Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Abdülkadir ÖZKAN

Yunanistan, AB, IMF ve egemenlik

15 Şubat 2010 Pazartesi

Tarihimizden bugünlere süzülüp gelen bir söz vardır. Osmanlı İmparatoru Kanuni'ye Fransa'nın borç para istediği iletilir ne yapılması gerektiği hususunda emri sorulur. Kanuni, "Verin... Verin... Bugün borç alan yarın emir alır" karşılığını verir. Bu olay geçmişte gerçekten yaşanmış mıdır yoksa söylenip gelen bir söz müdür, bilemem ancak yüzyıllardan bu yana bir gerçeği ifade ettiği kesin.

Egemenliğin ekonomik bağımsızlıkla yakından ilgili olduğunu sanıyorum söylenmeye bile gerek yok. Sadece devletler arasında değil kişiler arasında bile borçlu olan alacaklı karşısında zayıftır. Özellikle bir de borçlu olan ödeme güçlüğü çekiyorsa alacaklısı ile karılaşmamaya çalışır. Karşılaştığında ise dik durması biraz zordur. Konu uluslararası alana intikal ettiğinde görüyoruz ki gerek uluslararası finans kuruluşları (IMF ve Dünya Bankası gibi) gerek ülkeler ile ülke toplulukları (AB gibi) verdikleri borç karşılığında çeşitli şartlar ileri sürmektedirler. Hata çoğu zaman söz konusu uluslararası kuruluşlar verdikleri borç paranın nelerde ve nasıl kullanılacağını bile belirleyerek karşıya dikte ettirirler. Sıkça sözünü ettiğimiz IMF programları hep ekonominin nasıl yönetileceğini belirleyen programlardır. Bir diğer ifade ile emirnamedir. Eğer borç alacaksanız, "Benim paraya ihtiyacım var. Veriyorsanız verin, nerede kullanacağıma karışmayın" diyemezsiniz. Deseniz de karşı taraf bu tavrınızı hiç ciddiye almaz. Bu bakımdan uluslararası alanda egemenliğin yolu güçlü olmaktan geçer.

Ne var ki özellikle ülkemizi yönetenler ülke kaynaklarını harekete geçirip borçsuz, güçlü bir ülke haline gelmenin mücadelesini vermek yerine lazım oldukça iç ve dış kaynaklardan borç alma ve vergileri artırma yolunu seçmişlerdir. Bu sebeple de geçen süre içinde sürekli olarak devletin borç yükü artarak bugünlere gelmiştir. Bu gelinen noktada alınan borçların sadece faizine karşılık devlet olarak 50 milyar doların üzerinde ödeme yapmak zorunda kalınıyor. Bunun sonucu olarak dar ve sabit gelirler kemer sıkmak zorunda kalır. Ülkede yatırımlar durur ve yabancı sermayeye şartsız kucak açılır. Borç verenlerin hedefi de budur. Yabancı sermaye gelirse de sanayi alanında yatırıma gelmez. Genellikle para ile para kazanma yolunu seçer.

Sözü uzatmanın anlamı yok eğer ekonomik olarak güçlü değilseniz sesinizi fazla çıkaramazsınız. Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu'nun dediği gibi egemenliğinizi güçlülere teslim edersiniz.

Papandreu şu anda ülkesinin yaşadığı ekonomik krizi izah ederken, "Ülkenin bugünkü durumundan en çok Avrupa Birliği sorumlu. AB ile uluslararası Pazar arasındaki mücadelede kobay olarak kullanıldık" diyor. Bu sözler Türkiye açısından büyük önem taşıyor. Daha önceki bir yazımızda da temas ettiğim bir konuya Papandreu'un açıklamasının ardından tekrar dönmekte yarar var.

Bu ülkede yıllardan beri AB üyeliği hep bir çıkış yolu, insanımız ve ülkemiz için zenginlik sebebi olarak takdim edilmişti. Bu şarkı ile toplumun büyük bir bölümünde AB üyeliği hayalleri kurulmaya başlanmıştı. Geçen zaman içinde AB'den yapılan açıklamalar topluma AB gerçeğini göstermeye başladı. Özellikle AB'nin sürekli olarak Kıbrıs ve Yunanistan ile ilgili sorunlarımızda hep Rumlara destek verdiğini de dikkate alırsak böyle bir kuruluştan Yunanistan'ın şikayetçi olmaması gerekmez mi?

Ama hayır Yunanistan bile ekonomik krizden AB'yi sorumlu tutuyor. Bu noktada durup düşünmek durumundayız. AB'nin şımarık çocuğu Yunanistan bile ilişkilerden zarar gördüğünü ileri sürüyorsa Türkiye, AB ile ilişkilerinden nasıl bir netice elde edebilir? Hem de AB liderleri toplanıp Yunanistan'ı içine yuvarlandığı krizden çıkarabilmek için yardım kararı aldıkları bir sırada.

İMF, Dünya Bankası, AB gibi uluslararası kuruluşlar ya da bir başka ülke olsun verdiği borcun karşılığını garantiye almadan zırnık koklatmadığını artık tüm dünya görüyor ve biliyor. Olay sadece bununla da kalmıyor. AB denen Hristiyan Kulübü'nün üyesi olan Hristiyan Yunanistan lideri Papandreu'nun şu sözlerini AB'ne girmek için yırtınan Türkiye'deki bazı çevrelerin tekrar tekrar değerlendirmeleri gerekir:

"AB'deki ortaklarımızın desteği karşılığında ülke olarak egemenliğimizin bir kısmını teslim ettik"

Günümüzde tek değer ölçüsünün para olduğu düşünülürse tüm ilişkilerin bu açıdan değerlendirildiğini, ne kadar para o kadar köfte geçeğini hatırdan çıkarmamak gerekiyor.

Bu yazı toplam 2298 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri