Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Abdülkadir ÖZKAN

Çoğunlukla değilse demokrasiyi ne ile sağlayacaksınız?

25 Nisan 2010 Pazar

CHP Genel Başkanı Baykal 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle yaptığı konuşmada, "TBMM çoğunluğu demokrasi değildir" demiş. Başbakan Erdoğan da aynı vesileyle yaptığı konuşmada, "Her türlü karar mercii Meclis'tir" diyerek karşı bir görüş belirtmiş. Maksadım kimin haklı ya da haksız olduğunu tartışmak değil, bir çelişkiye dikkat çekmek istiyorum. Bu arada demokrasilerde karar mercii Millet Meclisi ise ve burada da kararlar oy çokluğu ile alınacaksa, buna zorunluluk varsa, şimdiye kadar bu işin bir başka yolu da bulunabilmiş değilse ve birileri de  çıkıp "TBMM çoğunluğu demokrasi değildir" diyorsa bu tür yaklaşım kafa karışıklığına yol açmaktan başka neye yarar? Demokrasi gerçeğini çarpıtma değil midir?

Millet Meclisi'nde kararların oy çokluğu ile alınması mecburiyeti varsa, ancak anamuhalefet lideri de bunu siyasi vesayet olarak nitelendiriyorsa bu işin çıkış yolu nedir? Bürokratik vesayet, millet iradesinin tecelli ettiği TBMM'nin yerini mi almalıdır?

Millet iradesinin tecellisi milletvekilleri eliyle olacaksa ve bunun tecelli yeri de TBMM ise bu da siyasi vesayet olarak nitelendirilecekse Baykal'ın tarifini yaptığı sistemin adı nedir? Aslında Baykal da her fırsatta demokrasiden yana olduğunu söylüyor ve savunuyor. Ancak, öylesine tarifler getiriyor ki Baykal'ın savunduğu demokrasi ile dünya üzerinde uygulanmaya çalışılan demokrasi birbirine ters düşüyor. Sayın Baykal seçilmişlerin, atanmışların vesayetine teslim edildiği bir sistemi demokrasi olarak mı tarif ediyor?

Yürürlükte olan darbe anayasası Baykal'ın anladığı demokrasiye uygun mu düşüyor?

Demokrasi milletin egemenliği, son sözün millet tarafından söylenmesi ise bunun iki yolu vardır. Birisi TBMM'de milletin seçtiği vekilleri millet adına karar verirler, ikincisi referandum yoluyla millete müracaat etmektir. Benim bildiğim bunun dışında şimdiye kadar millet iradesini hakim kılacak bir mekanizma bulunabilmiş değildir. Türkiye'deki uygulama ise pek çok yönüyle demokrasiye uygun değildir. Birileri de çıkıp bunun aksini savunabilirler, millet iradesinin sürekli kontrol altında tutulmasını, milletin sıkça yanlış yapabileceğini düşünerek TBMM'nin üstünde bir takım kurumlar oluşturulmasının zaruri olduğunu savunabilirler. Ancak bunun adı demokrasi olmaz, olsa olsa en yakın tarifi ile 'güdümlü demokrasi' olabilir. Artık güdümlü demokrasiyi kimse demokrasinin karşılığı olarak kullanmıyor. Olsa olsa diktatörlüklerden demokrasiye geçiş sürecinde olan ülkelerde geçici bir süreyle uygulanan ara rejimdir. Ülkemize hiç kimse içinde bulunduğumuz şu zamanda ara rejim demokrasisini uygun bulmamalıdır. Eğer bulunuyorsa bu hem insanımıza hem de ülkemize haksızlık olur.

Baykal konuşmasında çeşitli endişelerini de dile getiriyor. Bu endişelerinin bir kısmında haklı da olabilir. Ancak bu haklılık millet egemenliğini bir takım atanmışların oluşturduğu kurumların vesayetine teslim etmeyi, bunu uygun görmeyi kesinlikle haklı çıkarmaz. Söz konusu endişelerin ortadan kaldırılmasının yolu yine millet iradesi ile gerçekleştirilirse sistemin adı demokrasi olarak kalır. Yoksa darbeciler tarafından hazırlanmış bir anayasa ile oluşturulmuş bir takım kurumların millet üzerindeki vesayetini haklı görürseniz istediğiniz kadar demokrasiden söz ediniz, demokrat olamazsınız.

Hemen belirteyim ki azınlık tahakkümüne karşı olduğum gibi çoğunluğun tahakkümü söz konusu olursa buna da karşı çıkarım. Ancak, çoğunluğun tahakkümü ya da vesayetinin önünü kesmenin yolu millet iradesini bir takım atanmışların oluşturduğu kurumların vesayetine teslim etmek değildir. Bunun için aksaklığın esas kaynağına inmek gerekiyor. Bu ise ülkemizde tüm partilerimizde tek kişinin iradesinin hakim olması, kısacası kimin milletvekili olacağını tek kişinin belirlemesidir. Kısacası liderler tek seçici olmaktan çıkartılmalıdır. Milletvekilleri kendilerini gerçekten milletin vekili olarak görmeli ve algılamalıdır. Bunun yolu ise milletvekillerinin seçim listelerindeki yerini liderler değil, partililerin belirlemesidir. Kısacası TBMM'deki grupların liderlerin işaretine göre hareket etmekten kurtarılması gerekiyor. Ne var ki siyasi partiler ve seçim kanunlarında bu yönde bir değişiklik yapılması siyasi partilerimizin hiç biri tarafında gündeme getirilmiyor, getirilemiyor. Böyle bir teklifle ortaya çıkacak milletvekili bir sonraki seçimde listelerde yer bulamayacağını biliyor. Demek istediğim o ki liderler, grupları üzerinde mutlak hakimiyet kurmaktan vazgeçebilseler, sanıyorum millet iradesini kontrol için bir takım kurumların vesayetine gerek kalmaz. Ayrıca bu ülke, liderlerin vesayetinden de kurtulmuş olur.

Bu yazı toplam 1610 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri