Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Zirvede ne konuştular

01 Ağustos 2008 / 16:13
“O da ne demek! Tabiî ki demokratik sistemlerin “banisi” ve “hamisi”, demokrasinin doğduğu topraklar olan batı, demokrasi ve milli irade karşıtı derin yapıların tasfiyesine destek olur, aksi düşünülemez bile!” diye düşünüyor olabilirsiniz.
Bu tezin yanlış-lanması, batının başkasına ne kadar demokrat olduğunun anlaşılması için; ABD ve Avrupa'nın dünyadaki ihtilallerin, iç savaşların, despotik idarelerin neresinde olduğuna bakmak kazım.

Afrika'da yapılan ihtilallerin arkasında oradaki sömürge düzenini devam ettirmek isteyen hangi batılı ülkenin olduğuna bakmak lazım. Daha 20. yüzyılın sonunda (1990'lı yıllarda Afrika'nın iki büyük kabilesini kimin birbirine vuruşturarak milyonlarca siyahi ceset üzerinden menfaatlerini nasıl kolladıklarına bakmak lazım. (Hutu'ların ve Tutsi'lerin birbirine kırdırılması!)

Dünyaya demokrasi ihracı iddiasında bulunan, ama müttefiki(!) petrol zengini Arap ülkelerinde despot kralların saltanatının devamını daha “pragmatik” bulan ABD'nin demokrasiye inancını sorgulamak lazım. Yalanlarla girdiği ülkelerde (Irak ve Afganistan) 3-4 yıl gibi kısa sürede mevcut yönetim yapılarını da bütünüyle tahrip ederek milyonlarca sivili öldüren, düğün alaylarına füzeler yağdıran, Müslüman toplulukları Şii-Sünni-Arap-Kürt-Türkmen vs diye bölerek birbirine kırdırmak için her türlü provokasyonu deneyen ABD'nin, nereye hangi demokrasinin getirilmesine katkıda bulunduğuna bakmak lazım.

ABD'nin demokrasi sevdası Türkiye'deki klasik-modern-post modern bütün ihtilallerin arakasında yer almasında gizli. Pakistan'daki bütün despotik idareleri bizzat kendileri yönetime taşımalarına rağmen, mevcut despotizmayı yeterince sert bulmadığı için daha sertlerini getirmek istemesinde saklı.

Avrupa'nın demokrasi kriterlerini, Fransa'nın sömürge düzenini devam ettirmek için kurduğu derin yapı ile işbirliği içinde, kan ve gözyaşına, kaosa boğduğu Cezayir'de aramak lazım. Seçimlerde çok yüksek bir oy oranı ile yönetime geldiği halde FIS'in nasıl tasfiye edildiğinde aramak lazım.

Batı'nın demokrasi, insan hakları anlayışını algılayabilmek için; Kongo'da, Etiyopya'da, Sudan'da, Nijer'de, Somali'de ve bilmem hangi 3. dünya ülkesinde yaşanan katliamların, cinayetlerin, iç savaşların, darbelerin arkasında hangi batılı ülkenin olduğuna bakmak lazım

Batının batı dışı ülkelere karşı kullandığı iki yüzü vardır. Hangi yüzün ne istediği, ne yaptığı önemlidir.

Batı'nın bir yüzü; demokrasi, insan hakları, hukuk diyen “demokrat!”, “şirin!”, “sevimli!” yüzüdür. Bu yüzünü bazı STK'lar, iyimser siyasetçiler, insan hakları örgütleri vs. vasıtasıyla ve alenen gösterir. Diğer ve gerçek yüzü ise oportünist; zihninin arka planında diğer ülkeleri 3. sınıf ve sömürülmeye müsait gören; demokrasiyi işlerine geldiği kadar destekleyen; batı medeniyetini bütün medeniyetlerden üstün gören ve batı değerlerini empoze etmeyi medeniliğin bir gereği sayan; batının dışında herhangi bir yöne doğru bir gelişme müşahede ettiğinde demokrasiyi, insan haklarını, hukuku bir tarafa koyarak o ülkeyi imha için harekete geçen bir “batı” vardır karşımızda.

Bizim yönümüz 2-3 asırdır batıya dönük. AKP hükümeti de AB'ye girmek ve daha fazla Batılı olmak için çırpınıp duruyor. Vatandaşın ekseriyeti AB'yi istiyor. Ergenekon denilen örgüt de AB karşıtı. Bu halde batı niye Ergenekon'un tasfiyesini istemesin? Neden bizim batı kulübüne girmemize destek olmasın?

Öncelikle şunu tespit etmekte yarar var sanıyorum. Türkiye'deki ve diğer İslam ülkelerindeki demokrasinin gelişmesine, ülkelerin kendi değerleri ve kaynaklarıyla kalkınmasına aman vermeyen bütün derin yapıların kurucusu ve halen sürdürücüsü batıdır. Derin yapıların sahipleri, patronları ülkelere göre değişebilir; ama hepsinin batılı bir patronu vardır. Bizdeki derin yapıyı daha önceki yazılarımızda ifade ettiğimiz gibi İngilizler kurmuştur. Bu derin yapı 1950'lerden sonra ABD'nin etki alanına girmiştir. Bu gün ise İsrail-ABD çizgisindedir. Ülkemizde ve bizim gibi ülkelerde konuşlandırılan derin yapılar kurulduktan sonra kendi haline bırakılıp gidilmemiştir. Sürekli derin sistemin işleyişi takip altında tutulmuş, sapmalar olduğunda, ABD-İsrail'in bize; Fransa'nın Cezayir'e müdahale ettiği gibi derin sisteme balans ayarları yapılmıştır. Sapmalar olduğunda hemen o ülke üzerinde cerrahi operasyon yapılarak, batı menfaatleri doğrultusunda kurulan derin sistem regüle edilmiştir.

Derin sistemin kurulmasının ana amacı asırlarca batıyı meşgul ve tehdit eden İslam'ın, Türklerin içeriden ve kendinden müteharrik bir yapıyla kontrol altında tutulmasıdır. Batının kurduğu ve sürdüre-geldiği bu derin yapılar içinde en sofistike olanı Türkiye'deki derin yapıdır.

Bu gün Türkiye yüzünü batıya dönmesine, hararetle AB'ye girmek istemesine rağmen hala batı için bir tehdittir. Batının kurduğu derin sistem bizim genlerimizle oynamış, temel dini ve kültürel referanslarımızı tahrip edecek değişiklikler yapmış, ama bu gün gelinen noktada istediklerini elde edememiştir. Türkiye'de İslam kültürü ve tarihi değerlere bağlılık genetiğimize müdahale edilmesine rağmen hala canlıdır ve giderek güçlenmektedir. Batının kendi medeniyetine yaklaştırmasını arzu ederek desteklediği demokrasi, beklenenin aksine insanımızın kendi değerlerine daha bilinçli yönelmesine neden olmuştur. İslam ülkelerinin bütün zayıflığına rağmen İslam dini ve kültürü giderek yayılmaktadır. 11 Eylül mühendisliği ile hedeflenen “Terörist Müslüman!”, “Kan dökücü İslam!” imajı da, dünyanın İslam'a yönelişinin önünü kesememiştir. Ayrıca dünya, Müslümanlar aleyhine çevrilen “global derin provokasyonun” gerçek maksadını çözmeye başlamıştır.

Yani, kurulan “derin sistemlere” ve “global mizansenlere” rağmen batının korkulu rüyası İslam, gelişmekte yayılmaktadır. Müslümanlar giderek dünya ile bütünleşmekte, ticaret yapmakta, eğitimli hale gelmektedirler.

Böyle bir durumda batı; İslam ülkelerinin ve mağdur milletlerin lokomotifi olmaya aday, ekonomik ve beşeri imkânları itibariyle kalıplarını kırma potansiyeline sahip, güçlü bir tarihi, devlet geleneği olan Türkiye'nin yine batı tarafından kurulmuş derin mengenelerden kurtulmasına ne kadar olumlu bakar?

Batı tarih boyunca en amansız rakibi olmuş bir aslanı demokrasi, insan hakları, çoğulculuk vs gibi kendisinin dışındakilere müstahak görmeği tumturaklı laflardan dolayı kafesinden çıkarır mı sanıyorsunuz?

Çoğulcu demokrasinin ve evrensel hukuki normların bizim kendimiz olmamıza ve özgüvenimizi artırmamıza katkısının farkında olmadıklarını mı düşünüyorsunuz?

Burada AB ile ABD'nin yaklaşım farkı olabilir. ABD “dünyanın patronu!” havasıyla Türkiye'nin bütünüyle kendi ekseninde kalmasını ve derin mengenelerden kurtulmasını istememektedir. Bizim onlara halayık, peyk olarak devam etmemizi arzu etmektedir. Bu yönüyle ABD bütün derin operasyonların bizzat içindedir ve yönlendirmektedir. Bize demokrasi, ABD'nin istediği zaman ve onun istediği kadar lazımdır! Onun izni ve bilgisi dışında demokrasi isteyenlerin talepleri zararlıdır. Zira kontrol dışıdır. ABD'nin istediği sadık, sorgulamayan, emre amade bir müttefik(!) olarak kalmamızdır.

Bir miktar demokrasiye belki “evet” diyebilirler. Ama ABD-İSRAİL asla derin yapının bütünüyle tasfiye edilmesine sıcak bakmaz. Deşifre olmuş, ayağa düşmüş kısımların ayıklanmasına destek oluyor gibi görünebilirler. Ancak, diğer taraftan yeni formlarda, daha etkili derin yapılar kurmanın kaygısını taşırlar. AB'nin tutumu ise ABD'den biraz farklı olabilir. Öncelikle Türkiye üzerinde etkinlik kurma noktasında ABD-AB arasında bir rekabet söz konusudur. AB tam üye yapmayı istemese de, havuç politikası ile Türkiye'yi kendi ekseninde tutmak ve kontrol etmek istemektedir. Böylece hem Türkiye'yi marke etmiş olacak, hem de başka heveslere kapılmasına, kendine göre kamplar, birlikler kurmasına engel olacaktır. Bu nedenlerden dolayı AB, ABD-İsrail kontrolünde olan derin yapının kollarının budanmasına ve Türkiye'nin AB eksenine yaklaşmasına sıcak bakabilir. Ama ne AB, ne de ABD Türkiye'nin derin bağlardan bütünüyle kurtularak kendi kararlarını kendisi veren, bağımsız, demokratik bir ülke olmasını istemez. Zira bu, 100 yıl uğraşı sonucunda 1908 de etkin hale getirilen derin sistemin temel kuruluş mantığına aykırıdır. Aslanın kafeste ve kontrolde tutulması konseptine tersdir. Onun için batı derin yapının deşifresini bir yere kadar ister ve bizim o yapıyı yıkmamıza bir yere kadar müsaade eder.

Bu tür durumlarda ülkelerin ne dediklerinden çok, ne yaptıkları, kapalı kapılar ardında neler çevirdikleri önem arz eder. Antidemokratik müdahalelere geç ve cılız bir ses çıkaran ABD, Türkiye'deki bütün derin yapıların, paramiliter gurupların, demokrasi karşıtı oluşumların kapı gibi arkasındadır. Hizbullah'ından, PKK'sına, TİT'ine, El Kaide'sine kadar global ve lokal derinlerle irtibatlı bütün örgütlerin arkasında ABD vardır. Lui Sakka Antalya'da yakalandığında ilk damlayan ve “bu bizim adamımız” diyerek sürece müdahale eden CIA elemanlarıdırlar. Yapılan ikili anlaşmalara ve güya bize operasyon desteği vermesine rağmen ABD Adana başkonsolosu PKK'nın ve onun siyasi uzantılarının akıl hocalığına devam etmektedir.

Zahirde demokrasiye sahip çıkan açıklamalarına rağmen, hem ABD, hem de AB en şahin darbeci komutanlarla kapalı kapılar ardında düzenli görüşmeler yapmaktadırlar. Şahinlerin ve darbecilerin temsilcisi bir paşa ABD'ye gidip Neo-conlarla ve yetkili kimselerle (Türkiye üzerine) emir komutayı aşan görüşmeler yapmaktadır. Aynı hasta ama şahin paşa Türkiye'de ABD ve AB büyükelçileri ile düzenli, basına kapalı, gündem dışı, gizli görüşmeler yapmaktadır.

Örneğin, geçen hafta TSK içinde etkili şahin paşamız Nurol Rezidans'ta AB büyükelçisi ile neler görüşmüştür? Daha önce bir kısmı Büyükelçilerin kendi rezidanslarında gerçekleşen gizli görüşmelerin muhtevası nedir?

Bırakın kuvvet komutanı bile olmayan bir paşayı -demokratik teamüller gereği- kuvvet komutanlarıyla, hatta Genel Kurmay Başkanları ile bile görüşmeyen, Savunma Bakanını ve Başbakanı muhatap alan demoktratik! Batılı dostlarımız darbeci niyetleri ile bilinen bir paşayı niye muhatap alır? Ve neden onunla gizli, düzenli görüşmeler yapar?

Cevap: Yukarıda saydığım nedenlerden dolayı….

AB ve ABD onların istediği kadar demokrat olmamıza müsaade ederler. Onların istedikleri kadar derin yapılardan, Ergenekon'dan kurtulmamızı isterler. Kendi kurdukları, yönlendirdikleri ve bizi kontrol ettikleri o araçları bütünüyle tasfiye etmemize göz yummazlar. Belki, yenilenmesi ve modernleşmesi için yıpranmış olanlarının değiştirilmesine destek oluyor görünürler.

Millici! Yargıç? YARSAV başkanının derin yapının kurucusu İngiltere'nin Guardian Gazetesine verdiği Türk tarihini ve İslam'ı batıya şikâyet eden demeci; “Kurduğunuz derin yapı tehdit altında!, demokrasiye rağmen buna müsaade etmemeli, bize destek olmalısınız!” mesajından başka bir şey değildir.

ABD'ye göbeğinden bağlı Ulusalcıların ve laikçilerin iddialarının aksine Ergenekon örgütünü tasfiyeye yönelik müdahaleler yerli, milli güçlerce yapılmaktadır. Bu derin mengeneyi kırmadan, Ergenekonları tasfiye etmeden ülkenin ufku açılmayacaktır.

Bu tür yapıları tasfiye gayreti içinde olanlar ve milletimiz bilmeliler ki; ABD-İSRAİL'e, hatta AB'ye rağmen Ergenekon'la mücadele etmektedirler. Bunun bilincinde olarak kararlı, dikkatli ve güçlü bir şekilde bu temizliğe devam edilmelidir.

Sadece Milletimizin değil, mazlum milletlerin geleceği adına Türkiye'nin “derin, demir bukağılardan” kurtulması çok önemlidir. Ergenekon operasyonları ve derin yapının tasfiyesi içerideki “avukatlara” ve dışarıdaki “hamilere” rağmen sürdürülmelidir.

* * *

Anayasa Mahkemesi kapatma kararı vermeyerek ülkeyi bir maceraya ve kaosa sokmaktan kaçınmıştır. Bundan sonra bütün gayretin “derin ur”lardan kurtulmaya ve demokratik reformlara sarf edilmesi lazımdır.

Kaynak:
Bu haber toplam 1304 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri