ilaçsızlık ve işsizliğe mahküm eden ablukasını başlatırken belli ki Mübarek’e güvenmişti. Çünkü Mısır, altı aydır kendisine yönelen bütün yalvarmalara karşın Gazze Şeridi ile olan Refah sınır kapısını kapalı tuttu. Daha da vahimi, İsrail bombardımanından kaçmaya çalışan masum Gazzeli siviller aynı kapıya yöneldiklerinde karşılarında Mısır ordusunu ve kendilerini durduran ‘Arap kardeşlerini’(!) buldular...

Sarılan Filistin

Suudi Arabistan yönetimine yakın yayın organlarının Gazze Şeridi’nde yaşanılan katliamı, ‘İran ajanlarına ağır ders’ olarak yorumlamaları, Batı Şeria’da yönetimini sürdüren El-Fetihli Mahmud Abbas’ın, ‘Eğer bu gelişmeler Gazze Şeridi’ndeki Hamas varlığını yok ederse biz devreye girmeye hazırız’ demesi, Ürdün’den Tunus’a kadar uzanan geniş bir Arap coğrafyasında yönetimlerin yaşanılan trajedi karşısındaki suskunluğu...

Hatta ve daha vahimi, gelişme üzerine olağanüstü toplantıya çağrılan Arap Birliği’nin bu toplantısının beş gün ertelenerek sanki İsrail’e ‘işini bitirme süresi tanınması...’

Acaba... 1948 yılından bu yana çok ağır çile çeken Filistin halkının’tek düşmanı İsrail midir’ sorusunu gündeme getirmiyor mu...

Dünya, ‘işgal eden’ ile ‘işgale uğrayanları’ aynı kefeye koyuyor. Gazze Şeridi’nde yaşamaya mahküm edilen Filistinliler’in dedeleri bu topraklara 1948 yılında ‘sürülmüşlerdi...’ Onların torunlarının ‘el yapımı bombalar’ ile kendilerini savunmalarını F-16’lar, Hellfire bombaları, Apache helikopterleri ile bir gören çarpık bir dünya bu...

Haydi... Dünya ikiyüzlü... Ama ya Araplar?..

Yılmaz Özdil yanılıyor

Arap rejimleri, ‘halklarının demokratik ve gerçek desteğine’ dayanmıyor. Bu nedenle, Arap gençliğinin Kahire, Bağdat, Amman veya Tunus sokaklarında dile getirdiği öfkeye kulak tıkama lüksünü taşıyabilirler. Ama aynı Arap gençliği son beş yıl içinde ‘demokratik’ bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nden kaynaklanan önemli mesajlar alıyor: Türk parlamentosunun ordumuzu Irak’a sokmama kararı, yani 1 Mart Tezkere Oylaması, bugün Arap dünyasında bir ‘demokratik efsanedir...’ Sanıyorum, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın seslendirdiği ‘Gazze tepkileri’ ikinci bir sayfa açmaktadır...

Bu açıklama ve uygulamalar Türkiye için geleceğe dönük büyük ve olumlu yatırımlardır.

‘Barış güvercini piyango güvercini olmaya benzemez’ (Hürriyet, 30 Aralık-Salı) başlıklı yazısında Türkiye’nin bölgeye dönük aktif politikalarını Arap dünyasının ‘hareketsizliğinden’ kaynaklanarak eleştiren Yılmaz Özdil ve onun gibi düşünenler, sanırım, asıl bu gerçeği ıskalıyorlar...

Türkiye, ‘İsrail ile düşman görünüp kapalı kapılar ardında el sıkışan’ bir devlet olmaktansa, ‘İsrail’in bölgedeki tek güveneceği dostu olup, yüzüne karşı her şeyi söyleyebilen’ bir devlet olmayı tercih etmektedir...

Çağdaş, demokratik bir devlet olmanın birinci şartı, ‘oryantal kaypaklıklardan uzak, omurgası sağlam’ politikalara yönelmektir...

Büyük önder, kurucumuz, Mustafa Kemal nasıl bir karakterse, bugünkü devlet anlayışımız da öyle olmalıdır... Hatırlatırım...


Kaynak:
Bu haber toplam 656 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri