Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yargıyı hiç mi tartışmayalım?

29 Mayıs 2008 / 10:13
Yeni Şafak Yorum

Yargı da yargılanabilmeli. Hesap verebilme yükümlülüğü olmayan bir kurum düzgün işleyemez. Her şeyin tartışılabildiği bir ortamda yargı erki hiç tartışılmayacak. Yargıya hiçbir eleştiri getirilemeyecek. Bu mümkün değil.

Türkiye'de olağanüstü sıklıkla değişen yapay gündemlerin yarattığı gerginliklerden nefes alarak belli konulara yoğunlaşma, belirli konuları düşünme, araştırma olanağı bulunamamaktadır. Gündem değişiklikleri kamuoyunu şaşkına döndürmektedir. Yaratılan toz, duman bulutunun, bulanık suda balık avlamaya alışmış kesimlerin çok işlerine yaradığı açıktır.

Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun yayınladığı bildiri, bir süredir her şeyi unutturacak yankılar yarattı. Bugünlerde tarafları yatıştırarak, olayın geçiştirilmesine çalışılmaktadır. Sorunların çözümüne değil, üstünü örterek halının altına saklanmasına çalışma konusunda oldukça yetenekli(!) bir toplumuz.

Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun bildiri yayınlaması ilk değil. 20.09.2007 tarihinde bir bildir yayınlamışlardı. Aradan 8 ay gibi bir süre geçtikten sonra yine bir bildiriyle kamuoyunun karşısına çıkmış bulunmaktalar. Yayınladıkları bildiride, 8 ay önceki bildiride açıklananları yineleyerek, savunma çabalarını sürdürmekteler. Bu durum, 8 ay önce yayınlanan bildirinin hiçbir şeyi değiştirmediğini, günümüzde aynı sorunların daha da artarak sürmekte olduğunu göstermektedir. 8 ay önce yayınlanan bildiride belirtilen sorunlarla yüzleşebilsek, çözülebilecekleri varsa çözebilsek, çözülmeyecekleri bir kez daha kamuoyunun önüne gelmeyecek biçimde yerlerine koyabilseydik, bugün yeni bir bildiriyle karşılaşmazdık.

YARGIYI HUKUKA UYDURALIM

Bu topraklarda uygulanan yasalar, bunların uygulayıcıları, küresel hukuk değerlerine ne katabilmiştir? İnsanlık tarihinin 4 bin yıllık hukuk algısı birikimine, denizde damla olacak bir katkımız var mıdır? Etkin bir hukukçu, bu denize bir damla su eklemekle olunur. Siyasal tartışmalarda sözcük oyunlarıyla kurulu sistemi korumaya kalkarak hukukçu olunmaz.

Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi, Askeri Yargıtay gibi yüksek yargı organlarının basında boy gösteren ünlüleri, neden bir gün, uygulamakta oldukları yasaların, Anayasanın çağın hukuk değerleriyle uyuşmaktan yoksun oluşunu gündeme getirmezler, tartışmaya açmazlar? Türkiye'deki siyasal çekişmelerin boşluklarından yararlanarak, koltuklarını korumaya kalkarak hukukçu olunamayacağını anlamaları gerekmektedir. Yargı, topluma hesap verebilir duruma gelmek zorundadır. Yargının saygınlığı, uygulamada gösterdikleri başarılarla sağlanır.

Yargıtay bildirisinden bazı bölümleri alarak, yorumlamakta yarar var.

"...Yargıyı ve mensuplarını halka şikayet ederek, hedef göstererek, hatta yabancı kişi ve kuruluşların yardım ve katkılarını sağlayarak, Türk yargısını etkileme niyet ve gayretine girmek suretiyle, açılan kapatma davasında lehe sonuç alma heves ve yöntemleri sıklıkla denenir olmuştur. "

AKP'yi kapatma davasında yargı etkilenmeye çalışılıyormuş. Çalışılır. Etkilenmesinler. AKP, DTP, ya da herhangi bir kişi ya da kurum, yargının eylemlerini, işleyişini kamuoyunun önünde tartışmaya açabilir. Bunu yapmaya her kesin, her kesimin hakkı olmalıdır. Yanlış eleştiri, haksız suçlama varsa, bunlar kamuoyunun gözünden kaçmaz. Kamuoyu kimin ne yaptığını çok bilmekte, değerlendirmektedir. Her kişi ya da kurum, herhangi bir yargılama sürecinde, kararın kendi lehine verilmesi için türlü yollara başvurabilir. Yargının başvurulan bu yollarda kurulan tuzaklara düşmemesi gerekir.

Yargının kendisinin de yargılanabilmesi gerekir. Hesap verebilme yükümlülüğü olmayan bir kurum düzgün işleyemez. AKP, DTP ya da bir başka siyasal parti, Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi Başkan ya da üyelerini suçlayarak, haklarında yasal işlem yapılmasını isteyebilmelidir. Bu demokrasinin gereğidir. Türkiye'de seçimlerde en çok oy almış, Yasama ve Yürütme erklerinin başına geçmiş bir partinin kapatılması için dava açılacak. Türkiye parti kapatma gibi demokrasilerde örneği az görülen bir uygulamayla yüz yüze bulunacak, bu tüm dünyanın tartıştığı bir konu durumuna gelecek, Yargı erki hiç tartışılmayacak. Yargıya hiçbir eleştiri getirilemeyecek. Bunun fizik olarak olanağı yoktur. Eleştirilemeyen, eleştirilecek yanı olmayan, eleştirilecek hiçbir açığı bulunmayacak ölçüde düzgün iş yapan, işleyen bir kurum olamaz. İnsanın oluşturduğu bu tür bir yapılanma yoktur. Eleştirinin yapılamayacağı sınırlar konulması demek, gelişmenin önünü tıkamak demektir. Eleştiriden kaçmak, eleştirilecek yanların varlığını gösterir. Eleştiri yasağı özlemek, düzgün işlerin yapılmasını önleme duvarları dikmek demektir.

Yabancılardan yardım istemek de herkesin hakkı olmalıdır. Bu hak olmazsa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitme hakkı bir anlam taşımaz. Bu yargı, ulus devlet sınırlarının, yetkilerinin üstünde bir yetkiyle çalışmaktadır. AB'ye üye olma çabasında olan Türkiye'de bir kişi, kurum, siyasal parti bir Fransız, İngiliz, Alman savunman tutarak kendini savunabilmelidir. AB'ye giriş sağlanınca bunun yolları açılacaktır. Yargılama ulus devlet sınırlarını aşan bir nitelik kazanmıştır. Suudi Arabistan'da ölüme mahkum edilmiş bir insanımızı kurtarmak için Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla girişimlerde bulunmaktayız. Almanya'da öldürülen yurttaşlarımızın ölüm olayını, Başbakan, Devlet Bakanı giderek, Alman güvenlik birimlerinin yaptıkları kovuşturmalara bırakmadan ya da kendimiz bu olayın gerçek nedenini incelemek için daha özenli olmak amacıyla girişimlerde bulunmaktayız. Alman yetkililer, 'Bu olay bizim sınırlarımız içinde olmuştur. İç işlerimize karışmayın' dememektedir. Dünyamızın giderek küçüldüğünü, eğitimin, ekonominin, yargılamanın giderek iç içe girdiğini anlamamız gerekmektedir.

"Tartışılmaz gerçek" olarak benimsenebilecek bir konu, kavram, kişi, kurum yoktur, olamaz. Tartışılmayacak bir kişi, kurum olamaz. Hiç eksik olan bir yan, tartışma noktası bırakmadan, her şeyi eksiksiz yapan bir kişi, kurum olamaz. Dünyada, daha ileriye geçilemeyecek, tüm gelişmelerin son noktasını yakalamış bir gerçeklik yoktur. İnsanlık sürekli daha iyiyi, daha güzeli, daha yeniyi, var olandan daha ileri işler yapanı aramıştır. Bu arayışa nokta koyma olanağı yoktur. Bilim, hukuk sistemi adına "tartışılmaz gerçek" olarak benimsenecek, eksiksiz bir kavram ileri sürmek, bilimsellikten, bilimsel algı düzeyinden ne denli yoksun olunduğunu gösterir. "Tartışılmaz gerçek" inanç sistemlerinin kullanabileceği, bilimsellikten uzak bir sistemdir. Yargı seçimle işbaşına gelmeye, Yüksek yargı, yargıçlar, savcılar halk tarafından seçilmeye başlansa, eleştiriye hiç dayanamayan bu yargıçlar, yargı organları ne yaparlar ?

LAİKLİK YARGININ NERESİNDE?

"...Gelişen dünyaya uyumda yetersiz kalan Anayasanın" bazı maddelerinin değiştirilmeye kalkışılmasında, anayasanın özünü değiştirmeye kalkmayı eleştiren Yargıtay Başkanlar Kurulu, Anayasanın "Gelişen dünyaya uyumda yetersiz kaldığını" istemeyerek de olsa kabul etmektedir. Ancak bu Anayasanın özünün değiştirilmeye çalışılmasına karşı olduğunu belirtmektedir. Bir Anayasa dünyaya uyum sağlamakta yetersiz kalmaktaysa, bunun özünü, sözünü korumaya kalkmanın, hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Sürekli gelişen bir insanlık tarihine ayak uydurmakta geri kalmış bir Anayasanın özü de, sözü de tümüyle değiştirilmelidir.

"Anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümleri korunur gibi görünse bile başka maddelerde yapılacak değişikliklerle Cumhuriyetin temel ilkelerinin zaafa uğratılmasının benimsenemeyeceği," vurgusu, Danıştay Başkanlar Kurulu'nun siyasal sistemi belirlemede taraf olma dileğinin yansımasıdır. Bir toplum çoğulcu demokrasiyle yönetilmek istediğini açıklar, kurulu sistemin "cumhuriyet" adı verilen yönetim biçimi buna izin vermemeye kalkarsa, bu tavır toplumun önünü tıkamak, toplumun istemlerine saygısızlık yapmaktır. Cumhuriyet, insanlık tarihinin birikimleriyle biçimlenen yönetim algısına uygunluk sağlayan bir noktaya gelememiştir. İnsanlık birikiminin geldiği aşamaya uyum sağlamaktan uzak kalmaktadır. Böyle bir yönetim biçimine sıkıca sarılarak, toplumu daha ileri bir demokratik aşamaya geçirmemeye çalışmak, topluma yapılan en büyük kötülüklerden biridir."

Bir Anayasa, " değiştirilemez, değiştirilmesi önerilemez" kurallar getirtmişse, bu Anayasayla gelişen, değişen, dönüşen, çağdaş bir toplum kurma olanağı yoktur. Hukuk sistemleri, sürekli değişen bir devingenlik içindedirler. Değişimin önünü tıkamak insanlık tarihinin akışına ters bir tavır takınmaktır.

Bir türlü yaşama geçmeyen laiklik konusunda da bildik savlar ileri sürülmektedir."..Cumhuriyetin vazgeçilmez temel dayanağını oluşturan ve Yüksek Mahkeme kararları ile çerçevesi isabetle çizilmiş olan lâiklik ilkesinin doğrudan veya dolaylı yeni düzenlemelerle zayıflatılmasının kesinlikle kabul edilemez olduğu" vurgulanmaktadır.

Laiklik bir yönetim biçimidir. Yargı erki, Yüksek Mahkeme bir yönetim biçiminin çerçevesini çizemez. Laiklik anlayışıyla ilgili Yasama erkinin yaptığı yasaları uygular. Yasama ve Yürütme erklerinin eylemlerinin bu yasalara uygunluğunu denetler. Gerçek bir demokrasi bunları gerektirir. Laiklik ilkesinin zayıflatılması ya da güçlendirilmesi işlevini Yargı erkine vermek, bir berbere beyin ameliyatı yaptırmaya benzer.

Kaynak:
Bu haber toplam 840 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri