Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türk'ün Türk'e yaptığı!

19 Mayıs 2008 / 08:10
Abdülhamit Bilici'nin yorumu
Çetin Altan ustamız, içi boş şeylerle kendi kendimizi pohpohlamamızla çok iyi dalga geçer. 60 yılda 6 kez demokrasi gemisini batırmış olmamıza rağmen, hâlâ İslam dünyasındaki tek demokrasi olmakla övünmemiz galiba böyle bir şeydir.

Yüzlerce aydınımızı doğduğu topraklarda yaşayamaz hale getirdiğimiz, son yüzyılda azınlıklara korkunç muameleler yaptığımız halde, dünyanın en hoşgörülü toplumu olduğumuzla övünmemiz de galiba bu kategoriye girer. Dünyanın saygın dergilerinden Foreign Policy'nin "yaşayan en önemli 100 aydın" listesine aldığı Fethullah Gülen ve Orhan Pamuk'a layık gördüğümüz muamele her şeyi anlatmıyor mu? Avuntu listesini, uzattıkça uzatabilirsiniz. Çetin Altan, objektif bir gerçekliği olmayan, hatta var olan durumla yüzde yüz ters olan bu tür avuntuları, 'Türk'ün Türk'e propagandası' diye niteler.

Benzer şekilde Türklükle ilgili çok pozitif, çok güzel, gurur dolu özlü sözlerimiz vardır. Mesela, Türk'ün gücüne vurgu yapan "Bir Türk dünyaya bedeldir" sözü bunların başında gelir. Türklüğümüzle övünmemiz gerektiğini söyleyen ve Atatürk'e atfedilen "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözü bir başkasıdır.

Bunlar arasında bir de Türk'ün dünyadaki mutlak yalnızlığını anlatan, ona kendisinden başka kimsenin dost olamayacağını iddia eden sözümüz vardır: "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur." Hayli paranoya kokan bu sözün düz anlamı aşikar. Ancak eski deyişle mefhum-u muhalifi, yani ters anlamı, Türk'ün Türk'e çok dost olduğunu, asla Türk'ün Türk'e düşmanlık etmediğini, zarar vermediğini anlatır. Acaba gerçekten öyle midir?

Kabul etmemiz gerekiyor ki, Türkiye'ye dışarıdan bakanlar bunun böyle olmadığını çok daha kolay görüyor. Çünkü kendi kendimize zarar vermede, birbirimize düşmanlık etmede maalesef çoğu kez yabancılara fark atıyoruz.

Şahsen, Avrupa'da Türkiye'nin demokratik dönüşümüne samimi olarak inanmış Barroso, Rehn, Lagendijk gibi isimlerin, halkın yarısının desteğini almış bir partiye açılan kapatma davası karşısında, tam da bunu, Türk'ün Türk'e düşmanlığının şiddetini gördüklerini düşünüyorum.

Bir an kendinizi onların yerine koyun. Türkiye'de kiminle konuşsalar, bir diğerini tehdit görüyor. En azından bir diğeri hakkında rahatsızlığını dile getiriyor. Alevi, meşruiyet sorunu yaşıyor, rahatsız. Sanki Sünni rahat mı, aynı sorunu o da yaşıyor. Kürt, kimliğiyle ilgili problem yaşıyor. Türk de bölünme korkusu içinde. Dindar asker, atılma endişesi taşıyor, rakı içen memur ise yükselememe. Laik, dindarı tehdit görüyor. Başı kapalı kendini dışlanmış hissediyor. Başı açık olan, ne zaman başının kapatılacağı korkusu içinde.

Nitekim Washington'da Türk-Amerikan ilişkilerini konu alan TÜSİAD'ın panelinde söz alan ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris de bu durumu fark etmiş olmalı ki, kapatma davasıyla ilgili soruya şu cümleyle giriş yapıyordu: "Bugünlerde ben daha çok Türk'ün Türk'e ne yaptığını merak ediyorum."

Türk'ün Türk'e reva gördüğü bu muamele karşısında bütün dünya şaşkın. Kimse bir adım sonra ne olacağını bilmiyor. 'Hükümet kapatılır mı?' diye soruyorlar. 'Ekonomi, cari açık ne olacak?' diye soruyorlar. Tabii, demokrasi tarihimizi yakından bilenleri hariç tutmak gerekiyor. Zira onlar, Türkiye'de bu tür işlerin âdetten olduğunu, partilerin sürekli kapatıldığını, hatta halktan çok büyük destek almış parti liderlerinin asıldığını biliyorlar.

Bunları düşününce, insan, bir yandan Amerikalıların demokrasiye yapılan bu müdahale karşısında neden Avrupa gibi güçlü tepki vermediğe kızıyor. Bölgede, Amerika'yı çok yakından ilgilendiren birçok konuyu derinden etkileyecek bir meselenin adeta futbol maçı gibi izleniyor olmasından rahatsızlık duyuyor. "Demokrasiden yana olmak bu kadar zor mu?" diyor. Ama diğer yandan da şunu düşünüyorsunuz: Şayet içeride biz birbirimize karşı bu kadar kin ve nefret içinde isek Amerikalılar veya Avrupalılar ne yapabilir? Demokrasinin en temel ilkelerinde bile anlaşamıyorsak, başkalarının elinden ne gelir? Üstelik ikide bir demokrasiyi veya ekonomiyi iflas ettirip, başkasından medet ummak ne kadar şık? Dış ilişkilerimizde sürekli bizi küçük düşüren bu iç zaaflarımızı asla tedavi edemeyecek miyiz?

Ancak AK Parti tecrübesinin İslam dünyası için model olup olmadığının tartışıldığı, bizim de konuşmacı olarak katıldığımız bir panelde, Cezayirli siyasetçinin yaptığı kapatma yorumu, sadece Batılıların değil Müslümanların da bu sorunu içeride çözebileceğimize inanmadığını gösteriyordu. AK Parti tecrübesinden çok şey öğrendiklerini, kendilerini cesaretlendirdiğini söyleyen Barış Toplumu Hareketi liderlerinden Abderazzak Marki, öncelikle kapatma kararının bölgedeki demokratikleşme çabalarına zarar vereceğini, bunun El Kaide çizgisine yarayacağını ifade ediyor, sonra da Batı'nın böyle bir gelişmeye izin vermemesi çağrısında bulunuyordu. Belki üzücü ve Türkiye'nin stratejik değerine, oynaması beklenen role çok ters ama Washington'a yansıyan fotoğrafımız işte böyle.

Keşke başkalarını bir kenara bırakıp, önce Türk'ün Türk'e dost olmasını sağlayabilsek...

Kaynak:
Bu haber toplam 696 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri