Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

VAN YÜZÜNCÜ YIL NİZAMİYESİ!

11 Haziran 2008 / 09:03
Kanal 7'nin başörtülü editörü, Van'da Yüzüncü Yıl'ın nizamiyesi(!)nde aslında nelerin yaşandığını anlattı.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nin bahçe kapısı dışında yaşandı anlatacaklarım.

Bahçenin dışında mevzilenen güvenlik görevlileri, okula giden otobüs ve minibüsleri tek tek durdurdu 9 Haziran sabahı…

Okul servislerinden bahsetmiyorum, Özel Halk Otobüsleri ve hatlı minibüsler söz konusu.

İçinde öğrencilerin, lojmanlarda oturanların, onların misafirlerinin ve yakındaki bir köy sakinlerinin kullandığı toplu taşım araçları.

Ve "denetim" başladı. Eğitim yolundaki denetimin amacı "başörtülüleri ayıklamak" şeklinde özetlenebilir. Başı örtülü olanlar tek tek artık başlarını burada açmaları gerektiği konusunda uyarıldı. Okul binasının 700 metre uzağında, bahçe kapısına 20 metre kala, bir toplu taşım aracının içinde, herkesin gözleri önünde ve öğretim yılının bitmesine iki hafta kala.

Araçların motorları durdu, başörtülüler başlarını açana kadar kontak anahtarlarına dokunulmadı. Başını bu noktada açmak istemeyenler, güvenlik görevlilerine okul kapısına kadar gitmek istediklerini, okulda ve derste zaten başlarını açtıklarını hatırlattılar ama emir kuluydu onlar da. Başörtülüler aşağı indi, araçta kalanların başlarını açtığı anda motorlar çalıştı, eğitimin önündeki engel kalkmıştı artık…

İşte o öğrencilerden biri, sınıfta kalmakla inancı arasında sıkışan genç kız, "tahammül sınırını" geçti. Önce ağladı, sonra çığlık atarak sinir krizi geçirdi. Kendini yerlere attı, çırpındı, sayıkları… O çığlık attı, arkadaşları ağladı. Çığlıkları bahçe kapısını aşıp okula ulaştı ama ne rektör duydu O'nu, ne diğer hocalar…

Yanlarından araçlar geçip gitti, şaşkın bakışlı öğrenciler, veliler, misafirler, şoförler öylece geçti gitti. Kimse durup sormadı "neler oluyor" diye.

Genç kızların altına sığındıkları söğüt ağacı kadar sessizdi her biri -ki o ağaç gölgesiyle destek oluyordu onlara-…

Gencecik bir kız, okul kapısında, "baba beni okula gönder" kampanyalarının düzenlendiği bir ülkede "çıldırmanın eşiğine" geldi.

Okula gitmek için, son sınavlarını kaçırmamak, belki mezun olmak, belki ekmeğini eline alıp hasta annesine bakmak, belki bilgi birikimiyle çocuklarını vatana millete hayırlı birey olarak yetiştirmek, belki kendinden onlarca yaş büyük biriyle evlendirilmemek, belki "oku" emrine boyun eğmek, belki sadece ve sadece üniversiteli olmak için çabalıyordu.

Üniversitenin eline verdiği ilk belge, bir sinir krizi oldu…

Kim ödeyecek bu faturaları, hasta bir toplum yetiştirmek kimleri neden bu kadar memnun ediyor. Birilerinin saltanat koltuklarında sürdüğü sefanın devamı buna mı bağlı yoksa?

Artık kriz geçirme sırası bende…

"Utanç krizi" benimkinin adı.

Okul kapısından giremediği için sinir krizi geçiren kızın vebali herkes gibi benim de boynumda.

Utanıyorum!!!

Seyretmekten, suskun kalmaktan, biteviye bu konuyu yazıp durmaktan utanıyorum.
sanliurfa.com
Bu haber toplam 1036 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri