Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türkiye, AB'ye hükmetmek istiyor

27.09.2010 12:36
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ülkesi için AB içinde öncü bir rol umuyor. yollar, ekonomisi ve nüfusu hızla büyüyen Türkiye'ye çıkıyor.

Liberal sağ eğilimli Die Presse gazetesinin 24 Eylül 2010 tarihli sayısında, Wolfgang Böhm imzasıyla yayımlanan New York/Viyana çıkışlı yorumunda şunlara yer verildi;

Türkiye'nin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan New York'ta BM Genel Kurulu öncesinde, "Türkiye, AB'ye üye olduğu zaman ikinci planda kalmayacak; bu durum, Almanya ve Fransa gibi ülkelerin üyeliğimiz konusunda gerçekten hassaslaşmasına neden oluyor." diyerek öz güvenini gösterdi. Babacan'ın AB'de yönetici rol talebi, sağlam verilere dayanıyor: Bu yıl için tahminî yüzde 7 büyümeyle ticaretin yön levhası olarak enerji konusunda artan nüfuzuyla ve tükenmez denebilecek insan kaynağı potansiyeliyle Türkiye, nihayet Avrupa'yı sollama şeridine girdi.

Türkiye hâlihazırda dünyanın en büyük 17. ekonomisi. Ekonomi gözlemcilerine göre 20 yıl içinde ilk onu yakalayabilir ve İspanya ve İtalya'yı geride bırakabilir. Aynı dönemde Türkiye'nin nüfusu IIASA ve Bilimler Akademisinin verilerine göre 85,5 milyona yükselecek ve böylelikle AB'nin en büyük ülkesi Almanya'yı geçecek.

Türkiye; Almanya, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin direnmesine rağmen AB'ye girecek olursa Ankara'nın politikacıları AB kurumlarına hükmedebilecekler. Türkiye bugün üye olsaydı, Birliğin en büyük ikinci ülkesi olarak Avrupa Parlamentosunda 86 sandalyeye sahip olacaktı. Birliğin yönetim sistemi önümüzdeki yıllarda adım adım Lizbon Sözleşmesi'ne uygun hâle getirilecek olsa da Türkiye'nin durumu fazla değişmeyecekti. Hattâ Ankara'nın etkisi, yüksek nüfus artışı nedeniyle daha da artacaktı çünkü ülkelerin Avrupa Parlamentosunda sahip oldukları sandalye sayısı veya AB Konseyindeki yeni çoğunluk oranları ülkelerin özellikle nüfuslarına göre belirleniyor.

Türkiye büyük bir ülke olarak AB'de istediği kararları kolayca çıkarmakla kalmayıp, beğenmediği kararları da engelleyebilecektir. Lizbon Sözleşmesi, 2014'ten itibaren toplamda AB nüfusunun yüzde 35'ini bulan ülkelerin engelleyici azınlık oluşturabilmelerini öngörüyor. Bu da Ankara'nın mesela Londra, Madrid ve Varşova ile birlikte Paris ve Berlin tarafından belirlenen politik önlemleri baltalayabileceği anlamına geliyor. Böylelikle Almanya-Fransa ekseninin hâkimiyeti kırılabilir.

AB Politikaları Etkilenebilir

Türkiye'nin AB'ye üye olması siyasî açıdan neleri değiştirebilir? AB diplomatlarına göre Türkiye ile AB'nin dış siyaseti ve güvenlik politikaları ABD'ye daha güçlü yönelebilir. Ticaret politikasında Ankara, şu anki AB üyeleriyle serbest ticarete ağırlık verebilir. İç güvenlik konusunda daha fazla iş birliği çabaları Ankara tarafından hızlandırılabilir. Ancak özel bilgilerin gizlenmesi gibi sivil haklar konusunda Ankara frene basabilir.

Babacan New York'ta, "Dünyada Avrupa ekonomisinin ağırlığı azalıyor ve azalmaya da devam edecek. Ancak bir genişlemeyle AB gücünü ve etkisini koruyabilir." diyerek Avrupa Birliği'nin Türkiye ile uluslararası arenada önem kazanacağına işaret etti. Son dönemde "Welt-Online" için yazdığı bir yazıda eski Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder'in de katıldığı bir görüş. SPD'li politikacı, "Türkiye olmaksızın AB orta seviyede saplanıp kalır." demiş ve Türkiye'nin hızlı büyüme temposuna işaret etmişti. Türkiye ekonomisi sırf bu yıl Fransa ekonomisinden dört ve Almanya ekonomisinden iki kat daha hızlı büyüyecek. Schröder, Türkiye'nin 20 yıl içinde Avrupa'nın en büyük dördüncü yahut beşinci ekonomisi olacağını, artık ondan sonra da yolların Türkiye'ye çıkacağını ifade etmişti.

timeturk
 

Bu haber toplam 1186 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri