Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Abdülkadir ÖZKAN

Önce insan olmak!..

31 Ocak 2010 Pazar

Balyoz planı ile birlikte gündeme gelen tutuklanacak ve faydalanılacak gazeteler listesi gazeteciler arasında darbe planını gündemin geri planlarına atarken, birbirleri ile tartışmalarını ön plana çıktı. Birbirlerini darbeci olmakla suçladıkları gibi, buna karşılık bazı gazeteciler de darbeye karşı oluşu AK Parti yandaşlığı ile eş anlamlı olarak takdim etmeye başladılar. Zaten bir tartışmada öfke hakim oldu mu o tartışmadan hayırlı bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. Çünkü, mantık devre dışı kalır. Bunun da ötesinde mantık devre dışı kalınca akıl almaz iddialar ve tezler gündeme gelebilir.

Akıl ile düşününce darbe karşıtı olmanın şartı AK Partili olmak olabilir mi? Darbe karşıtı olmanın patenti  AK Parti'ye mi aittir de onun için mi darbe planlarına ve çetelere karşı bir tavır sergileyenler hemen AK Partili olmakla nitelendirilerek mahkum edilmeye çalışılıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse böyle bir yaklaşımın akıl ve mantık ile izahı mümkün değildir. Bu memlekette yıllardan beri milletin büyük bir bölümü hep darbelere muhatap oldu. Bunun sonucu acı çekti. Kısacası itilmişliğe mahkum edildiler.

Çetelerin bir takım plan ve çalışmaları sonucu hemen her fikirden insan farklı zamanlarda zarar gördüler. Pek çok tanıdığım kendileri ile aynı fikri paylaşmadığım halde işlerini kaybettiler. Hatta farklı görüşlere mensup binlerce genç yıllarca aynı hücreyi paylaştılar. Kimileri memuriyetlerini kimileri TRT'deki görevlerini kaybettiler. Hatta daha yakın bir zaman önce bazı gazeteciler ve köşe yazarları gazetelerindeki işlerinden uzaklaştırıldılar. Çünkü, patronlar yapılan baskıya dayanamadılar. Dayanamadılar derken patronları aklıyor değilim. Dayanmaları gerekirdi ama o direnci göstermediklerine vurgu yapıyorum. Bugün gelinen noktada bazı köşe yazarlarının darbe karşıtı bazı yazarları AK Parti yandaşlığı ya da AK Parti'ye sahip çıkmakla suçlamalarının bir tek hedefi olabilir o da kendi darbeci tavırlarını gizlemek. Çünkü, geçmişte bir takım çetelerin yönetim üzerindeki hakimiyetleri sonucu işlerini kaybeden bazı yazarların bugün yapmaları gereken şey darbe dönemlerinin son bulması için çaba göstermeleri iken bazı meslektaşlarını itham etmeyi tercih etmeleri sağlıklı bir yaklaşım olmadığı, hatta kendi içinde tutarlı bir yanının bulunmadığı bir yana darbecilere destek vermeden öte bir işe yaramaz.

Kısaca demek istediğim o ki, bazı köşe yazarlarının AK Parti karşıtlığı öyle bir noktaya ulaşmış ki, bunun için darbe yandaşlığı bile yapılabilir mantığı geliştirilmiş. Kısacası bu mantığa göre bu memlekette iki pozisyon var. Ya darbe yandaşasınız öyle ise AK Parti karşıtısınız ya da darbe karşıtısınız ve AK Parti yandaşısınız. Başka bir duruş ve taraf olamaz mı? Söz gelimi AK Partili olmam ama darbe karşıtı olabilirim. Yani AK Partili olmayışım beni ille de darbecilerle aynı safta bulunmaya mecbur etmez, edemez.

İşte bu noktada uzun yıllardan beri toplumu ille de iki yerden birini seçmeye mahkum eden anlayış ortaya çıkıyor. Toplum iki partiden birine mahkum ediliyor, diğer alternatifler toplumdan gizleniyor. Yani bu ülkede iktidar ile muhalefet birbirinin devamı gibi görünüyor. Biri giderse diğeri gelsin ama üçüncü bir alternatiften toplumun haberi olmazsın. Bu anlayış yıkılmaya başlamıştı ki 28 Şubat süreci devreye sokuldu. Aynı anlayış ve yaklaşım sebebiyle Milli Görüş haraketinin 4 partisi kapatıldı. Tek başına iktidara gelmesinin önünü kesmek için her türlü kanun dışı yola başvuruldu. Neticede Milli Görüş hareketi parçalandı ve bir kısmı ayrı bir parti olarak ortaya çıktı. Milli Görüş gömleğini çıkardık diyenler tek başlarına iktidar koltuğuna oturdu. Bir diğer ifade ile Milli Görüş gömleğini çıkarmadan iktidar olunamayacağını düşünenler farklı bir yol ve çizgi takip ederek siyaset yapmaya baladılar. Diyebiliriz ki 28 Şubat postmodern darbesi olmasaydı Milli Görüş hareketini temsil eden parti tek başına iktidar olacaktı. Tüm araştırmalar bunu gösteriyordu. Bunu gösterdiği için de cuntacılar harekete geçmişlerdi. Bu bakımdan diyebiliriz ki Milli Görüş gömleğini çıkarmamış olanların bugün darbelerden yana olmaları mümkün değildir.

Darbe karşıtlığı ile AK Parti yandaşlığını aynı kefeye koymak yanlışlığın da ötesinde toplumu bir daha iğfal anlamına gelir. Bunun da ötesinde gerçekten demokrasi ve insan haklarına sahip çıkan herkesin hangi siyasi eğilime mensup olursa olsun darbelere ve çetelere karşı birlikte hareket etmeleri gerekir.

Kısacası bugün belirlenmesi gereken tavır, demokrasiden yana mısın yoksa hala darbelerden medet umanlardan mısın? Bu noktada bir takım hilelere başvurmadan net tavır ortaya koymak zamanıdır. Şu anda bunun faydasının hangi siyasi harekete olacağı çok önemli değildir. Önemli olan demokrasi ve insan haklarının kazanmasıdır. Bir diğer ifade ile önce insan olmak gerekiyor.

Bu yazı toplam 1826 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri