Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Abdülkadir ÖZKAN

Bize yakışmayan bu anayasayı kim değiştirecek?

16 Şubat 2010 Salı

Mevcut anayasadan geniş bir kesim şikayetçi. Özelliklede hükumet üyeleri ve iktidar partisi mensupları sıkça memnuniyetsizliklerini dile getiriyor, değişmesi gerektiğini söylüyorlar. Bu söylenenlere biz de katılıyoruz. Bu anayasanın bize yakışmadığını, mevcut sorunların büyük bir bölümünün bu anayasadan kaynaklandığını söyleyenlere katılıyoruz.

Bunlara katılıyoruz ama bir şeye katılmıyoruz. Böylesine şikayet konusu olan bir anayasayı kim değiştirecek? Herhalde sokaktaki vatandaş değil. Hele hele mevcut anayasadan memnun ve mevcut bozuk düzenden yana olan siyasi partiler hiç değil... İktidar partisi değiştirecek. Ancak iktidar partisinin de böyle bir niyeti pek yok. Diyelim ki niyeti var ama adım atmıyor. İktidar partilerinin şikayet etme hakları yoktur. Eğer gerçekten bir uygulamadan şikayetçi iseler o uygulamaya son verecek gerekli düzenlemeyi yapmak durumundadırlar. Bu anayasayı biz de istemiyoruz deyip arkasından da 67 yıl boyunca bu anayasanın yerine yeni bir düzenleme yapılmamış ve hususta ciddi bir adım atılmamış ise o zaman insana "Siz iktidar değil misiniz?" diye sorarlar.

Bu notada bu ülkede hükumet olmanın her zaman iktidar olmak anlamına gelmediğini bunun sebebinin de sürekli şikayetçi olduğumuz anayasa ve bu anayasaya göre oluşturulmuş bazı kurumlarda söz sahibi olan kişiler olduğunu biliyoruz. Diyebiliriz ki hükumetle birlikte iktidar olmanın da yolunu açacak şey yeni bir sivil anayasadır.

Son günlerin haberlerine şöyle bir göz attığımızda dehşet bir tablo ile karşılaşıyoruz. Hatta, toplumun sınıflara ayrıştırılmış olduğunu görüyoruz. Devleti bir yerlerinden ele geçirmiş olanların yerlerini korumak, bununda ötesinde aynı makamları evlatlarına devredebilmek için mevcut yapının sürdürülmesi hususunda hükumetlere rağmen direnç gösterdikleri gerçeği ile karşılaşıyoruz. Olaya iyi niyetli bir açıdan bakacak olursak devlette söz sahibi olanlar zamanla ortaya çıkan değişime ayak uyduramadıkları için direnç gösteriyorlar diyelim. Böylede olsa bu direncin kırılmasının yolu da yine yeni bir sivil anayasadan geçiyor. Anayasa konusunda hiçbir şey yapmadan hükumet üyelerinin her fırsatta anayasadan şikayetçi olmaları belki bir durum tespitidir ama hükumetlerin görevi durum tespitinden ibaret değildir. Yapılan tespite göre düzenlemeler yapmaktır. Ben durum tespiti yapabilirim ve bunun ötesinde sorumluluğum yoktur ama hükumet üyelerinin durumu böyle değildir.

Dünkü haberlerde Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış mevcut anayasadan, "1982 Anayasası bize yakışmıyor" diyerek şikayetini dile getirirken AB ile müzakerelerde de bu anayasanın engelleyici bir rolü olduğuna vurgu yapıyordu. Mevcut anayasanın sebep olduğu sıkıntılar sadece AB ile müzakerelerde engel teşkil etse çok da önemli sayılmayabilir. Nasıl olsa sonunda Türkiye AB'ne alınmayacak. Ancak sorunun başka boyutları var.

Yaşanan bir katsayı sorunu, bir başörtüsü sorunu var. Bunlar öylesine önemli ki temel insan hak ve özgürlüklerini iptal etme anlamına gelen uygulamalar yaşanıyor. Bu engellemelerin kaldırılması için atılan adımlar ise Danıştay ya da bir başka kurumdan geri dönüyor. Yani halkın oyu ile hükumet oluşturanlar bir takım değişiklikleri bile yapamıyorlar çünkü, buna izin verilmiyor. Kısacası ilkel bir manzara ile karşı karışı karşıyayız.

Bu noktada önce Akademisyenler Birliği Başkanı Prof. Dr. Şükrü Koç'un bazı tespitlerini aktarmak istiyorum:

"Katsayı engeli sınıf ayrımıdır. Bir grup çocuğumuz rejim için potansiyal tehdit ilan edilip dışlanıyor.

Bu çocuklar genellikle masum ve fakir halk çocukları. Çocuklar bu töhmetten kurtarılmak isteniyor. Türkiye uzlaşmak istiyor. Ancak izin verilmiyor.

Halk çocukları iktidarda istenmiyor."

Koç'tan bir cümle daha:

"Danıştay kendisini kanun yapıcı olarak görüyor."

Tüm bu tespitlerin sebebi mevcut anayasa. Bu bakımdan öncelikli olarak bu noktadan hareket etmek gerekiyor. Aksi halde daha uzun yıllar bu tür şikayetleri dinler dururuz. Buna karşılık konumlarını yitirmemek için direnenlerin de direnci devam eder. Bu bakımdan gün sızlanma ve şikayet  günü değil çözüm bulma günüdür.

Bu yazı toplam 1736 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri