Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Abdülkadir ÖZKAN

Bağımsızlık, tarafsızlığın garantisi olabilir mi?

10 Nisan 2010 Cumartesi

Sanıyorum tartışmalarda sonuç alabilmek için  öncelikli olarak tartışan tarafların birbirini dinleyebilmesi gerekiyor. Birbirinin söylediğine kulak vermeyen, sadece karşı tarafı yenmek üzerine kurulmuş tartışmalardan yararlı bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. Ne yazık ki anayasa değişiklik tartışmalarında da benzer bir durum yaşanıyor. Taraflar birbirlerinin ne söylediğine hiç bakmıyor. Sanki kulaklarını tıkamış sadece kendi söyledikleri üzerine yoğunlaşmış durumdalar. Taraflardan maksadım sadece yürütme-yargı ekseni değil. Bu tartışmadan ister istemez ortaya çıkmış bütün taraflardan söz ediyorum. Siyasetçiden, gazeteci ve yazarlara, akademisyenlerden bürokratlara kadar geniş bir yelpazeyi kastediyorum. Bu yelpaze içinde bulunan herkes ille de diğer tarafa karşı çıkmak için konuşuyor ve yazıyor değil.  İçlerinde çözüm üreten ve tekliflerini ortaya koyanlar da var. Ancak gruplaşma giderek kemikleşmeye dönüşünce ister istemez karşı görüşlere kulakları tıkamak gibi bir refleks gelişiyor.

Yargı reformu etrafındaki tartışmalar genellikle bağımsızlık-tarafsızlık ekseninde sürdürülüyor. Elbette yargı için bağımsızlık olmazsa olmaz şarttır. Bağımsızlık olmayınca tarafsızlığı da sağlamak imkansız hale gelebilir. Ancak, bunun aksi, yani bağımsızlığın tarafsızlığın garantisi olup olamayacağının da tartışılması gerekir. Çünkü, yargının bağımsızlığı ne kadar önemli ise tarafsızlığı da o kadar önemlidir. Sanıyorum sıkıntı da bu noktada ortaya çıkıyor.

Eğer yargı reformu bağımsızlığı tehlikeye düşürecek bir gelişme olarak görülüyorsa, buna inananlar bağımsızlığın korunmasına sahip çıktıları kadar bağımsız bir yargı içinde tarafsızlığını yitiren yargıçların nasıl kontrol edileceğini de söylemeleri, çözümler teklif etmeleri gerekir.

Yasamayı kontrol için Anayasa Mahkemesi oluşturulmuştur ve görevini yapmaktadır. Peki Anayasa Mahkemesi yanlış yaparsa kime hesap verecektir? Kaldı ki yürütme ve yasamanın tüm faaliyetleri anayasa ve yasalarla denetim altına alınmış olmakla birlikte bu mekanizmaların ötesinde bir de seçimlerde milletin hesap sorması söz konusudur. Yani vur abalıya misali sürekli eleştiri oklarının hedefi olan yasama ve yürütmeye karşılık yargının hesap vereceği bir mekanizma gelişmemiş ya da geliştirilmemiştir. Sanıyorum esas tartışılması ve çözüm bulunması gereken husus budur. Bağımsız olmak hiçbir şekilde hesap vermemek anlamına gelebilir mi? İşin doğrusu bu mudur? Yani mantık olarak seçilmişler yanlış yapar ama yargıçlar için böyle bir şey söz konusu değildir. Yargının denetimi altına alınmış yasama ve yürütme sayesinde ülkedeki tüm yanlışları düzeltmek mümkündür mantığı mı geçerlidir? Bir başka açıdan da yargıçların mı yoksa yargının üstünlüğü mü esas olacak? Kısacası pek çok soru sıralamak mümkün. Bu soruları sıralayanlar peşin olarak suçlanmadan üzerinde düşünülebilse sanıyorum çözüm bulunabilir. Türkiye yargı reformu ile uzayı ilk defa keşfedecek değildir. Bunun dünya üzerinde var olan örneklerinde bize en uygun düşeni alınabilir ve üzerinde gerekli değişiklikler yapılabilir. Ancak, gelinen noktada bir taraf kesinlikle yeni bir düzenlemeyi istemiyor diğer taraf ise bu düzenlemeyi mutlaka yapacağını söylüyor. İşin garibi iki tarafında kendilerine göre haklı gerekçeleri var.

Yargıtay Başkanı Sayın Gerçeker'in, "Bağımsızlık olmazsa tarafsızlık olmaz" sözü haklıdır. Ama bağımsız yargıda tarafsızlığını yitiren yargıçları kim sorgulayacak ya da bu yargıçlar kime hesap vereceklerdir?

Bir yargıcın suç unsuru görmediği bir yazının benzeri başka bir yargıç tarafından suç kabul edilebiliyor ve sorumlusu hem tazminata hem de hapse mahkum edilebiliyorsa, hatta ülkenin içinde bulunduğu şartlara göre değişik refleksler gelişebiliyorsa bu karara muhatap olanda da verilen kararın hukuki olmaktan çok ideolojik olduğu duygusu gelişiyorsa bu işin sonu nereye varacak? Maksadım kimseyi suçlamak değil. Ancak yakın geçmişte yaşanmış ve hâlâ yaşanmakta olan örnekler var. Adına ister mesleki dayanışma içgüdüsü ister ideolojik sempati deyin zamana göre birtakım eylemler suç konusu olabiliyorsa sanıyorum bu noktada tarafsızlık büyük önem taşıyor. Hatta bağımsızlığın, tarafsızlığını yitirmiş yargıcı koruduğu bile akla gelebiliyor.

Bu yazı toplam 1688 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri