Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Abdülkadir ÖZKAN

Çok başlı dev görünümü rahatsız etmiyor mu?

21 Şubat 2010 Pazar

Çocukluk günlerimizde genellikle sözlü kültür hakimdi. İnsanlar bir araya geldiklerinde birbirlerine ya masal anlatırlar ya da bilmece sorarlardı. Anlatılan masallar arasında sanıyorum en sık duyduğum masalın ana kahramanı 7 başlı bir devdi. Ve bu deve karşı mücadele veren bir yiğit. Sonunda hep o yiğit galip gelirdi. Benzer masalları insanlar kaç kere dinlerlerse dinlesinler galiba bıkmazlardı da. Sohbet etmediklerinde de aralarında oyunlar oynarlardı. Yani insanlar kendi aralarında eğlenmeyi bilirlerdi. Şimdilerde insanlar eskiden olduğu gibi birbirlerine fazlaca misafirliğe gitmiyorlar. Gittiklerinde ise misafirleri de ev sahiplerini de televizyon esir alıyor. Bu yüzden doğru dürüst sohbet bile edilemiyor. Bu sebeple misafir geldiğinde televizyonu kapatmayı tercih ederim. Eğer bir yere misafirliğe gidilmişse konuşulması, sohbet edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yok eğer gidilen yerde televizyon seyredilmesi planlanmışsa bunun için misafirliğe gitmeye gerek yoktur, evinde oturur televizyonunu izlersin.

Aslında gündemdeki konuları yazmak istiyorum. Olayları şöyle bir gözden geçirdiğimde çocukluğumdaki masalların 7 başlı devini hatırladım. Ne ilgisi var diyebilirsiniz. Çok basit. Olayları incelediğinizde ve kurumlar arası çatışmaya baktığınızda 7 başlı olmasa da çok başlı bir ejderha çıkıyor karşınıza. Masalda bu ejderha ile mücadele eden bir tek kişi, bir yiğit var iken ülkemiz ortamında bu yiğidi kimin/kimlerin ya da hangi kurumun temsil ettiğini söylemek zor.

Çünkü zaman zaman kurumlar arası çatışmada muhataplar değişebiliyor. Özellikle iktidarda bulunanların temsil ettiği zihniyet, mücadelede değişikliğe yol açıyor. Elbette farklı kesimler arsındaki bütünlük de her zaman devam etmiyor. Zamana göre kurumlar arasında da farklılıklar ortaya çıkabiliyor. O zaman kimin nerede durduğunu tespit de zorlaşıyor. Gerçi uzun zaman bazı kurumlar tam bir bütünlük sergilediler. Böyle olunca da karşılarında ciddi bir direniş görmüyorlardı. Ancak giderek kurumlar içinde oluşan farklılaşma işleri biraz daha belirsizliğe itmeye başladı. Söz gelimi ülkemizde kurumlar arası mücadelede medya, geçmişte genellikle bir bütünlük içinde hareket eder, farklı görüş sahiplerinin sesi fazlaca çıkmazdı, çıksa da kamuoyunda duyulmazdı. Şimdilerde görüyoruz ki medyada da ortaya çıkan farklılık arasında eşitlik oluşmaya başlamıştır. Bunu bir değişimin adımları olarak nitelendirmek mümkündür. Artık eskinin aynen devamının mümkün olmadığının bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir. Elbette hangi ülkede olursa olsun değişim sancılı olur. Bazılarının söylediği gibi ülkemizde son yıllarda yaşananlar bu değişimin doğum sanıcısı olabilir. Ancak, bu işin nerede biteceğini milletin bilmesi mümkün olmadığı için tedirginliği de artırıyor.

Özellikle kurumlar içindeki ayrışmalar gündeme gelen konularda farklı görüntülerin ortaya çıkmasına yol açıyor. Halbuki geçmişte kurumlar tek bir ses ve görüntü verirlerdi ve taraflar kendilerini sağlamda görürlerdi. Sanki 7 başlı ejderhanın başları kendi aralarında da mücadele ediyor, birbirlerini alt etmeye çalışıyorlar. Son günlerde gündeme gelen yargı içindeki gelişmeleri başka türlü izah mümkün mü?

Bu arada Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'a ait olduğu ileri sürülen ve bir internet sitesinde yayınlanan ses kaydının ardından Başbuğ'un, "Bilgi sızmaları oluyor maalesef, çürükler yüzünden... Herkes gibi ben de doluyum ama her şeyin bir zamanı var" sözleri yargıdaki farklılaşmaya benzer bir farklılaşmanın TSK'da da yaşandığını gösteriyor. Bu arada Genelkurmay Başkanlığı'nın söz konusu ses kaydının Org. Başbuğ'a ait olduğunu açıklamasının ardından medyadaki görüntüde ciddi bir bölünmüşlük gösteriyor. Bir grup medya ses kaydında söylenenlere dikkat çekerken, önemli bir kesimde konuşmanın içeriğinden çok Org. Başbuğ'un dinlenmiş olduğuna, bunun nasıl gerçekleştirebileceğine vurgu yapıyor. Yani hukuk dışı dinlemeyi gündeme getiriyor ve bu konuşmayı sızdırılanlar suçlanmaya, mahkum edilmeye çalışılıyor. Elbette dinlemeleri tasvip etmemiz mümkün değildir. Ama, bir Genelkurmay Başkanı daha önce yalanladıkları bir görevlendirmeyi "Emri ben verdim" diyerek kabul ediyorsa ses kaydının kimler tarafından ve nasıl yapıldığından çok konuşmanın içeriği önem kazanmaz mı? Elbette hiç kimsenin ne sebeple olursa olsun mahkeme izni olmadan bir başkasını dinlemesi suçtur ve bunu yapanların tespit edilerek haklarında gerekli işlemin yapılması gerekir. Ancak, hiçbir kurum ve kişinin de kendisini dokunulmaz görmesi hukuk devletlerinde mümkün değildir. Eğer böyle devam ederse ülkemiz 7 başlı değil daha fazla başlı bir ejderhayla karşı karşıyayız demektir.

Geri izlemetrackback
Bu yazı toplam 2076 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri