Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türk medyasının darbe karnesi

31.01.2010 02:02
İletişim bilimcilerinden Yrd. Doç. Dr. Uslu ile son günlerde çokça seslendirilen "sivil dikta" iddialarını konuştuk.
AK Parti'nin iletişim bilimcilerinden Yrd. Doç. Dr. Uslu ile son günlerde çokça seslendirilen "sivil dikta" iddialarını konuştuk.
Menderes döneminde basına yönelik hak ihlallerin olduğunu söyleyen AK Partili Doç. Dr. Uslu, "Bu tasvip edilemez ancak Türk medyası darbeler karşısındaki tutumuyla çok parlak karneye sahip değil" dedi...

Röportaj: Seda ŞİMŞEK


AK Parti'nin iletişim bilimcilerinden, TOBB Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zeynep Karahan Uslu ile son günlerde çokça seslendirilen "sivil dikta" iddialarını konuştuk. İletişim ve siyaset sosyolojisi, siyasal iletişim uzmanı olan Uslu, "sivil dikta" propagandasının nasıl işlediğini ve toplumda nasıl yankı bulduğunu ve medyanın darbe dönemlerindeki tavrını anlattı.

Baskı var mı tartışılır


Türkiye'de basın - iktidar ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Medya- iktidar ilişkileri iki yönüyle daima çok tartışmalı bir alandır. Bir taraftan medya kuruluşlarına iktidar gücü kullanılarak örtük ya da açık baskı yapılıyor mu konusu tartışılır, diğer taraftan da medya sahiplerinin yatay, dikey, çapraz tekelleşme ile elde ettikleri gücü, ekonomik ve sosyal konumlarını güçlendirebilmek adına iktidarlara karşı bir silah olarak kullanma pratikleri tartışılır.

Ancak, kimi zaman eleştiriye açık medya tutumları ortaya çıksa da ne medya siyasetin akışını tam olarak değiştirebilir ne de totaliter rejimler hariç iktidar kurumu medyayı kendi amaç ve isteklerine paralel kullanabilir.

Hak ihlalleri söz konusu

Türkiye'de Menderes döneminde basın-iktidar ilişkilerini nasıl görüyorsunuz?

Bu dönemi inceleyen çalışmalara ve yasal düzenlemelere baktığımızda şüphesiz ki basına yönelik hak ihlalleri söz konusudur. Bunun tasvip edilmesi mümkün değil. Ancak, hangi saiklerle basın özgürlüğünün kısıtlandığı da analiz edilmelidir. İktidarın tedirginliklerin de bir paranoya olmadığı, 1960 darbesi ile ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla basına karşı haksız sınırlamalardan ders çıkarılırken, dönemin şartlarının yanlış tutumları nasıl tetikleyebildiği de dikkate alınmalıdır.

12 Eylül’de de oldu


12 Eylül'den önce medyanın tavrı nasıldı, 12 Eylül'den sonra nasıl oldu?


Darbeler net kırılmalar yaratır ki 12 Eylül'de de böyle oldu. Darbe sonrası yapılan yasal düzenlemeler, tutuklamalar, medya kuruluşlarına ulaşan bildiriler ile medya da dahil toplumun tüm unsurları olağanüstü koşullarla çerçevelendi. Böylece gayet anlaşılabilir insani korkuların da etkisiyle daha sessiz, şartlara göre kendisini bir nevi otokontrol de uygulayarak biçimlendirmiş bir medya yapılanması ortaya çıktı.

Darbe sonrası normalleşme sürecinde şüphesiz ki belli sarsıntılar yaşanır, ancak seçim sonuçlarında olduğu gibi toplum nasıl tercihlerini değiştirmiyorsa, medya da genel tutum alışlarını değiştirmez ve darbeler medya üzerinde analiz boyutu yüksek acı tecrübeler dışında, kalıcı iz bırakmaz.

Dik duruşlar da yaşandı

Sizce medyanın darbelerdeki rolü nedir?


Türk medyası darbeler karşısındaki tutumuyla çok parlak bir karneye sahip değil. Ancak gerek köşe yazarları gerek bazı yayın organları açısından dik duran, demokratik sistemin hiçbir şekilde kesintiye uğratılmaması adına duruş sergileyen unsurlar da her zaman var oldular. Yakın dönemde, hafızalarımıza kazınmış olan andıç listelerinin yayınlanması, kimi medya aktörlerinin ve kuruluşlarının kendilerini koşulsuz bir biçimde taraf olarak konumlaması gibi ders alınacak örnekleri çokça gördük.

Ancak, Türkiye'de yükselen değer, demokrasiden, değişim ve dönüşümden yana taraf olan bir medya ve toplum bakışıdır.

Soru işeretleri mevcut

Türkiye darbeleri yaşadı, son zamanlarda ortaya çıkan darbe planlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?


Hukuki süreç devam ediyor. Hukuki süreç tamamlanmadan verilecek her cevap muğlak ve hakikilik değeri eksik bir cevaptır. Ancak, toplumda bu tür oluşumların varlığına dair bir soru işareti oluşmuştur. Henüz noktası konmamıştır, ancak soru işareti mevcuttur. Ünlem işareti de mevcuttur.

Demokrasiyi ortadan kaldırma emellerine sahip zevatın varlığının adli kovuşturmaya konu olması dahi bir ülke için vahim ve toplum olarak tedirgin olmaya değerdir. Demokratik sisteme neden tüm gücümüzle sahip çıkmak gerektiğini anlamak adına da yaşanan süreç çok önemlidir.

‘Teneke yuvarlama’ metodu

Demokratik açılım süreci ile toplumda bir gerginlik yaşanıyor mu?


Yapılan araştırmalara baktığımızda, birçoğunda demokratik açılım sürecinin toplum nezdinde önemli ölçüde desteklendiğini görüyoruz. Ancak, münferit eylemlere birçok medya kuruluşunun yaklaşımı gerginlik sanrılarını tetikleyici nitelikte. 'Teneke yuvarlama' dediğimiz bir yöntem çok sık kullanılıyor.

Katılımcı sayısı birkaç yüzü bulmayan sokak gösterilerinde aynı ürkütücü karelerin ekranlarımızda defalarca gösterildiğini gördük. Haberci olma ile hoparlör olma arasındaki farkı idrak eden bir yayıncılık anlayışına sahip çıkılması gerekiyor.
 
SiViL DiKTA SÖYLEMLERi DEJA VU HiSSi UYANDIRIYOR

Sivil dikta söylemlerine karşı çıkan Uslu, tipik bir propaganda sürecinin işlediğini söyledi...

Sivil dikta iddiaları gündeme getiriliyor.

Bu iddialar hakikilikten uzaktır ve "Burada ne yapılıyor" diye bir iletişim hocası olarak süreci değerlendirdiğimde aslında tipik bir propaganda sürecinin işletildiğini görüyoruz. Daha önce de farklı konularda, çeşitli aktörler tarafından benzer isnatlar dile getirildi. İnsanda bir "deja vu" hissi, "Biz bu filmi daha önce gördük" kanaati uyanıyor sadece.

Nasıl işliyor?


Büyük değişimler şüphesiz ki her kesim tarafından desteklenmez ve bir büyük direniş süreci de paralel bir süreç olarak ürer. Bu direniş sürecindeki yönetmenler, karar alıcılar da işte tam bu esnada propagandist yöntemleri devreye sokarlar. Önce ön ikna süreci ile karşılaşılır. Herkesin dikkatini çekebilecek parlak kavramlar üretilir. İşte "irticanın ayak sesleri", "mahalle baskısı" gibi bir dönemin popüler tartışma başlıklarını hatırlayalım. Sonra bu kavramlar olabildiğince geniş toplum kitlelerine benimsetilebilmek adına destekleyici, çoklu kaynaklar eliyle dolaşıma sokulur.

Sonra güvenilir kaynaklar evresine geçilir. Hisleri kontrol aşamasında ise 'sivil dikta' tartışmalarından örnekleyerek geniş toplum kesimlerinde "iktidar yeterince demokratik değil, muhaliflere karşı tahammülsüz" doğrultusunda bir rahatsızlık hissi uyandırmak hedeflenir.

Kaynak:
Bu haber toplam 1500 defa okunmuştur

Etiket(ler): , , , ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri