Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türkiye’nin ruhu üzerine savaş

07 Temmuz 2008 / 07:47
Yüzyılımızda en büyük iki savaştan ilki, İslâm’ın ruhu, kimyası ve kimilği üzerine savaştır
Yüzyılımızda en büyük iki savaştan ilki, İslâm’ın ruhu, kimyası ve kimilği üzerine savaştır. İkincisi de, 21. asrın kaderini belirleyecek olan Türkiye ile savaş



Huntington ve Papa 16’ıncı Benediktus bu çatışmada Türkiye’nin müstakbeldeki yerini kendilerine has tayin eden zevat arasında yer alıyor.

Bu savaşla ilgili tesbitlerimiz işkembe-i kübra ürünü değil. Selman Rüşdi yıllar öncesindeki bir makalesinde İslâm’ın ruhu, yani kimlik tanımı üzerine İslâm içi ve dışı küresel bir mücadele yaşandığını yazmıştı. Bu kimlik savaşının ana malzemelerinden birisi modernistlerin kullandıkları hermenötik veya tevil kapısıdır, ki bunun geçmişi Mutezile anlayışına kadar geri gitmektedir. İkinci büyük savaş ise, Türkiye’nin ruhu ve tanımı üzerine savaştır.

Bunu söyleyenlerden birisi de New York Times yazarlarından Roger Cohen’dir. Cohen bu hususta şunu söylemektedir: “Türkiye’nin ruhu için yapılan mücadele bitecek gibi değil: Ancak yapıldığı sürece sağlıklıdır (Türkiye çözerek değil de içinde çatışarak Araf’ta veya Tih’te debelendiği müddetçe ve vakit kaybettiği oranda bizim için ne gam demek istiyor. İşte Türkiye Araf’tan ve arızî dönemden çıktığında kendisiyle birlikte dünyanın, gelecek yüzyılının şeklini tayin edecektir.

Clinton aslında 100 yıl önce Arnold Tonbyee’nin durdurulmuş Osmanlı medeniyetine zımnî atıfta bulunmuştur. Durdurulmuşluğu, yani fetreti bittiğinde dünyanın merkezi olacak, dünya da onun mihveri üzerinde deveran edecektir). Batı, bu açıklığın korunması için elinden gelen her şeyi yapmalı zaman zaman bir ‘laik faşizm’ dozu içerse de (Cohen bu cümlesiyle Abdurrahman Yalçınkaya’nın Sovyet tipi laiklik yaftasını reddetmesini reddetmektedir)...” Türkiye’nin ruhu üzerine bu ağır mücadeleyi biraz daha açanlardan birisi stratejik analist Nejad Eslen’dir. Cohen’e iyi tercüman olmuş, belki de Cohen’in yarım ve mücmel bıraktığını tafsil etmiştir.

***

Emekli General Nejat Eslen, Cohen’den sonra şunları yazıyor: “Türkiye’de ciddî ve kaçınılmaz bir güç mücadelesi var ve bu mücadele Türkiye’nin geleceğini belirleyecek. İslâmcılar, ulusalcılar ve liberaller bu mücadelenin tarafları ve bu mücadele Soğuk Savaş sonrası süreçte ‘Türkiye’nin jeopolitik kimliğinin yeniden tanımlanması’ ile ilgili. Mücadele sona erdiğinde Türkiye yeni kimliğini tanımlayabilecek; bir Avrupa ülkesi veya Ortadoğu ülkesi ya da Avrasya ülkesi olabilecek.

...

Giderek şiddetlenen bu mücadele sadece iç dinamiklere bağlı değil ve dış yönlendirmelere de açık. Çünkü, Türkiye’nin Doğu eksenine kayması Batı’nın jeopolitik çıkarlarını zora sokabilir. Mücadelenin ne kadar süreceği ve nasıl sona ereceği belli değil. Bu mücadele sadece Türkiye’nin jeopolitik kimliğini değil, aynı zamanda kaderini ve rejimini de belirleyebilecek.” Bence de öyle.

***

Buradan baktığımızda, kaderin bir remzi gibi, vatandaşlara hitap eden Deniz Baykal her vesile ile hilâfete çatmaktadır. Ve AKP ile her girdiği polemik ve sürtüşmeden sonra soluğu bir cemevinde almakta ve orada hitap etmektedir. Mesut Yılmaz’ın imam hatiplerin orta kısmının kapatılmasından sonra Hacı Bektaş ilçesine giderek ‘müjdeci’ bir konuşma yapması gibi. Aslında bunlar hem sembolik, hem de şuuraltı hareketlerdir. Bu bağlamda, ‘Aygün ve karineler’ başlıklı yazısında Nazlı Ilıcak yazısının bir yerinde bu kimlik çatışmasının taraflarından birini temsil eden Sinan Aygün’ün duruşuyla ilgili şu notlarını aktarmaktadır: “Gelelim konunun Sinan Aygün ile ilgili kısmına: Aynı tarihlerde, Ankara Ticaret Odası’nda üst üste iki toplantı düzenlendi. Hilâfetin kaldırılmasıyla ilgili olan toplantıda, ev sahibi Atatürkçü Düşünce Derneği idi. Kuvvet komutanları panele tam kadro katılmıştı. Salona alkışla girip, 10. Yıl Marşıyla çıkmışlardı. O zaman, Şener Eruygur henüz emekliye ayrılmamıştı. Anlaşılıyor ki, emeklilik sonrası faaliyetlerini sürdürmek üzere, taa o tarihte Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurdurmuştu. Panelin sonuç bildirisinde şöyle deniliyordu: “Karşı devrim yol buldu; yöntem buldu; mevziiler ele geçirdi; şimdi yeniden toparlanma vaktidir...” Toplantılar herkesin ilgisini çekmişti. Meselâ ben şöyle yazmıştım. Yazının başlığı şuydu: “Sinan Aygün neyin peşinde ?”

Bir başka yazının konusu olmakla birlikte şimdiden sormak lâzım: Baykal nereye koşuyor?

***

Kemalistler gerektiği zaman geri çekilmedikleri ve esnemedikleri için bu savaşı sonunda kaybetmeleri mukadderdir. Aslında, Batı da onların inatlaşmaları yüzünden Türkiye üzerindeki tezlerini kaybedecektir. Tezad, ama Batılılaşma projesini Batılılaşma projesinin yerli mimarları veya taşeronları yüzünden kaybedeceklerdir. Akıl yerine çılgınlığı seçtikleri için bu böyle olacaktır. Batı maksadının aksiyle tokat yiyecektir. Batıcılar veya aymazlıkları yüzünden Türkiye’nin Batılılaşma projesi çökecektir.

Bu haber toplam 746 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri