Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Abdülkadir ÖZKAN

Hesaplaşmaya izin verilecek mi?

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Yüksek Seçim Kurulu(YSK) referandum tarihini 12 Eylül olarak belirlediğini açıkladı. Buna göre referandum için tarih eski yasaya göre 4 ay olarak belirlenmiş oluyor. Bu noktada işin hukuki yönü üzerinde duracak, bir takım yorumlara girecek değilim. Çünkü, bu konuda farklı görüşler var. Kimileri Anayasa Mahkemesi'nin iptal talebini görüşürken sıkışmaması ve kararın referandum sonrasına kalmasını engellemek için 4 aylık sürenin belirlendiğini ileri sürüyor. Böyle bir yaklaşımı kabul etmek Yüksek Seçim Kurulu'nun hukuki değil siyasi bir karar verdiğini kabul etmek anlamına gelir. Karar alınmış referandum takviminin işlemeye başladığı şu noktada bu tür tartışmalarla sonuç almanın mümkün olmadığı ortadadır. Zaten bu tür tartışma ve sürtüşmelere son vermek için anayasa değişikliği yapılmadı mı?

Elbette mevcut statünün devam etmesinden yana olanlar ellerindeki imkanı kullanarak değişikliği engellemeye çalışacaklardır. Bu da normal bir davranış biçimidir. Üzerinde durmak istediğim husus ise 12 Eylül darbe anayasasında yapılmış geniş çaplı değişikliğin halk oyuna sunulma tarihinin de 12 Eylül olarak tespit edilmiş olmasıdır. Buna göre halk 12 Eylül 2010 tarihinde darbeden 30 yıl sonra tavrını açıklayacaktır. Gerçi darbeden bu yana halk hiçbir seçimde darbeci zihniyetin temsilcilerini tek başına iktidar yapmayarak bir değil çeşitli kereler tavrını ilan etmiştir ama bu defa 12 Eylül darbesinin ardından anayasa hükmü haline getirilmiş bir zihniyetin devam edip etmemesi konusunda ne istediğini gösterecektir.

Yüksek Seçim Kurulu ister hukuki gerekçelerle ister siyasi bir tavırla referandum tarihini 12 Eylül olarak açıklamış olsun darbeci zihniyet ile milletin hesaplaşması aynı tarihe denk gelmiştir. Bunu kimileri "Tarihi tesadüf" kimileri "12 Eylül rövanşı" bazıları "30 yıl sonra hesaplaşa" ya da "30 yıl sonra 12 Eylül'de 12 Eylül oylanacak" olarak nitelendiriyor olsun neticede denk düşmüş bir tarihle karşılaşıyoruz. Ancak denk düşmeyen, hatta tezat teşkil eden başlıklar, çelişen haberler bazı gazetelerde yan yana yer alıyordu. Bir yandan 12 Eylül'de halkın 12 Eylül ile hesaplaşacağı başlığa çekilirken öbür yandan CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne müracaatı, onunla da yetinmeyip Anayasa Mahkemesi'nin bu değişikliği iptal etmesi gerektiği yorumları ve haberleri yer alıyordu. Anayasa Mahkemesi'nin değişiklik paketini iptali halinde halkın iradesinin tecelli etmesinin önü kesilmiş olmayacak mı? Yani Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliğini iptal ederse referandum yine gerçekleşecek mi? Gerçekleşecekse bunun anlamı olacak mı? Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesi için referandumun sonucu beklenmesi gerekirken CHP daha yürürlüğe girmeyen bir düzenlemenin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne gitmiş, yüksek mahkemede yürürlüğe girmemiş bir düzenleme üzerinde CHP'nin müracaatını görüşmüş olmayacak mı?

Bugün ve önümüzdeki günlerin bana göre en önemli konusu yukarıda dikkat çekmeye çalıştığım hususlardır. Yoksa anayasa değişikliğinin oylamasının eğer yapılabilirse 12 Eylül ya da bir başka tarihte yapılmış olması çok önemli değildir. Kısacası bu noktadan sonra tek önemli olan halkımızın iradesinin tecelli edip etmeyeceği, buna izin verilip verilmeyeceğidir. Bunun dışındaki tüm tartışmalar  tartışmaya çeşni katma gayreti gibidir. Elbette 12 Eylül darbe anayasasının halk oyuna sunulma tarihinin 12 Eylül olması ilginçtir ama esas konu bu değildir. Kaldı ki bu ilginçliğe dikkat çeken ve vurgu yapan medyanın öbür yandan bu değişikliğin iptali yönünde kampanya yürütüyor olmaları çok daha ilginçtir. Gelişmeler böyle bir ilginçliğin onların fazla ilgisini çekmediğini gösteriyor. Kısacası egemenliğin halkta olduğu söyleminin gerçek olup olmayacağı önemlidir. Nedense medyanın önemli bir bölümü işin bu yönünü görmezden geliyor, detaylarla milleti oyalamaya çalışıyor.

Bu yazı toplam 1996 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri