Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ahmet HAKAN

27 Mayıs devrimdir diyenlere cevaplar

28 Mayıs 2011 Cumartesi

- SORU: 27 Mayıs’tan sonra yapılan 1961 Anayasası, Türkiye Cumhuriyeti’nin en demokratik, en özgürlükçü, en ileri anayasasıdır. 27 Mayıs’a vururken hiç değilse bunu göz önünde bulundursaydınız.
 

-  CEVAP: Göz önünde bulundurmam... Asla bulundurmam, kata bulundurmam... Çünkü anayasaların metni kadar, yapılış süreçlerinin de demokratik olması şarttır. İsterse yeryüzünün gelmiş geçmiş en harika anayasasını yapmış olsunlar, hiç fark etmez. Değil mi ki zorbalıkla işbaşına geldiler, yaptıkları anayasadan kimseye yarar gelmez. Gelmemiştir de nitekim... Daha 10 yıl bile geçmeden, “Bu anayasa bize bol geldi” deyip milleti yeniden sıkboğaz etmediler mi?
* * *
-  SORU: 27 Mayıs Devrimi’ni eleştirmişsiniz. Peki hırsızın hiç mi suçu yok? Tahkikat Komisyonları’nı kuran, partizanlık yapan, milleti birbirine düşüren, Vatan Cephesi’ni oluşturan Demokrat Parti’ye bir şey demeyecek misiniz?
-  CEVAP: Bir şey demem... Çünkü ben iflah olmaz bir “Sandıkla gelen sandıkla gider”ciyim. Benim için oyunun kuralı gayet basittir: Halkın oyuyla iktidara gelmiş bir hükümeti, ancak halkın oyu götürür... Askerin buna müdahale hakkı yoktur... Halkın oyuyla işbaşına gelmiş herhangi bir iktidarın en büyük günahı bile, cunta kurup darbe yapan askerin günahı karşısında sevap gibi kalır.
* * *
-  SORU: Menderes diktatörlük kurmuştu. Seçime gitmeyecekti. 27 Mayıs kaçınılmazdı.
-  CEVAP: Menderes demokrasinin kurallarını zorladı, tamam. Menderes özgürlüklerin önünü tıkadı, tamam. Menderes milleti cepheleştirdi, tamam... Ama “Menderes seçime gitmeyecekti” ya da “Menderes iktidarı devretmeyecekti” gibi iddialar doğru değil. Bu iddiaların amacı, sadece ve sadece askeri darbeyi meşrulaştırmak... Oysa biz iddialar üzerinden değil, hakikatler üzerinden gitmek zorundayız.

Yerse/yemezse jarse

-  Ömür Gedik’in şarkı söylemesini, düet yapmasını...
-  Ece Vahapoğlu’nun roman yazmasını...
-  Abdurrahman Dilipak’ın soyut resme merak sarmasını...
-  Ayşe Özyılmazel’in Demet Akalın ya da Hande Yener’e rakip çıkmasını...
-  Onur Baştürk’ün şarkı sözü yazmasını...
Asla ve kata yadırgamıyorum.
Hatta cesur bile buluyorum.
Neden mi?
En önemli neden şu:
Başka bir alanda var olmalarına karşın, sanat gibi iddialı bir alanda ürün vererek, kendilerine yönelecek alaycı bakışları, kafa bulmaları, ağır eleştirileri, dalgaları, ironileri falan göze alıyorlar, alabiliyorlar ya...
İşte bundan dolayı...
Bundan büyük cesaret mi olur?
* * *
Ama bir sorun var!
Bakıyoruz bu isimlere...
En küçük bir eleştiri karşısında...
Bin yıllık popçu ağzıyla cevap yetiştirmeye çalışmalar, en küçük bir ironiye bile tahammülsüzlük göstermeler, “Ama benim şarkımın sözlerini Sezen yazdı, ne haber?” tarzı çocukluklar yapmalar falan...
Yani istiyorlar ki:
Hem hayli iddialı bir alanda varlık göstersinler, hem de eleştiriden münezzeh olsunlar.
Alkıştan başka bir ses duymak istemiyorlar. Hepimizin gözyaşları içinde kendilerini yükseklere, en yükseklere çıkarmamızı istiyorlar.
Oh ne âlâ!
Madem kafa bulunmayacak, madem alay edilmeyecek, madem hınzırca dalga geçilmeyecek...
Bu durumda hiç de cesur olmadığım halde ben niye bir şarkıyla dalmayayım ki âleme?
Üstelik elimde “yerse/yemezse jarse” şeklinde nakaratı hazır bir şarkı bile varken...

Kemal’e vurmak isteyen yandaşlara malzemeler

-  Şöyle ağzını doldurarak “Mustafa Kemal Atatürk” demiyor. Atatürk düşmanı mıdır nedir?
-  Şiir okumuyor, deyiş söylemiyor, kafiye düşürmüyor. Sanat düşmanı mıdır nedir?
-  Çocukluk arkadaşından alınan özel istihbarat: Çocukken komşu bahçeden erik yolmuş. (Melih Gökçek! Uyuma!)
-  Kime hangi şakayı yapacağını bilmiyor. Küçük çocuğa “Dikkat et kasedin çıkmasın” diyen biri devleti nasıl yönetecek?

Kimi neden takip ediyorum

-  EMRE AKÖZ’Ü: Bir köşe yazarı daha ne kadar gerileyebilir ki diyerek... Israrla ve inatla...
-  ŞARKICI EMRAH’I: Kendisinin pintiliğine dayalı maceralarının sonu nereye varacak diyerek...
-  BÜLENT ARINÇ’I: İçinde porno, kaset, sevişmek gibi sözcükler geçen muhafazakâr cümlelerini işitmek için...
-  AKİT GAZETESİ’Nİ: Çarpık din telakkisinin faşizme nasıl geçit verebileceğini görüp ibret almak için... (Bakınız: Hasan Karakaya’nın “Türk müsün, Kürt müsün be Kılıçdaroğlu” yazısı...)
-  HÜLYA AVŞAR’I: Kendisine yanıt vermeye tenezzül bile etmeyen Tarkan karşısında düştüğü ezik durumdan kurtulmak için acaba neler yapabilir diyerek...
-  YANDAŞ MEDYAYI: “Polisten fotoğraf-MİT’ten belge almaya” dayalı haberciliği nerelere kadar götüreceğini görmek için...

The İmam

DALAMAN’ın bir köyünde motosiklet tutkunu bir imam varmış.
Kot pantolonu, renkli motosikletçi montu ve üzerinde “skorpion” yazılı kaskıyla fena halde havalı biriymiş imam.
Gençmiş, bekârmış.
Ancak tutucu cemaat, “Biz motosikletle camiye gelen bir imamın arkasında namaz kılmayız” diye kazan kaldırmış bizim imama...
Köyün gençleri de tutucularla birlik olup imama tehdit üzerine tehdit yağdırmışlar.
Kısacası “Ne yapsa ne etse üstüne gittiler, mavi gökyüzünü ona dar ettiler” durumu çıkmış ortaya...
Sonunda imam dayanamamış ve basmış istifayı...
* * *
Sözün özü şu:
“The İmam” filmi vardı, büyük gürültü kopartan... Bodrumlu imamın başından geçenlerin aynısı anlatılıyordu filmde...
Ne diyelim? Filmdi, gerçek oldu.

Kasetcinin hık deyicileri

SON günlerde internette kaset servisi yapan karanlık odakların “hık” deyicileri türedi.
Mesela Zaman gazetesinden Hüseyin Gülerce şöyle yazmış:
“Daha büyük sarsıntı yapacak kasetler çıkabilir, MHP seçime havlu atmak zorunda kalabilir”.
Bu bir niyet bildirimi mi?
Yoksa bir istihbarata mı dayanıyor?
Eğer niyet bildirimiyse mesele yok. “Bir temenni cümlesi” deyip geçilir.
Ama eğer bir istihbarata dayanıyorsa, o zaman Hüseyin Gülerce’ye “Nereden biliyorsun?” diye sorulur.
Sorulunca ne söyler, ben asıl onu merak ediyorum.
* * *
Herkes Hüseyin Gülerce gibi “hık” deyicilik rolünü kibarca yürütmüyor.
Bir de Ergun Babahan gibi olayı “hık” deyicilikten çıkarıp rezil bir iftiraya dönüştürenler var.
Güya benim-semiyormuş gibi yaparak, güya suret-i haktan görünerek, “Devlet Bahçeli’nin de kasetleri varmış... Hem de bir acayipmiş” diye ballandırma stratejisi uyguluyor Ergun Babahan.
İma ettiğinin binde birini bugünkü iktidarın herhangi bir ismine yöneltse kapının önüne konuluverir.
Ama söz konusu Devlet Bahçeli olunca atış serbest tabii...
Ergun Babahan ve benzerleri hep böyledirler zaten:
Kimin borusu ötüyorsa, onun borusunu öttürür.
Kimin borusu ötmüyorsa, onun üstünde tepinir.

NOT: Ülkü Ocakları’na bağlı bir grubun Star gazetesine yönelik saldırılarını kınıyorum.
Ülkücülerin her şeyden önce tepki duydukları olaylar karşısında cam çerçeve indirmeye kalkmayıp medeni bir biçimde tepkilerini dile getirmeyi öğrenmeleri gerekiyor.

Bu yazı toplam 1252 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri